Gündem Değerlendirmesi (31.12.2019)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 31 Aralık 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; Roboski Katliamı, 2020 asgari ücret rakamı, yerli otomobil üretimi, suç oranlarında alkolün tesiri, İdlib katliamı, Libya iç savaşı gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

ROBOSKİ KATLİAMI

28 Aralık 2011 tarihinde, Şırnak’ın Uludere ilçesinde 17’si çocuk 34 sivilin savaş uçaklarıyla katledilmesinin üzerinden geçen 8 yıla rağmen failler halen ortaya çıkarılmamış ve kamu vicdanı tatmin edilmemiştir. Olayın ortaya çıkarılmaması ve sorumlularının yargılanmasının engellenmesi, benzer olayların bir daha yaşanmasına davetiye çıkarmaktadır.

Adalet anlayışının kamuoyunun verdiği veya vereceği tepkilere göre şekillenmesi büyük bir hatadır. Roboski katliamının faillerinin yargı önüne çıkarılması konusunda gereken siyasi iradenin ortaya konulmamış olması adalet duygusunda derin yaralar açmıştır.

Henüz hiçbir şey için geç değildir. Kamuoyunun bu konuda ciddi bir beklentisi vardır. Dosya, tozlu raflardan indirilmeli, adaletin hakkıyla tecelli edeceği çok yönlü bir soruşturma açılmalı ve olay bütün yönleriyle ortaya çıkarılarak failler hak ettiği cezaya çarptırılmalıdır.

2020 ASGARİ ÜCRET RAKAMI BEKLENTİLERİN ÇOK ALTINDA KALMIŞTIR.

2020 yılı için geçerli olacak asgari ücret rakamı 2 bin 324 lira olarak belirlendi. Bugünün ekonomik şartlarında belirlenen bu rakamın düşük olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Zira çalışanlar ve aileleri, hayat pahalılığı ile yüksek zam oranlarına ezdirilmiştir. Devletin vergi ve harç ücretlerine yaptığı %22.58 oranındaki son zamlar da düşünüldüğünde % 15’lik asgari ücret zammının İnsanca yaşamak ve geçinebilmek için çok yetersiz olduğu görülecektir. Maalesef halkın çığlığı duyulmamıştır.

Halbuki devlet, asgari ücretten aldığı vergiden feragat ederek işveren ile yükü paylaşsaydı işçi de işveren de rahatlayacak ve piyasaya ciddi bir canlılık gelecekti. Ancak devlet, ekonomik krizin yükünü yine açlık sınırındaki bir ücretle hayatta kalmaya çalışan asgari ücretlilere yüklemeyi tercih etmiştir. Açıklanan işsizlik oranlarının rekor kırdığı, üniversite mezunlarının önemli bir kısmının iş bulamadığı; diğer tarafta ise konkordato ilan eden sanayiciler ile iflas ederek kepenk indirdiği, işçi çıkaran işletmelerin sayısının her geçen gün arttığı bir dönemde, devletin sorumluluktan kaçmasıyla piyasaya rahatlama gelmesi mümkün değildir. Devletin kaynak israfı had safhadadır. Yapılan uyarılar da dikkate alınmamaktadır.

Halkın en önemli sorun ve gündeminin işsizlik ve hayat pahalılığı olduğu bir gerçektir. Ancak, iktidarın gündemi farklıdır. Çılgın projelerle halkı ve gündemi meşgul etmek yerine insan ve istihdam odaklı üretim, teknolojik ve sanayi yatırımlarına ağırlık verilmelidir.

YERLİ OTOMOBİL ÜRETİMİ

Türkiye ekonomisinin büyük oranda dışarıya bağımlı olduğu günümüzde yerli otomobil üretimi ile ilgili çalışmaların bir noktaya vardırılarak prototipinin tanıtılması ülke ekonomisi açısından önemli bir gelişmedir. Yerli otomobil projesinin en kısa sürede tamamlanarak seri üretime geçilmesi bir istihdam sahası oluşturacak ve dış ticaret açığının kapatılmasında önemli oranda katkısı olacaktır. Bu nedenle siyasi ikbal hesaplarına alet edilmeden desteklenmelidir.

Enerjide dışa bağımlılığın ve ticaret açığın en önemli nedenlerinden olan fosil yakıtlar yerine elektrik ile çalışacak olması, yerli otomobil projesinin önemini daha da arttırmaktadır. Seri üretime geçilmesi sonrasında vatandaşlarımızca kullanımının teşvik edilmesi amacıyla projenin vergi ve fiyat avantajlarıyla desteklenmesi gerekir.

Bununla birlikte üretim tesisleri tespit edilirken bölgeler arasındaki kalkınmışlık farkının gözetilmesi, otomobil sektörü gibi ticari hayata ciddi katkısı olacak sanayi kuruluşlarının en azından bir kısım parçalarının dezavantajlı bölgelerde üretilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz.

SUÇ ORANLARINDA ALKOLÜN TESİRİ ARTIYOR

Alkol bağımlılığının sosyal hayatta ve insan yaşamında meydana getirdiği olumsuzluklar maalesef her geçen gün daha da artmaktadır. Dünyada alkol kullanımından ötürü yılda 1 milyon 800 bin kişi hayatını kaybetmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre, cinayetlerin %85’i, kadına şiddet olaylarının %70’i, trafik kazalarının %60’ı, tecavüzlerin %50’si, şiddet olaylarının %50’si alkollüyken işlenmektedir. Toplumsal bir afet olan alkol tüketimi, gerisinde milyonlarca can kaybı, trilyonlarla ifade edilecek maddi kayıplar, cinayetler ve parçalanmış aileler bırakmaktadır.

Bütün bu afetlerin yanında alkol kullanımı; uyuşturucu madde kullanımını da tetiklemektedir. Nitekim uyuşturucu kullananların yüzde 57’sinin aynı zamanda alkol kullandığı ortaya çıkmıştır. Uygulanan yanlış politikalar ülkemizde alkolün yaygınlaşmasında önemli ölçüde etkili olmuştur. Artan alkol fabrikaları ile iftihar eden siyasetçiler gördüğümüz gibi, hazinenin önemli gelir kaynaklarından biri olarak sigara, alkollü içkiler ve farklı isimlerle masumlaştırılmaya çalışılan kumarı bir velinimet olarak gören anlayışı da halen siyasette ciddi bir şekilde görmekteyiz.

Hükümetin toplumu ve özellikle gençliği alkolün zararlarından koruma ile ilgili attığı adımlar yetersizdir. Vergilerin artırılmasının çözüm olmadığı ve ekonomik bir gelirden öteye geçemediği alkol kullanımındaki artıştan anlaşılmaktadır. Bu tür toplumsal afetlerle mücadele, ancak devlet ve toplum işbirliği ve seferberlik mantığı ile olabilir. Öncelikle devlet, alkollü içkilere yaptığı direk ve dolaylı teşviklere son vermeli ve manevi destek eğitimi başta olmak üzere etkin tedbirler almalıdır.

İDLİB KATLİAMI

Soçi Mutabakatı ile çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib’te, bu mutabakata aykırı olarak Rusya ve Esad rejiminin saldırıları devam ediyor.  Nüfusu yaklaşık 4 milyonu bulan bölgede hastaneler ve sivil yerleşim yerleri bilinçli olarak hedef alınmakta, çatışmalı ortamdan kaçmaya çalışan sivillerin göç yolları da vurularak yüzlerce sivil katledilmektedir. Bunlar savaş suçudur. Saldırı alanlarından kaçan yaklaşık 200 bin kişi Türkiye sınırına sığınmak zorunda bırakılmıştır. Bu durum bir kez daha göçmen sorununun temel çözüm yolunun; göç veren bölgelerdeki kaotik durumun ortadan kaldırılması olduğunu göstermiştir.

İç savaşın başlangıcından bu yana altına imza attığı mutabakatları da çiğneyerek binlerce sivil katleden Rusya, Suriye’de 43 yeni silah test ettiğini açıkladı. Daha önce Suriye’de kullandıkları elektronik silahlarla gündeme gelen Rusya’nın saldırılarında yaşanan sivil kayıp bilançosu yeni silah teknolojisinin siviller üzerinde test edildiğini açıkça göstermektedir. Savaş suçu niteliğindeki bu faaliyetlere karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi harekete geçmeli ve Rusya’nın Suriye’deki eylemlerini soruşturmalıdır.

Aynı zamanda Türkiye ve İran, İdlib’de süresiz ateşkes sağlanabilmesi için harekete geçmeli, bölge tekrar güvenli hale getirilmelidir. Saldırıların yanı sıra kamplara ve Türkiye sınırına sığınan siviller için zorlu kış şartları, gıda sorunu ve salgın hastalıklar ciddi tehdit oluşturmaktadır. Yollara düşen sivillerin insani ihtiyaçlarının karşılanması için de acilen tedbirler alınmalıdır.

LİBYA İÇ SAVAŞI

Arap baharı sürecinden bu yana iç savaşın hakim olduğu Libya’da; Hafter’in arkasına aldığı dış destekle hükümet merkezine yönelik saldırıları siyasi istikrarı engellemektedir. Son olarak Doğu Akdeniz enerji rezervleri üzerine yaşanan kutuplaşma Libya’yı da etkilemiş ve ülkedeki siyasi gerilim daha da büyümüştür. Suriye benzeri bir iç savaş yaşayan Libya’da çatışan taraflara uluslararası güçler tarafından her türlü siyasi desteğin yanı sıra askeri teçhizat desteği de sağlanmakta, böylece ülkede kaos devamlı hale gelmektedir. Rusya ve BAE gibi ülkelerin özel güvenlik şirketleri daha doğru bir ifade ile paralı askerler aracılığıyla da müdahil olduğu iç savaşta siviller ve göç merkezleri hedef alınmaktadır. Son olarak Türkiye ve Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan mutabakat sonrasında, emperyalist ABD ve yandaşlarının desteğindeki illegal Hafter komutasındaki güçler saldırılarını yoğunlaştırmıştır.

Türkiye garantör ülke rolünü üstlenmeli tarafları siyasi müzakere sürecine ikna etmelidir. Aksi takdirde bir vekalet savaşı sahasına dönüşecek olan Libya, telafisi mümkün olmayacak bir yıkıma maruz kalacaktır. Suriye iç savaşından dersler çıkarılmalı, Libya’da müzakere odaklı bir politika izlenmelidir.

GÜNDEM DEĞERLENDİRMESİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI