Gündem Değerlendirmesi (17.03.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 17 Mart 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; Koronavirüs’e Karşı Ekonomik Önlem, Küresel Silah Ticareti Raporu, Hindistan Faşizmi, Avrupa’nın İnsanlıkla İmtihanı ve Myanmarlı Mülteciler gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

KORONAVİRÜS’E KARŞI EKONOMİ SAĞLAMA ALINMALI

Küresel bir boyut kazanan Koronavirüs salgınının aynı şekilde küresel anlamda ağır ekonomik sonuçlarının da olduğu bir gerçektir. Mevcut ekonomik sorunların daha da derinleşmemesi, işsizlik ile hayat pahalılığının yükselmemesi ve meydanın fırsatçılara kalmaması için tedbirler alınmalıdır. Çin'in bu salgın nedeniyle uğradığı devasa ekonomik kayıplar düşünüldüğünde Türkiye'nin çok ciddi tedbirler alması zarureti ortaya çıkmaktadır.

Sağlık Bakanlığının süreci yönetme konusundaki başarılı çalışmalarının özellikle ekonomik alanda da gösterilmesi gerekir. Bu salgının üretim ve istihdam üzerindeki etkilerinin asgari düzeyde kalması için tedbirler acilen alınmalıdır. Zamanında çok ciddi tedbirler alınmaz ise telafisi mümkün olmayan neticelerle karşılaşılacağı aşikârdır.  İşsizliğin son ayda yükselme eğilimini devam ettirerek %13,7’lere çıkmış olması, enflasyonun aynı şekilde %12.37'lere tırmanması bu endişeleri artırmaktadır. Bu nedenle ekonomik etkileri minimize eden bir yaklaşımın acilen ortaya konulması icap etmektedir.

KÜRESEL SİLAH TİCARETİ RAPORU

2015-2019 yıllarını kapsayan Küresel Silah Ticareti Raporu açıklandı. Rapora göre ABD, silah ihracatında birinci sırada yer alırken silahların en büyük alıcısı ise Suudi Arabistan olmuştur. Ortadoğu ülkelerinin toplam silah ithalatı ise yüzde 61 oranında artış göstermiştir. Silah pazarında lider konumda olan ABD, Afrika ve Ortadoğu’da bir taraftan ekonomik yaptırımlarla siyaseti dizayn etmekte, diğer taraftan bölgesel gerginlikler çıkararak silah satışlarını artırmakta, iç çatışmaya sebebiyet vererek işgal politikalarına zemin hazırlamaktadır.

Silah ithalatında ilk sırada yer alan Suudi Arabistan’ın ABD’den ithal ettiği silahlar, bölge politikalarında siyasi destek karşılığı rüşvet niteliğindedir. Söz konusu silahlar Yemen, Suriye, Libya gibi kaotik bölgelerde kullanılmakta ve istikrarsızlığı derinleştirmektedir. ABD’nin askeri politikaları sonucu İslam coğrafyası, savaşı ve istikrarsızlığı derinden yaşamaktadır. Fitne çıkarıp çatıştırma stratejisiyle hareket eden ABD, rejimleri/halkları ideoloji ve mezhep üzerinden ayrıştırmakta, ayrılıkçı hareketleri körüklemekte ve ülkeleri iç savaşa sürüklemek suretiyle silahları için pazar oluşturmaktadır. Bölge ülkelerinin bu kısır döngüyü kırması çok önemlidir. Bu nedenle İslam coğrafyalarında Müslümanlar ve özellikle idarecileri, siyasetlerini barışı sağlamak üzerine kurmalıdırlar.

HİNDİSTAN FAŞİZMİ

Müslümanlara yönelik faşist politikalarına Keşmir’in özel statüsünü kaldırmakla başlayan Hindistan, son olarak yeni vatandaşlık yasasında Müslümanların dışlanması üzerine yapılan barışçıl protestolarda Müslümanlara yönelik devlet terörü uygulamaktadır. 200 milyon Müslümanın yaşamının tehdit altında olduğu ülkede Hindu milliyetçiler de Hindistan polisleri gözetimindeki saldırılarla Müslümanları katletmeye başlamıştır. Son olarak Müslümanlara ait ev ve işyerlerinin yanı sıra camiler hedef alınmaya başlanmıştır.

Müslümanlara yönelik soykırım faaliyetleri yürüten Hindistan yönetimine karşı başta İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere uluslararası kuruluşlar ve İslam ülkelerinin sessizliği endişe vericidir. İslam ülkeleri, Asya’da yeni bir Filistin oluşturmaya yönelik faaliyetlere karşı ivedilikle harekete geçmeli, Hindistan yönetimine karşı caydırıcı adımlar atılmalıdır. Son birkaç yılda dünyanın birçok bölgesinde Müslümanlara yönelik şiddetin artış göstermesi, ihlallere yönelik Müslüman kamuoyu ve İslam ülkelerinin sessizliğinden kaynaklanmaktadır. Hindistan yönetiminin vahşete varan son tutumu, dünyanın her yerinde zulme uğrayan Müslüman toplumlar açısından hukuki ve siyasi bir garantör zaruretini ortaya koymaktadır.

AVRUPA’NIN İNSANLIKLA İMTİHANI VE MYANMARLI MÜLTECİLER

Türkiye’nin sınırları açma kararının ardından Avrupa’ya ulaşmak isteyen mültecilerin sınırdaki dramı devam etmektedir. Yunanistan güvenlik güçleri tarafından kötü muamele ve işkenceye maruz kalan mülteciler, salgın hastalık ve açlık tehdidiyle karşı karşıyadırlar. Sınırda yaşanan insani dramın sona ermesi için Avrupa Birliği gerekli adımları atmamakta, Yunanistan’ın barbarca müdahalesini desteklemektedir. Son olarak Almanya tarafından 1500 refakatsiz çocuğun ülkeye kabul edileceğine dair açıklama ürkütücüdür. Zira kabul edilmesi planlanan 1500 çocuğun kültürel ve dini asimilasyona maruz kalacakları kesindir. Son 10 yılda Avrupa’da kaybolan göçmen çocuklarla ilgili yasal işlem yürütmeyen Avrupa ülkeleri bu çocukların geleceği açısından risk teşkil etmektedir. Kimsesiz çocukların dini ve kültürel benliklerini koruyabilmeleri, sağlıklı yaşam koşullarının sağlanması için İslam ülkelerinin de dahil olduğu ortak bir komite oluşturulmalı ve Avrupa ülkelerinin insafına terk edilmemelidir.

Müslümanların asimilasyon ve ırkçı saldırılar sebebiyle mülteci konumuna düştüğü yerlerden birisi de Arakan’dır. Katliamdan kaçarak Bangledeş'e sığınan Arakanlı Müslümanların temel ihtiyaçları dahi karşılan(a)mamaktadır. Birleşmiş Milletler mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanması için 877 milyon dolarlık yardım talebinde bulunmuştur. Dünyada kontrolsüz bir şekilde yayılan salgın hastalıkların varlığı düşünüldüğünde hijyen ve gıda noksanlığının bulunduğu mülteci kampları yüksek risk altındadır. Bu sebeple mültecilerin evlerine dönecek şartları sağlamanın yanı sıra tüm uluslararası kuruluşlar kamplarda şartların iyileşmesi için seferber olmalı, hijyen koşullarının en üst düzeye ulaşmasını sağlamalıdır.

İSHAK SAĞLAM |HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI