Gündem Değerlendirmesi (25.02.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 25 Şubat 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; anadil günü ve Kürtçe’nin geleceği, iyi gitmeyen ekonomi politikası, Afganistan’da sivil katliam, Avrupa’da ırkçı terör ve Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki gerginlik gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

ANADİL GÜNÜ VE KÜRTÇE’NİN GELECEĞİ

Kültür varlıklarını ve değerlerini korumak amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulmuş olan UNESCO, 1999’dan beri 21 Şubat gününü Dünya Anadil Günü olarak ilan etmiştir. Böylelikle dünya kültürel varlık ve değerler mirasının bir parçası olan ana dilleri korumak UNESCO’ya üye olan devletlerin görevi haline gelmiştir. Bu vesile ile tüm dünya dillerini değerli bulduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Dillerin ve renklerin çeşitliliğini varlığının bir işareti olduğunu ifade eden Rabbimizin buyruğuna binaen dünyanın her yerindeki farklı dillerin özgürlüğünü ve varlığını sürdürmesi gerektiği yönündeki düşüncelerimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bu çerçevede ülkemiz sınırları içerisinde milyonlarca vatandaşın anadili olan ve Türkçe’den sonra en çok konuşulan Kürtçe’nin korunması ve gelecek nesillere aktarılması, UNESCO üyesi olan Türkiye için de bir vecibedir. Kuşkusuz son zamanlarda mevcut iktidarın Kürtçe’nin üzerindeki yasak ve engellemelerin hafifletilmesi yönündeki icraatları olumlu, fakat yetersizdir. Türkçe’nin korunması ve gelişimi için hazırlanan şartların, milyonlarca vatandaşın anadili olan Kürtçe için de oluşturulması adalet ve hakkaniyetin gereğidir.

"EKONOMİ İYİ GİTMİYOR"

Kurdaki değişim bahane edilerek ilaç fiyatlarına %12 civarında zam yapıldı. Özellikle kamu kaynaklı ürün ya da hizmetlere gelen zamlar artık sıradanlaştı. Yılbaşından geçerli olmak üzere özel sektörde istihdam edilenlerin işverenlere olan maliyetleri yükseldi. SGK primlerine uygulanan teşvikler sona erdirildiği için işverenler daha da küçülecek ve işçi çıkarmalar artacaktır. İşsizliğin tavan yaptığı bir süreçte prim maliyetlerinin biraz daha düşürülmesi gerekirken, yükseltilmesi işsizliğin artmasına zemin oluşturmaktadır. Zira İşverenler devamlı artan maliyetlerle baş edememektedir.

İstihdam seferberliği başlatma süreçleri de sonuçsuz kalmaktadır. Zira her seferberlik bugüne kadar daha fazla zam, daha fazla hayat pahalılığı olarak topluma geri dönmüştür. Bu nedenle zaman kaybedilmeden yanlıştan dönülmeli, sosyolojik zemin de dikkate alınarak harekete geçilmelidir. İstihdam kolaylaştırılmalı, ciddi teşvikler uygulanmalıdır. İstihdamdaki küçülme, işsizlikteki artış ve eğitimli işsizler meselesi Türkiye’nin en önemli sorunu haline gelmiştir. Öyle ki artık bu durum sadece bir ekonomik sorun olmaktan çıkmış aynı zamanda ciddi bir sosyal sorun haline gelmiştir. İşsizlik ve hayat pahalılığının beraber büyümesi de ayrı bir garabettir. Devlet, durmadan kaynakları topluyor, israf ve şatafata harcayıp duruyor. Doymak bilmeyen bu oburluk enflasyonu yükseltirken, yükselen enflasyon yaşam standardını düşürmekte ve asgari ücretliler gibi dar gelirli kesim sefalete mecbur bırakılmaktadır. Hükümet halkın sesini duymalı ve yanlışta ısrardan vazgeçmelidir.

AFGANİSTAN’DA SİVİL KATLİAMI!

ABD öncülüğündeki NATO Kuvvetlerinin Afganistan’da gerçekleştirdiği hava saldırısında en az 10 sivil katledildi. ABD işgalinin gerçekleştiği 2001 yılından bu yana siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarsızlığın hakim olduğu Afganistan’da 2018 yılında başlatılan müzakere süreci, umut vaat etmiş ancak süreç baltalanmıştı. Sivilleri hedef alan son saldırı da Kasım ayında yeniden başlatılan müzakere sürecini sabote etmeyi amaçlamaktadır.

İşgalin başladığı 2001 yılından bu yana 38 bin sivil, 58 bin Afgan askeri ve 42 bin militanın katledildiği ülkede dış güçlerin ülkeden çekilmesini sağlayacak iç barışın sağlanması zaruridir. Afganistan’da sivil katliamı ve derinleşen istikrarsızlığın bitirilmesinin yolu; ülkedeki siyasi yönetim ve Taliban arasında kurulacak diyalog ile iç barışın sağlanması, akabinde başını ABD’nin çektiği NATO güçlerinin ülkeden çekilmesini sağlamaktan geçmektedir. Aksi takdirde gerçekleştirdikleri katliamlar nedeniyle kendilerine herhangi bir müeyyide uygulanamayan, ülke kaynaklarını sömüren ve siyaseti çıkarları doğrultusunda tasarlayan güçlerin Afganistan halkına ödeteceği bedel gittikçe daha da ağırlaşacaktır.

AVRUPA’DA IRKÇI TERÖR

Avrupa ülkelerinde aşırı sağın yönetimde söz sahibi olmasıyla ırkçı söylemler meşrulaşmış ve göçmenlere yönelik terör saldırıları artış göstermiştir. Son 5 yılda Batı’da ırkçı terör saldırılarındaki artış Küresel Terör Endeksi tarafından %320 olarak ifade edilmektedir. Son olarak ırkçı terör saldırılarının yükselişte olduğu Almanya’da iki ayrı kafeye düzenlenen ırkçı saldırıda 9 kişi katledildi. Irkçı yönetimlerden cesaret alınarak gerçekleştirilen terör saldırılarının cezai yaptırım boyutu da tartışılmalıdır

Avrupa ülkelerinde özellikle Müslümanlara yönelik ötekileştirici tutum, ibadet ve dini sembollere yönelik kısıtlama, göçmenleri kurtaranlara dahi getirilen cezai yaptırımlar göçmen karşıtlarını cesaretlendirerek illegal eylemlere yöneltmiş ve ırkçı saldırıları arttırmıştır. Bugüne kadar ‘İslami terör’ kavramı üzerinden politika yürüten ve tüm Müslümanları terörle ilişkilendiren Batı ülkeleri ırkçı teröre karşı sessiz kalmaktadır. Bu tutumda, Müslümanlar arasında siyasi, ekonomik ve hukuki bir birliğin oluşamamasının etkisi büyüktür. Dünya Müslümanlarının, gerçekleşen hak ihlallerinin bedelini ödetecek güçlü siyasi ve hukuki bir birliğe sahip olmaları artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

SURİYE İLE SAVAŞ, ASLA SEÇENEK DEĞİLDİR.

Suriye rejimi ile Türkiye arasında baş gösteren gerginlik çok tehlikeli bir savaş sürecine evirilmiştir. Gelinen süreçte dahi savaş, sorunların çözümü için asla doğru bir seçenek değildir.  Türkiye’nin gerek kendi çıkarlarını gerekse Suriye halkının çıkarlarını diplomasi masasında ve güçlü siyasi müzakere yoluyla gerçekleştirmesi hala mümkündür. Geçmişte yaşanan olumsuzluklara ve halihazırdaki zorlayıcı şartlara rağmen Türkiye ve İran bir irade birliği ortaya koyarak oynanan oyunları bozma kapasitesine sahiptirler. Aksi takdirde Suriye’deki tablo ABD ve Rusya’nın politik çıkarlarına göre şekillenecektir.

Rusya ve ABD, Suriye politikasında hep ikiyüzlü davranmıştır. Türkiye bu iki emperyal güç arasında bir tercih yapmak zorunda değildir. Türkiye, bölge politikasını insani, istikrarlı ve sürdürülebilir bir zemine oturtarak yoluna devam etmelidir. Bu toplum, açık bir şekilde Suriye ile bir savaş istememektedir. Türkiye karşıtı gruplara 70 bin tır silah verip Türkiye’ye en ağır yaptırımları uygulamasına rağmen bugün Suriye karşısında her türlü desteğe hazır olduğunu ifade eden ABD’nin dost olmadığı ortadadır. Çıkış yolu diplomasi ve siyasi müzakeredir.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI