Gündem Değerlendirmesi (10.03.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 10 Mart 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; Türkiye’nin siyaset dili, çiftçilerin elektrik çilesi, enflasyon canavarı durdurulmalı, Erdoğan Putin zirvesi, Avrupa’nın göçmen politikası ve Afganistan’da ABD–Taliban anlaşması gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

SİYASET DİLİ BİRLEŞTİRİCİ OLMALIDIR

Türkiye’nin siyaset dili, sıcak siyasi gündemlerde başarısız bir performans ortaya koymaya devam etmektedir. Zira siyaset anlayışı halen ayrıştırma, ötekileştirme ve düşmanlaştırma geleneğinden kurtulmuş değildir. Oysa siyaset üreten kurumlar, memleket meselelerinde bütün farklılıkları bir kenara bırakarak sorunları masaya yatırabilme ve müzakere kültürünü geliştirme olgunluğu göstermelidirler.

Gerginlik siyaseti, kısa vadede faydalı gibi düşünülse de uzun vadede toplum içinde derin faylar oluşmasına ve halkın bir birinden uzaklaşmasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle gerginlik siyasetini strateji haline getirenler en kısa zamanda bunu terk etmelidir. Tüm partililerin, özellikle siyasi parti liderlerinin, rakipleri hakkında ayrıştırıcı, aşağılayıcı, hakaret içeren söylemlerden uzak durmaları, kullandıkları dil ve üslubun siyasi nezakete ve insan onuruna yakışır olmasına, kullanılan dilin toplumsal barış ve huzur ortamını sağlamaya hizmet etmesine dikkat etmeleri gerekmektedir. Bu hassasiyet sadece parti liderlerinde değil, partiler ve kurumlar adına konuşan herkeste olmalı ve herkes üslubuna dikkat etmelidir.

ÇİFTÇİLERİMİZİN ELEKTRİK ÇİLESİ

Elektrikli pompalarla, kuyulardan su çıkarmak suretiyle sulu tarım yapan çiftçilerimizin, yüksek elektrik maliyetleri nedeniyle mısır ve pamuk ekiminden vazgeçmek zorunda kaldıkları ifade edilmektedir. Çiftçilerimizin basına yansıyan açıklamalarına göre mahsulün tamamı dahi elektrik faturalarını karşılamaya yeterli olmamaktadır. Ödenemeyen bu faturalar nedeniyle çiftçilerimize haciz ihbarnameleri gönderilmekte, destek primleri ve hesapları bloke edilmektedir.

Ekonomi yönetiminden tarım ve sanayide maliyetleri düşürmek suretiyle ekonomiyi canlandıracak adımlar beklenirken bir ay sonrasında mevcut maliyetlerin dahi korunamadığı bir süreç yaşanmaktadır. Elektrik, doğal gaz, gübre, mazot ve özellikle tarım ilaçlarının fiyatı çok yükselmiştir. Bu şartlarda kötü gidişat ivme kazanacaktır. Zira yüksek maliyetli ürünler terk edilecek, taleplere mukabil arzda sıkıntılar yaşanacak ve ciddi anlamda döviz kaybı söz konusu olacaktır. Doğal olarak çiftçilerimiz de zengin toprakların aç insanları olmaya devam edeceklerdir. Hükümet, bir an önce ekonomi politikalarına neşter atmalı, çiftçinin, üreticinin, sanayicinin sorunlarına çözümler üretmelidir.

ENFLASYON CANAVARI DURDURULMALIDIR

Şubat ayı itibariyle yıllık enflasyon %12,37 olarak açıklandı. Enflasyonu önce tek haneye daha sonra da %5'lere kadar indirmeyi hedefleyen ekonomi yönetiminin başarısız olduğu ortaya çıkmıştır. Enflasyon oranının tespit edilmesinde esas alınan kalemler içerisinde düşük gelirli kesimin, gelirlerinin tamamına yakınını harcadığı gıda gurubundaki yükseliş dikkat çekmektedir. Son üç ayda gıda grubunda meydana gelen fiyat artışı yüzde 10’a ulaşmıştır. Uzun bir süredir gıdada görülen bu artış trendi özellikle düşük ve orta gelir gurubu için ciddi bir geçim sıkıntısı doğurmuş, mutfağa ateş düşürmüştür. Hükümetin gündemine girecek kadar önemsenmese de ekonomik darboğaz bugün halkın birinci gündemidir. Enflasyon canavarı bir an önce durdurulmalı ve dar gelirli vatandaşlarımızın aşını yutması engellenmelidir.

TÜİK’in enflasyon tespit sepetinde yer alan gıda kalemlerinin ağırlığının düşürülmesini anlamak mümkün değildir. Halkın gıdaya harcadığı miktarda bir azalma olmadığı ve temel gıda kalemleri, özellikle dar gelirliler için genel giderlerin kahir ekseriyetini teşkil ettiği halde enflasyon sepetindeki oranlarının düşürülmesi, enflasyon rakamlarının hatalı tespitine sebep olmaktadır. TÜİK bu konuyu gözden geçirmeli, kalemlerin oranlarını reel enflasyonu en iyi yansıtacak şekilde düzeltmelidir. 

ERDOĞAN PUTİN ZİRVESİ

Moskova’da Erdoğan ve Putin arasında gerçekleşen İdlib zirvesinden ateşkes kararı çıkması sivillerin güvenliğinin sağlanması açısından önemlidir. Yaşanan son çatışma ve gerginliklerden sonra bir kez daha müzakere masasına dönülmüş olması, askeri yöntemlerin çözüm olmadığını bir kez daha göstermiştir. Zirvede güvenli koridor, ayrım gözetilmeksizin ihtiyaç duyan herkese insani yardım ulaştırılması ve siyasi çözümün desteklenmesine yönelik alınan kararlar Suriye’de iç savaşın sonlanması açısından umut vaat etmektedir. Ancak bölgede daha önce 13 kez ilan edilen ateşkesin ihlal edildiği gerçeği göz önünde bulundurularak garantör ülkelerin ateşkesin korunması için azami özen göstermesi gerekmektedir.

Garantör ülkeler, mutabakata uygun olarak ateşkesi kalıcı hale getirmek için sorumluluklarını yerine getirmeli, güvenli geri dönüş ve insani yardımların ayırt edilmeksizin tüm sivillere ulaştırılmasını sağlamalıdır. Ateşkes süreci ülkede siyasi müzakerelerin yeniden başlaması için değerlendirilmeli, askeri çözüm yolları ötelenerek siyasi çözüm esas alınmalı ve yeni anayasa hazırlanması çalışmalarına ivme kazandırılmalıdır.

AVRUPA’NIN GÖÇMEN POLİTİKASI

Ekonomik buhran, iç savaş, dış müdahale gibi sebeplerle Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kalan göçmenler kötü muamele ve ırkçı saldırılar ile karşı karşıya bırakılmıştır. Medeniyet ve insan hakları propagandası yapan Avrupa ülkeleri, ırkçı saldırıları teşvik etmiş ve birçok göçmenin yaşamını yitirmesine sebebiyet vermiştir. Bazı Avrupa ülkelerinde umut yolculuklarında mahsur kalan göçmenleri kurtaranlara dahi cezai yaptırım uygulanmaktadır. Son olarak Yunanistan, Avrupa’ya ulaşmak isteyen mültecilere fiziksel şiddet uygulamakta, hatta silahla vurup öldürmektedir.

İnsanlığa karşı suç işleyen, temel yaşam hakkını ihlal eden Yunan makamlarına yönelik hukuki bir yaptırımın uygulanmaması BM’nin işlevsizliğini ve insan hakları konusundaki ikiyüzlü politikalarını ortaya koymaktadır. Umut yolculuğunda ölüm, kötü muamele, açlık ve hastalık gibi sorunlarla baş başa kalan yüz binlerce göçmen için tüm uluslararası kuruluşlar harekete geçmeli, göç veren bölgelerde siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması için katkıda bulunmalıdır. Refah umuduyla ölüm yolculuğu gerçekleştiren göçmenler sağ popülist yönetimlerin insafına terkedilmemeli, işkenceci rejimlerin Uluslararası Ceza Mahkemesince yargılanması sağlanmalıdır.

AFGANİSTAN’DA ABD – TALİBAN ANLAŞMASI

Afganistan’a Barışı Geri Getirme adı ile Afganistan ve ABD arasında Doha’da imzalanan anlaşma ile sorumlulukların yerine getirilmesi halinde ABD ve koalisyon güçleri askerlerinin 14 ay içinde ülkeden çekilmesi öngörülmektedir. İki yıldır devam eden ve defalarca sabote edilen görüşmeler anlaşma ile neticelense de anlaşmanın hemen akabinde karşılıklı saldırıların düzenlenmesi Afganistan için öngörülen barış için tarafların sorumluluklarını yerine getirmediğinin kanıtıdır.

Obama döneminden bu yana Irak ve Afganistan’dan asker çekmeyi vaat eden ABD yönetimi, bölgede asker artırımına gitmiş ve istikrarsızlığı derinleştirici saldırılar düzenlemiştir. İşgalin başladığı 2001 yılından bu yana ABD’nin Afganistan’da gerçekleştirdiği saldırılarda onbinlerce sivil katledilmiş, ülke rejimi siyasi ve askeri olarak bağımlı hale gelmiştir. Bundan sonraki süreçte ABD’nin anlaşma gereğince sorumluluklarını yerine getirmesi mümkün görünmemektedir. Bu açıdan Afganistan yönetimi ve Taliban, ülkenin istikrara kavuşması için öncelikle iç barışı sağlamalı, karşılıklı ateşkes ilan edilmelidir. İç barışın sağlanmaması halinde istikrarsızlık ve dış müdahalenin önüne geçmek mümkün olmayacaktır. 

İSHAK SAĞLAM |HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI