Gündem Değerlendirmesi (10.02.2020)

Genel Sekreterimiz ve Parti Sözcümüz Sayın Şehzade Demir, iç ve dış gündemi değerlendirdi.

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Sekreterimiz ve Parti Sözcümüz Sayın Şehzade Demir tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; kamu zamları ve vatandaşın düşen alım gücü, işsizlik ve toplumsal neticeleri, aile bakanlığının yanlış politikaları, Bahçesaray’da yaşanan çığ felaketi, İdlib’teki insani dram, Türkiye’nin, işgal rejimine karşı tepkisi, Sudan ve işgal rejimi görüşmesi gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

KAMU ZAMLARI VE VATANDAŞIN DÜŞEN ALIM GÜCÜ

Açıklanan TÜİK verilerine göre yılın ilk aylık enflasyonu % 1,35'le beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Geçen yılın aynı dönemine göre ise % 12,15 oranında yükselen enflasyon oranını gıda ürünleri ve özellikle sebze fiyatları arttırdı. Bu arada kamu kaynaklı zamlar da yağmaya devam etmektedir. Ulaşım sektöründen köprü, tünel ve otobanlara yapılan yüksek zamların ardından YKS sınavı ücretlerine de %40 oranında bir zam yapıldı. Ulaşıma Yapılan bu astronomik zamlar, maliyet boyutu itibarıyla gıda enflasyonunu da etkileyecek ve vatandaşın sofrasına yansıyacaktır. Ekonomik kriz ve işsizlikle boğuşan toplumdan bu zamlara ciddi tepkiler gelmektedir. Enflasyonu tek haneye indirmeyi, akabinde %5'lere kadar düşürmeyi taahhüt eden hükümet, yaptığı zamlarla bu hedefin önünü bizzat kendisi kesmektedir.

Özellikle düşük gelirli kesimlerin hayat pahalılığı nedeniyle yaşadığı zorlukların önüne geçmesi beklenen hükümet, her geçen gün bu pozisyonundan uzaklaşmaktadır. Dar gelirli kesimlerin alım gücü her geçen gün düşerken, millî gelirden yüksek miktarda pay alan kesimin payı daha da büyümektedir. Gelir dağılımı ve vergi toplanmasındaki adaletsizlik de her geçen büyüyerek tahammül edilemez bir noktaya çıkmaktadır. Bunun paralelinde toplumsal huzursuzluk da ciddi olarak büyümektedir. Hayat pahalılığının iç huzuru tehdit eden bir boyutunun olduğu hakikatinden hareketle; ekonomi yönetimini dar gelirli insanlarımızın halini görmeye ve anlamaya davet ediyoruz. Ekonomi politikaları toplum gerçekliğine göre belirlenmelidir.

İŞSİZLİK VE TOPLUMSAL NETİCELERİ

“Çocuklarım aç” diyerek yaşadığı buhranı özetleyen bir vatandaşımız, Hatay Valiliği önünde üzerine benzin dökerek kendini ateşe verdi. Yapılan müdahale sonrasında ilkin kurtarıldıysa da daha sonra yaşadığı kalp krizi nedeniyle hayatını kaybettiği ifade edildi. Toplumun vicdanını yaralayan bu olay, kısa bir süre önce yine Türkiye’nin muhtelif yerlerinde yaşanan siyanürlü intihar vakaları ile birlikte değerlendirildiğinde; yaşanan ekonomik ve sosyal sorunların artık ciddi travmalara yol açtığı ve trajik olaylara neden olduğu açıkça görülmektedir.

İşsizlik rakamlarındaki yükseliş, nitelikli gençlerin bile iş bulamaması veya atanamaması, ihraçlar, asgari ücretli işçilerin geçinememesi,  gıda, enerji, barınma ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlara yapılan fahiş zamlar, ülkenin vergi cennetine dönüştürülmesi; yoksulluğun tavan yapmasına neden olmuş, özellikle dar gelirli vatandaşlar için tahammül sınırlarını zorlamıştır.  Yaşanan sıkıntılara ve toplumsal travmalara rağmen ekonomi yönetiminin krizi görmezden gelmeye devam etmesi, çözüm arayışlarının da önünü kapatmakta ve dar gelirli vatandaşların sıkıntılarını okumalarını engellemektedir. Bu anlamda devlet, bir an önce yanlıştan dönerek vatandaşın yaşadığı sıkıntıları görmeli ve çözüme yönelik politikalar geliştirmelidir.    

AİLE BAKANLIĞI NİYE HAREKETE GEÇMİYOR?

Toplumumuzun temel değerlerini ve aile kurumunu derinden sarsan aile ile ilgili sorunlu mevzuat, toplumumuzu tehdit etmeye devam etmektedir. 6284 sayılı yasanın; sınırsız nafaka, kadının beyanının esas alınması, erken yaşta evlenenlerin cezalandırılması gibi düzenlemeleri toplumumuzun kimyasını bozmaya devam ettiği halde hükümetin halen bu konularda harekete geçme niyetinde olmadığı görülmektedir. Evliliğin zorlaştırılması, evlilik dışı ilişkilerin, ahlaksızlık ve flört kültürünün teşvik edilmesi, anneliğin itici hale getirilmeye çalışılması gibi toplumumuzun asla kabul edemeyeceği hususlar nedeniyle boşanma oranlarında bir patlama yaşanırken evlilik yaşı da her geçen gün biraz daha yükselmektedir.

Görevi aile kurumunu muhafaza etmek olan aile bakanlığının bu ciddi sorunlara karşı halen harekete geçmemesi ve aileyi korumaya yönelik tedbirler geliştirmemesi düşündürücüdür. Ne aile bakanlığı ne de ilgili diğer kurumlar tarafından evliliğin teşvikine yönelik ekonomik ve sosyal hiç bir çalışma yürütülmemektedir. Yaşanan olumsuz sürecin tahribatlarının telafisi mümkün olmayacak noktaya gelmesini önlemek için aile bakanlığı başta olmak üzere hükümeti bir seferberlik anlayışıyla harekete geçmeye davet ediyoruz. Sorunlu mevzuatın değiştirilmesi, ailenin korunmasına yönelik tedbirler alınması, evliliğin teşvik edilerek kolaylaştırılması, evlilik dışı ilişkileri önleyici tedbirler başta olmak üzere bir “değerler paketi”nin hayata geçirilmesi toplumsal bir taleptir.

BAHÇESARAY’IN ADI FELAKETLERLE ANILMASIN

Elazığ’da yaşanan depremden sonra bu kez Van – Bahçesaray yolunda yaşanan çığ felaketinde 41 vatandaşımızın hayatını kaybetmesi, 80 civarında kişinin de yaralanması hepimizi derinden üzmüştür.

Doğal afetleri tümüyle engellemek mümkün değilse de yol açtıkları can ve mal kayıplarını asgari düzeye indirgemek mümkündür. Çığ felaketinin yaşandığı Bahçesaray yolu neredeyse her yıl benzer haberlerle gündeme gelmektedir. Coğrafi şartların çetin kış şartlarıyla birleşmesi, ilçe yolunun kapanmasına ve uzun süre dünya ile bağlantısının kesilmesine sebep olmaktadır. Yol güzergâhındaki kritik noktalarda yaşanan ve her yıl tekrarlanan çığ felaketleri de ölümlere sebebiyet vermektedir.

Hem afetlerin önüne geçmek hem de Bahçesaray’da yaşayan vatandaşlarımızın sıkıntılarının giderilmesi için yol güzergahının değiştirilmesi dahil her türlü tedbirin ivedilikle alınması ve Bahçesaray’ın bu sıkıntıdan kurtarılması gerekir. Bu vesileyle felakete maruz kalıp vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyoruz. Allah bir daha bu tür felaketler yaşatmasın.

İDLİB’TE İNSANİ DRAM

Gerginliği azaltma bölgesi ilan edilen İdlib’te insani dram her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. Mutabakattan bu yana bölgeye yönelik gerçekleştirilen saldırılarda 1800’ün üzerinde sivil yaşamını yitirmiş; hastane gibi sivil hizmet merkezleri bilinçli olarak hedef alınmıştır. İç göç ile birlikte nüfusu yaklaşık 4 milyona yaklaşan bölgede saldırı ve çatışmalar sebebiyle Ocak ayından bu yana yaklaşık 1 milyon 677 bin sivil ülkemiz sınırına göç etmek zorunda kalmıştır.

Çatışma bölgelerinde sıkışan, göç etmeleri engellenen siviller için uluslararası kuruluşların harekete geçmesi, ivedilikle ateşkesin sağlanması gerekmektedir. Siyasi müzakere umudunun yitirilmek üzere olduğu ülkede sivillerin güvenliği sağlanmalı, sivil yerleşim yerleri ve sağlık kurumlarını hedef alarak savaş suçu işleyenler yargılanmalıdır. Aynı zamanda çatışma bölgelerinden kaçarak sınıra sığınan ve zorlu kış şartlarıyla mücadele eden siviller için uluslararası yardım kuruluşları harekete geçmeli, sivillerin yaşamsal ihtiyaçları tedarik edilmelidir. Aksi takdirde soğuk, salgın hastalık ve yetersiz gıda insani felaketlerin yaşanmasını kaçınılmaz hale getirecektir.

TÜRKİYE, İŞGAL REJİMİNE TEPKİSİNDE SAMİMİ OLMALIDIR

Netanyahu’nun ülkemiz ile ilgili diplomatik tepkinin olmasına karşın bunun ticari ilişkilere yansımadığı ve aksine diplomatik gerilim sürecinde ticari ilişkilerin daha da arttığına ilişkin açıklaması bir gerçekliği ortaya koymaktadır. 2010 yılında Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisi baskını ile ilişkiler bozulmuş, Türkiye tarafından işgal rejimine bir dizi bürokratik yaptırım uygulanmıştı. Ancak anlamsız bir şekilde 2016 yılında varılan anlaşma neticesinde Türkiye yargılama hakkından vazgeçerek işgal rejiminin katliamını aklamıştır.

İktidar, işgal rejiminin saldırılarına ve yüzyılın anlaşmasına yönelik bazı diplomatik tepkiler verse de ticari ilişkiler artarak devam etmektedir. 2010 yılından bu yana Türkiye ve işgal rejimi arasındaki ihracat yüzde 109 oranında artmış, 2014 yılında 2 milyar olan ticaret hacmi 2018’de 6 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır. Bu rakamlar tepkilerin kamuoyunu tatmin amacıyla gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır.

Caydırıcılık içermeyen sözlü tepkiler işgal rejiminin ihlallerini sonlandırmayacak ve yayılmacı politikası devam edecektir. Barış Anlaşması olarak lanse edilen ihanet planı, İslam ülkelerinin yöneticilerinin tavırlarından alınan cüretin neticesinde ilan edilebilmiştir. Türkiye başta olmak üzere tüm İslam ülkeleri işgal rejimiyle diplomatik ilişkilerin yanı sıra ekonomik ilişkilerini de sonlandırmalı ve terör devletini tanımaktan vazgeçmelidir. Müslüman kamuoyunun bu doğrultuda İslam ülkeleri yöneticilerine baskı uygulaması ihanet planının yürürlüğe konulmasının da önüne geçecektir.

SUDAN VE İŞGAL REJİMİ GÖRÜŞMESİ

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve işgal rejimi Başbakanı Netenyahu, BAE’nin organize etmesiyle Uganda’da bir görüşme gerçekleştirdi. Yüzyılın ihanet anlaşmasının ilanından önce bölge ülkeleri ile normalleşme diplomasisi yürüten işgal rejimi Afrika ülkeleri ile de benzer bir diplomasi yürütmekte, siyasi ve ekonomik gücünü arttırmaya çalışmaktadır. BAE ile yakın ilişkilere sahip işgal rejimi, Sudan’da gerçekleşen askeri darbe sürecini de Mısır’da olduğu gibi yönetmeye çalışmakta ve halk devrimlerini iş birlikçi yönetimlerin desteğiyle çalmaya çalışmaktadır. Bu görüşmeye yönelik kamuoyu tepkisi, işgal rejiminin Sudan siyasetine illegal müdahalesini göstermesi açısından önemlidir.

Suriye, Lübnan ve Irak’ta askeri operasyonlar gerçekleştiren ve siyasi süreci lehine çevirmeyi amaçlayan işgal rejiminin cüretkârlığı İslam ülkelerinin sessizliğinden kaynaklanmaktadır.  Yüzyılın ihanet planının bölge ülkelerinin iş birliğiyle yürürlüğe konulması halinde işgal rejiminin bölgesel barış ve istikrarı tehdit eden faaliyetleri artarak devam edecektir. Bu nedenle Filistin direniş gruplarının tüm ihtilafları öteleyerek bir araya gelmeleri kaçınılmazdır. Bölge ülkelerinin ise işgal rejimiyle normalleşme adımlarını süratle sona erdirerek yayılmacılık politikasını durduracak adımları atması önemlidir. Bu doğrultuda Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kurumların öncü olarak aktif çalışma yürütmesi gerekir. İslam ülkeleri ihtilaflarını öteleyebilirlerse, bu durum İslam dünyasının en temel meselesi olan Filistin sorununa odaklanabilmenin de önünü açacaktır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI