Gündem Değerlendirmesi (03.02.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 3 Şubat 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; Elazığ ve Malatya depremi, İdlib saldırıları ve Rusya’nın ikiyüzlü politikaları, ‘Yüzyılın Anlaşması’ Projesi ve BAE’nin paralı askerleri gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

ELAZIĞ VE MALATYA DEPREMİ

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ ve Malatya’da meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki deprem, 41 can kaybıyla beraber yüzlerce binada yıkım ve ağır hasara sebebiyet verdi. Kuşkusuz bu deprem, depremzede halkımızla beraber tüm halkımızı yürekten sarstı. Bu süreçte, yaşanan can kayıplarının hüznünü hep birlikte yaşadık. Gerek bireysel olarak ve gerek sivil toplum kuruluşları bünyesinde deprem bölgesine koşan insanlarımız, şu gerçeği dosta düşmana bir kez daha gösterdi ki; bu toplumun arasına yerleştirilmek istenen suni fay hatları birlik ve beraberliğimizi bozmayacaktır. Bu vesileyle bir kez daha, depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyoruz. Bu depremle birlikte kardeşlik ortak paydasında buluşarak birlik ve beraberliğimizin gücünü ortaya koyan vatandaşlarımıza şükranlarımızı iletiyoruz.

Diğer taraftan; Türkiye büyük oranda deprem kuşağında olması hasebiyle, deprem gerçeğinin bilincinde olmalı ve bu doğrultuda her türlü tedbiri ivedilikle almalıyız. Bu amaçla, daha büyük felaketler yaşanmaması için imar yasasının bu hassasiyetle güncellenmesi, köylere varıncaya kadar tüm il ve ilçelerde bulunan yapı stokunun tetkikten geçirilerek her bina için deprem karnesinin oluşturulması devletin öncelikli görevidir. Oluşturulacak karneye göre, yıkılması veya güçlendirilmesi gereken binaların tespiti en acil eylem planı olarak belirlenmelidir. İvedi bir şekilde deprem acil eylem planının, bütün maddi külfetlerinin devlet tarafından yüklenilmesi ve harekete geçilmesi kaçınılmazdır. Artık depremler acı sonuçları ile değil, önleyici tedbirler ile gündemde olmalıdır. 

SURİYE İLE SICAK ÇATIŞMANIN BÖLGE BARIŞINA KATKISI OLMAYACAKTIR

2017 yılında Astana toplantısıyla Suriye’de İdlib’in de dahil olduğu 4 gerginliği azaltma bölgesi oluşturulmuş ancak İdlib dışındaki bölgelere yönelik Rusya ve rejimin saldırıları neticesinde yüzlerce kişi yaşamını yitirmişti. 2018 yılında gerçekleştirilen Soçi Mutabakatı’nın ardından ise Rusya ve rejim güçleri tarafından İdlib hedef alınmış ve milyonlarca sivil yerlerinden edilmiştir. Resmi mutabakatlara rağmen çatışmasızlık bölgelerine yönelik bu ele geçirme operasyonları, diplomatik sürecin Rusya ve rejim tarafından yeni mevzi elde etmek için kullanıldığını göstermektedir. Son olarak 12 Ocak’ta İdlib için ateşkes yürürlüğe girmesine karşın rejim güçleri ve Rusya ateşkesi ihlal ederek saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Hastane ve sivil yerleşim yerleri hedef alınmış ve yüz binlerce kişi göçe zorlanmıştır.

Rusya da tıpkı ABD gibi Suriye’de başından beri iki yüzlü bir politika izlemektedir. Bunun hükümet tarafından da görülmüş olması önemlidir. Nihai hedefi ABD ile saha savaşını kazanmak olan ve sivillere karşı savaş suçu işleyen Rusya’nın Suriye’de siyasi çözüm ve huzurun oluşması gibi bir hedefi yoktur. Bu gerçeklikle hareket edilmesi ve Suriye başta olmak üzere İslam ülkelerindeki sorunların emperyalistlere havale edilmeden kendi aralarında diyalogla çözülmesi gerekmektedir.

Bu noktadan hareketle; İdlib’de Suriye Rejimi ile Türkiye arasında baş gösteren gerginlik, tehlikeli bir sürecin başladığını göstermektedir. ABD-Rusya saha savaşında Suriye ile Türkiye’nin karşı karşıya gelmesinin bölge barışına bir katkısı olmayacak, sorun daha da içinden çıkılmaz bir hale gelecektir. Türkiye, hiçbir suretle Suriye’de savaşın taraflarından biri olmamalıydı. Gelinen aşamada Suriye rejim güçleriyle doğrudan çatışmadan kaçınılmalıdır. Bir kez daha net olarak ortaya çıkmıştır ki; Suriye meselesinde küresel emperyalist güçler denklem dışında tutulmadan bölgenin huzura kavuşması mümkün değildir.

‘YÜZYILIN ANLAŞMASI’ PROJESİ

ABD ve işgal rejiminin öncülüğünde hazırlanan ve Ortadoğu Barış Planı olarak servis edilen plan, Trump tarafından açıklandı. Kudüs’ü bir bütün halinde işgal rejimine bırakan, Filistin için devlet olmayı işgal rejiminin tanınması, silahtan arınma, yeni sınırların kabul edilmesi gibi şartlara bağlayan plan, Filistinlileri kademeli olarak topraksız hale getirerek kimliksizleştirmektedir. İşgal rejimi tarafından gasp edilen yerleşim yerlerinin; Oslo Antlaşması ve BMGK’nun 2334 sayılı kararı ile uluslararası hukuka aykırılığı sabit olmasına rağmen söz konusu plan ile bu işgallere izin verilmekte, Filistin’in devletleşmesini kabul edilemez şartlara bağlamaktadır.

Uluslararası hukuku ihlal ederek soykırım ve sürgüne zemin hazırlayan bu plan, ABD’nin zorbalığını bir kez daha ortaya koymuştur. Artık ciddi önleyici adımların atılması zorunluluğu doğmuştur. Zira bu dayatmacı plan, soykırım tehlikesi oluşturmaktadır. Uluslararası hukuku aleni bir şekilde ihlal eden ABD’nin BMGK’daki rolü artık tüm dünyayı ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Bütün dünya, buna ivedilikle bir çözüm bulmalıdır.

Arap Birliğinin Dış İşleri bakanlarının yaptığı son toplantıda ABD'nin bu planını tanımayacaklarını ilan etmeleri önemli bir karar olmakla birlikte bir etkisinin olmayacağı bilinmelidir. Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve bütün İslam ülkelerinin tüm ihtilafları bir kenara bırakarak bu ihanet planına karşı somut adımlarla harekete geçmeleri ve Filistin davası etrafında birleşmeleri; bu ihanet planını başarısız kılacak ve işgal rejiminin çökertilmesine vesile olacaktır.

ABD ve Siyonist rejimin bu işgaline karşı İslam ülkelerinin; nefretle kınama, tanımama, yok sayma gibi kavramlarla değerlendirme yapmalarının bir anlamı yoktur. Bu işgal ve terör faaliyetlerini sona erdirmenin ilk adımı olarak siyonist rejimin devlet olarak tanınmasından vazgeçilmeli ve tüm ticari ilişkilerin kesilmesi gerekmektedir.

BAE’NİN PARALI ASKERLERİ

Sudanlı gençleri güvenlik şirketleri aracılığıyla güvenlik görevlisi yapma vaadiyle kandıran Birleşik Arap Emirlikleri, onları çıkarları doğrultusunda Libya ve Yemen gibi ülkelerde savaştırmaktadır. Bu nedenle BAE, Sudan'ın başkenti Hartum'daki büyükelçiliği önünde bir gösteri ile protesto edildi. Bölge ülkelerindeki siyasi krizlere ve iç savaşlara müdahil olarak ABD lehine vekâlet savaşı yürüten BAE rejimi, yaşanan istikrarsızlığın temel sorumlularındandır.  Filistin’i ilhak planında da işgal rejimi lehine hareket etmiş, son olarak Libya’da Hafter güçlerine sağladığı destek ile ateşkesin ihlaline ve sivil can kayıplarına sebebiyet vermiştir. 

ABD; en büyük silah müşterilerinden olan BAE ve Suudi Arabistan gibi ülkeler aracılığıyla hem ekonomik kazanç elde etmekte hem de Ortadoğu’da çıkarları lehine siyasi bir zemin oluşturmaktadır. ABD’den alınan silahlar bu rejimler tarafından Ortadoğu ülkelerinde kaosu derinleştirmek için kullanılmaktadır. Filistin’i ilhak planının ekonomik garantörü olan bu rejimler milyonlarca sivili mağdur etmekte ve var olan ihtilafları derinleştirmektedir.

BAE ve Suudi Arabistan gibi ABD’nin vekalet savaşçısı konumundaki rejimlerin bölge güvenliği ve istikrarını tehdit eden adımlarına karşı Müslüman kamuoyu harekete geçmelidir. Aksi takdirde Yemen, Libya ve Suriye’de olduğu gibi iç savaş ve kaos tüm bölgeyi etkisi altına alacak, istikrarı sağlamak mümkün olmayacaktır. Bölge ülkelerinin bu doğrultuda bir konsensüs oluşturması, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kurumların istikrar aleyhine hareket eden bu ülkelere yönelik caydırıcı ve kapsamlı yaptırımlar uygulaması zaruridir.

İSHAK SAĞLAM |HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

 

 

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI