Gündem Değerlendirmesi (14.01.2020)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 14 Ocak 2020 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; kapanan işyerleri ve yükselen işsizlik rakamları, güvenlik soruşturmalarına ilişkin kanuni düzenleme, genel sağlık sigortası borcu olanların durumu, İdlib’te insani dram, Libya’da ateşkes çağrısı ve Avustralya’da hayvan katliamı gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

KAPANAN İŞYERLERİ VE YÜKSELEN İŞSİZLİK RAKAMLARI

Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu, 2019 yılında 114 977 esnaf ve sanatkarın kepenk indirdiğini açıkladı. Bu rakam, kapanan iş yerleri istatistikleri için son yılların en yüksek oranı olup reel sektörün içinde bulunduğu içler acısı durumu ortaya koyması açısından önemlidir.

Ticaret ve iş hayatına ilişkin ihtiyaç duyulan reform ve düzenlemeler yapılmadığı için piyasadaki tekelleşme ve AVM'ler küçük ve orta ölçekli esnaf ve sanatkarı bitirme noktasına getirdi. Girdi maliyetlerinin tahammül sınırlarını aşması ve yüksek vergi oranları; esnaf, sanatkar, üretici ve sanayicinin belini bükerek iş yapamaz hale getirmiştir. Doğal olarak da kepenkler indirilmekte, piyasa daralmakta ve istihdam neredeyse tamamen bitme noktasına gelmektedir. TÜİK'in açıkladığı yeni işsizlik rakamları da bu durumu net olarak gözler önüne sermiştir. Zira geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 604 bin kişi artarak 4 milyon 396 bine çıktı. İşsizlik oranı geçen yıl aynı döneme göre 1.8 puan artarak %13.4'e yükseldi. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç işsizlik oranı ise 3 puan artışla %25.3 seviyesini buldu.

Gün geçtikçe gelir dağılımında düşük gelirlilerin aleyhine gelişen bozulma daha da büyümektedir. Küçük esnaf ve sanatkarın ayakta kalma şansı ortadan kalkarken emekli vatandaşlarımızın aylıklarına yapılan zam oranı %6,5 ile sınırlı tutulduğu için yüksek zam oranları ve hayat pahalılığına ezilmekten kurtulamadılar. Bir an önce piyasaya güven verilmeli, ciddi ve isabetli adımlar atılmalıdır. Çarşının, sokağın çığlığını duymazdan gelmek bugüne kadar soruna çözüm getirmedi. Hükümetin ve ekonomi yönetiminin sokağa ve piyasaya karşı bu duyarsızlığı, sorunların temelini teşkil etmektedir. Yetkililer, bir an önce bu duyarsızlığı üzerlerinden atmalı ve toplumun derdi ile dertlenmelidir.

GÜVENLİK SORUŞTURMALARINA İLİŞKİN KANUNİ DÜZENLEME

Geçtiğimiz haftalarda Anayasa Mahkemesi KHK ile getirilen güvenlik soruşturmasını iptal etmiş,  hükümet ise güvenlik soruşturmasını kanuni hale getirmeye çalışmıştı. Ancak yoğun tepkiler üzerine 657 sayılı Devlet Memurları kanunun 48. maddesine, güvenlik soruşturması yapılmasına ilişkin hükmü yeniden eklemeyi öngören yasa teklifi torba yasadan çıkarılmış, bu durum kamuoyunda memnuniyetle karşılanmıştı. Şimdi hükümetin yeniden güvenlik soruşturmalarına ilişkin bir kanuni düzenleme hazırlığını başlatması kamuoyunu bir kez daha endişeye sevk etmiştir.

Mevcut mevzuat, devlet memurluğuna girişte veya mesleği sürdürmede gerekli nitelikleri belirleme hususunda yeterli olmanın yanı sıra belli suçları işlemiş kimselerin devlet memuriyeti kapsamına alınmasına zaten mani olmaktadır.  Anayasanın 70. maddesi de “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” amir hükmünü barındırmaktadır. Buna rağmen objektif kriterlerden sıyrılmak, her dönemde suiistimale açık kapı bırakacaktır. KHK ile getirilen güvenlik soruşturmalarında, hakkında herhangi bir soruşturma yürütülmemiş kimseler dahi elendiler. Kendileri hakkında bir olumsuzluk olmadığı halde aileleri de soruşturmaya dahil edilerek kamu görevleri ellerinden alındı. Bunun hakkaniyetle ve hukukla bağdaşır bir tarafı yoktur. Zira güvenlik soruşturmaları yüzünden elenen kimseler, özel sektörde de iş bulma güçlüğü yaşamakta veya kimi işverenleri tarafından iş bulma güçlükleri nedeniyle sömürülmektedir.

Tüm bu uygulamalar, nitelikli iş gücünü heba ettiği gibi gençliği memlekete düşman hale getirmektedir. Bu anlamda gençliğin bizzat devletçe ötekileştirilmesinin ve memleketin asıl potansiyelini yitirmesinin önü alınmalı, 28 Şubat dönemi uygulamaları bir daha gelmemek üzere artık gündemimizden çıkarılmalıdır.

GENEL SAĞLIK SİGORTASI BORCU OLANLARIN DURUMU

1 Ekim 2008’de kurulan Genel Sağlık Sigortası sistemi 1 Ocak 2012’de zorunlu hale geldi. Bu sistemin amacı SGK resmi sayfasında “Kişilerin ekonomik gücüne ve isteğine bakılmaksızın toplumun bütün fertlerinin sağlık hizmetlerinden eşit, ulaşılabilir ve etkin bir şekilde faydalanması sağlanmıştır.” şeklinde ifade edildi. Ancak gelinen aşamada bu amaca ulaşılmadığı görülmektedir. SGK Başkanlığı’nın Mart 2018 tarihli açıklamasında 6 milyon 400 bin prim borçlusu bulunduğu belirtildi. Bu borçlulardan yapılandırmaya başvuranlardan geriye kalan 5 milyon 200 bin kişinin borçlarını 31 Aralık 2019 itibariyle ödememesi halinde Kamu Hastanelerindeki sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalanamayacağına dair bildirimden sonra 7 Ocak 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu tarih 31 Aralık 2020’ye ertelendi. Ek süre verilmesi iyi niyetli bir adım olmakla birlikte verilen sürenin sorunu çözmeye yetmeyeceği açıktır. Teşhis doğru konulmalıdır; asıl neden artan işsizlik, yoksulluk ve ekonomik krizdir. İşsiz kalan, alım gücü iyice düşerek fakirleşen vatandaşlar prim borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmişlerdir.

Devlet, sorumluluğu gereği prim borcunu ödeyemeyeceğini kanıtlayan vatandaşların borçlarını silmelidir. Gelir düzeyinin belirlenmesi için uygulanan prosedür basit hale getirilmeli ve vatandaşlar belge toplama uğraşına sokulmadan bizzat SGK tarafından resmi belgelere ulaşılarak yapılar hale getirilmelidir.  Diğer yandan Genel Sağlık Sigortası primine esas tutulan gelir düzeyi taraması yeniden düzenlenmelidir. Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlar için prim ödeme sınırı olarak belirlenen gelirin asgari ücretin üçte biri olması şartı, asgari ücret seviyesi olarak güncellenmeli, geliri asgari ücretin altında olan vatandaşlardan prim ödeme sorumluluğu kaldırılmalıdır.

İDLİB’TE İNSANİ DRAM

Garantör ülkeler öncülüğünde hazırlanan Soçi Mutabakatı ile çatışmasızlık bölgesi ilan edilen ancak saldırı ve çatışmalar sebebiyle yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği İdlib’te yeni bir ateşkes süreci yürürlüğe girdi. Çatışmasızlık bölgesi ilan edilerek Suriye iç savaşında sivil güvenliği ve iç savaşın siyasi müzakere yoluyla çözülmesi yolunda umut vaat eden İdlib’te, son saldırılardan kaçarak Türkiye sınırına sığınanların sayısı 380 bine ulaştı.

Derme çatma çadırlardan oluşan kamp alanlarında kış şartları ağırlaştıkça yaşam şartları giderek zorlaşmakta, yeni gelenler için yeterli çadır ve alan bulunamamaktadır. Barınak yoksunluğunun yanı sıra yetersiz gıda ve giyecek ile kötü hijyen koşulları ölüm ve hastalıklara sebebiyet vermektedir. İnsani dramın her geçen gün ağırlaştığı İdlib’te ateşkesin sağlanması doğru bir adım olmakla birlikte sürekliliği sağlanmalı ve Suriye geneline yayılmalıdır. Aynı zamanda yok edilen yerleşim yerlerinin yeniden inşası için çalışmalar başlatılmalı, bu süreç içerisinde kötü şartlarda yaşam mücadelesi veren siviller için de güvenli barınaklar, yeterli gıda ve giyecek malzemesi temin edilmelidir.

LİBYA’DA ATEŞKES ÇAĞRISI

42 yıllık Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından iç savaşa sürüklenen ve yönetimin Halife Hafter ile Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında paylaşıldığı ülkede Türkiye ve Rusya arabuluculuğunda taraflara ateşkes çağrısı yapıldı. Petrol varlığı konusunda dünyada 8. Sırada olan Libya, henüz keşfedilmemiş sahaları sebebiyle uluslararası güçlerin ilgisini çekmektedir. Bu sebeple Libya’da birçok ülkenin dahil olduğu bir vekalet savaşı yaşanmaktadır. İç savaşın durması için yapılan bu ateşkes çağrısı önemli olmakla birlikte özel güvenlik şirketleri aracılığıyla iç savaşa müdahil olan Rusya, Libya için güvenilir bir arabulucu değildir. Zira Suriye iç savaşında da garantörlük rolü üstlenmiş ancak mutabakata rağmen çatışmasızlık alanlarına şiddetli saldırılar düzenlemiştir. Bu sebeple ateşkes sürecinin Türkiye’nin çağrısıyla Uluslararası kuruluşlar aracılığıyla denetlenmesi, Afrika Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatının da sürece müdahil olması sağlanmalıdır.

Paralı askerlerin ülkeden çıkarılması, siyasi müzakere sürecini güçlendirecektir. Bu sebeple ateşkes sürecinin devamlılığının sağlanması ve bu sürecin siyasi müzakere için doğru değerlendirilmesi gerekmektedir.

AVUSTURALYA’DA HAYVAN KATLİAMI

Avusturalya’da 10 bin yabani deve ve bazı yabani atların helikopterlerden ateş edilerek itlaf edileceği açıklandı. Daha önce 2 milyon kedi için de 2020’ye kadar öldürme vaadi veren ülke, hayvan katliamını politika haline getirmiştir.

Su ararken alt yapıya ve yerleşim yerlerine zarar verdiği gerekçesiyle itlaf kararı verilen develer aynı zamanda bu bölgede uzun zamandır devam eden kuraklığın da gerekçesi olarak görülmektedirler. Gerekçesi her ne olursa olsun itlaf kararı yanlıştır. Dünya üzerinde 821 milyonun üzerinde açlıkla mücadele eden insanın varlığı düşünüldüğünde develerin uluslararası yardım kuruluşları aracılığıyla insani yardıma muhtaç bölgelerde insanlık yararına kullanılması üzerine bir çözüm geliştirilmelidir. Yabani atların da tahliyesi sağlanıp evcilleştirilerek gerekli alanlarda değerlendirilebilirler. Alternatif çözüm ve iş birliği yolları mümkün iken toplu itlaf kararı alınması yanlıştır. Avusturalya, koala ve kanguru duyarlılığını diğer hayvanlar için de göstermeli, sorunların kaynağı olarak görülen hayvanlar için alternatif çözüm yollarını değerlendirmelidir.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI