Gündem Değerlendirmesi (24.12.2019)

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam’ın 24 Aralık 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; “Kadına Şiddet Şikayet Hatları”nın alo yıkım hatlarına dönüşmesi, Eylül ayı işsizlik rakamları ve sorunlar, Yüzyılın Anlaşması Projesi ve illegal yerleşim birimleri, Küresel Mülteci Forumu, ABD’nin Türkiye yaptırımları ve Malezya Zirvesi gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

“KADINA ŞİDDET ŞİKAYET HATLARI” ALO YIKIM HATLARINA DÖNÜŞTÜ

Bugün kapitalist felsefenin özü olan tüketim çılgınlığını daha fazla yaymak için bir obje olarak kullanılan kadını aile içerisinde erkek ile çatıştırarak, toplumsal yıkım projesinin en önemli sacayağı olarak kullanılmaktadır. Tüketim köleliğini esas alan kapitalizmin zirve yaptığı bu çağda yıkım faaliyetleri daha organize bir hal almıştır. Sabahtan akşama kadar çalışan ve günün sonunda kendisi de tükenen kadın profili yüceltilirken, evinde çocuklarına annelik yapan, eşine bir bardak su ikram eden kadın profili ise aşağılanmakta, kölelik olarak lanse edilerek ayıplanmaktadır.

Kadının çalıştığı işyerinde yaşadığı hor görülme, farklı tacizlere uğrama, kovulma, sömürülme gibi sorunları gündem etmeyerek patrona karşı en ufak bir itirazda bulunmayanların, ev ortamında “Kadına şiddet” vaveylalarını kopararak erkek profilini “katil, canavar” gibi lanse etmeleri, kadını yüceltme adına yaptıkları faaliyetlerin ardındaki yıkıcı niyetlerini ele vermektedir.

Bugün aile kurumunun güvencesi olmadığı için sağlıklı toplumun güvencesi de kalmamıştır. Asılsız bir ihbar, gerekçesiz bir beyan, erkeğin evden uzaklaştırılması veya hapsedilmesi ile sonuçlanabilmektedir. Aile kurmak maddi ve manevi birçok engel ile zorlaştırılırken, bin bir zahmetle kurulan aileyi yıkmak ise bir “Alo” demek kadar basit hale getirilmiştir. Üstelik “Alo-Yıkım” telefon hatları reklam ve teşviklerle özendirilmekte, bu yıkım projesi kadını koruma ve yüceltme olarak pazarlanmaktadır. Bunun en acı faturası da ne yazık ki bir anda kendilerini ya bir sığınma evinde ya da sokakta bulan yuvası dağılmış kadınlara çıkmaktadır. Hükümetin bu denli açık yürütülen bir yıkım projesini hangi mantıkla hala sahiplendiğini anlamak ise mümkün değildir.      

EYLÜL AYI İŞSİZLİK RAKAMLARI VE SORUNLAR

Eylül ayı işsizlik oranı %13,8 olarak açıklandı. TÜİK’in açıklamalarında, geçen yılın aynı dönemine göre işsizlerin sayısının 817 bin kişi artarak 4 milyon 566 bine ulaştığı anlaşılmaktır. Asıl işsizlik oranlarını gösteren 15-24 yaş aralığındaki oran ise çok daha vahimdir. Genç işsizlik 4,5 puan artarak % 26,1’e yükseldi. Yani her dört gencimizden biri işsiz, geleceğe umutla bakamayacak şekilde ve buhranlarla yaşamaya çalışmaktadır. İstihdamı artırmak ve işsizliği düşürmek için girişilen çabaların aslında kamuoyunu oyalamadan ibaret olduğu görülmektedir. İşsizlik artık ülkenin en önemli sorunudur. Hükümetin bu sorunu görmezden gelerek harekete geçmemekte ısrar etmesi ve ekonomi yönetiminin umursamazlığı büyük bir güven bunalımına neden olmakta, önümüzdeki süreç için de ciddi bir ümitsizlik oluşturmaktadır.

İçeride veya dış politikada hiçbir sıcak gündem işsizlik sorununu gölgelememelidir. İşsizlik, halkımızın kaderi olmaktan çıkmalı, beyin göçüne ve nitelikli iş gücünün dışarıya gitmesinin önüne geçilmeli, coğrafyamızın avantajlarının bilincinde olarak açılımlar gerçekleştirilmelidir. Bu güne kadar ki girişimlerin neden başarısız olduğu üzerinde kafa yorulmalı, işsizliğin sosyal ve siyasal sonuçları göz ardı edilmemelidir. İstihdam oluşturmayan ekonomi politikalarının krizin çözümüne bir katkısının olmayacağı unutulmamalıdır.

YÜZYILIN ANLAŞMASI PROJESİ VE İLLEGAL YERLEŞİM BİRİMLERİ

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Kushner önderliğinde hazırlanan yüzyılın anlaşması projesinin detayları şimdiye kadar açıklanmadı. Ancak Netanyahu yönetimi yaşadığı siyasi kriz sebebiyle anlaşmayı açıklamaya hazırlanıyor. Filistin sorununa çözüm vaat eden ancak ekonomik, siyasi ve askeri olarak tamamen işgal rejimine avantaj sağlayan bu proje; Filistin halkının toprakları üzerindeki meşru haklarını rüşvetle ellerinden almayı amaçlamaktadır. Anlaşmayı kabul eden bazı bölge ülkelerinin işgal rejimine ciddi paralar ödemesini öngören plan; direnişi tamamen silahsızlandırmayı,  sonrasında ise etnik ve dini tasfiyeyi tamamlamayı amaçlamaktadır. Kudüs’ün başkent ilan edilişi ve ABD’nin, Golan tepelerinde işgal rejiminin egemenliğini tanıması anlaşmanın açıklanması halinde izlenecek politikaya dair bazı ipuçları vermektedir.

Bir kısmı basına sızdırılan anlaşma Filistin halkı lehine gibi gösterilse de direniş gruplarının da ifade ettiği gibi Filistin halkının tamamen aleyhine olan bir anlaşmadır. Anlaşmanın kabulü, işgalin meşrulaşmasına sebebiyet verecektir. Bölge ülkeleri ve Müslüman kamuoyunun Filistin meselesine duyarlılığını yitirmemesi, Filistin halkının gasp edilmiş bütün topraklarının geri alınacağı bir çözüm planına öncülük etmesi zaruridir.

KÜRESEL MÜLTECİ FORUMU

Özellikle son on yılın en büyük sorunlarından birisi olan mülteci meselesinin ele alındığı Küresel Mülteci Forumu Cenevre’de gerçekleştirildi. Dünyada savaş ve açlık sebebiyle yerlerinden edilmiş 41,3 milyon, ait oldukları din ve milliyet sebebiyle ülke dışına çıkmaya zorlanmış 25,9 milyon mülteci bulunmaktadır. Dünyada göçmen karşıtlığının yükselmesi ve ırkçı oluşumların yönetimlerde söz sahibi olmasıyla yerlerinden edilmiş milyonlarca kişi için süreç daha zorlu bir hal almıştır.

Küresel Mülteci Forumu göçmen sorununa maddi bir çözüm hedeflese de katılımcı ülkelerin bir kısmının göçmenlerin sosyal ve ekonomik hayatlarına yönelik kısıtlamalara gitmesi ve ırkçı söylemler kullanması, kalıcı çözümün sağlanmasını zorlaştırmaktadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, ev sahibi ülkelerin mülteci politikasını denetleme, güvenli geri dönüşleri sağlama, mültecilerin ekonomik ve sosyal refahını tesis etme hususlarında kapsamlı bir plan ortaya koymalıdır. Bunun yanında iç savaşlar ve karışıklıklar nedeniyle göç veren ülkelerin sorunlarını çözecek, barışı tesis edecek ve böylelikle göçü ortadan kaldıracak tedbirler geliştirmelidir.

ABD’NİN TÜRKİYE YAPTIRIMLARI

ABD’de Türkiye’ye S-400 yaptırımları uygulanmasını ve F-35 satışının yasaklanmasını içeren yasa tasarısı Temsilciler Meclisi’nin ardından Senato’dan da geçti. Tasarı aynı zamanda Güney Kıbrıs'a 1987 yılından bu yana uygulanan silah ambargosunun da koşullu olarak kaldırılmasını öngörüyor. Türk Akımı ve Kuzey Akım 2 projelerine de müdahale öngören yaptırımlar Türkiye’nin dış politikasını kontrol etmeye yönelik bir hamledir. ABD müttefik olduğunu söylediği Türkiye’ye karşı F-35’ler ile ilgili sorumluluğunu yerine getirmemiş, Suriye’de Türkiye aleyhine bir politika izlemiş ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin dışlandığı bir forum oluşturulmasına öncülük etmiştir. Bu adımlarla Türkiye’nin dış politikasını kontrol etmeyi amaçlamaktadır. Daha önce nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilerek İran’a yönelik benzer bir yaptırım süreci başlatan ABD, ülkeleri ekonomik tehditlerle hegemonyası altında tutmayı hedeflemektedir.

Türkiye bu adımlara karşı ciddi ve etkin tedbirler geliştirmeli, ABD’nin Ortadoğu politikalarında önemli rol oynayan askeri üslerini kapatmalıdır. Bunun yanında ABD’nin güdümünde hareket eden NATO üyeliği de sorgulanmalıdır. Zira ABD bugün NATO’yu kendi sömürü politikalarında etkin bir şekilde kullanmak suretiyle ülkeleri ekonomik ve siyasi anlamda kuşatmaya çalışmaktadır.

MALEZYA ZİRVESİ DESTEKLENMELİDİR

Malezya’nın başkenti Kuala Lampur’da 18-20 Aralık tarihlerinde Türkiye, Katar, İran ve Malezya Devlet başkanlarının katımıyla bir zirve gerçekleşti. İlki 2014 yılında gerçekleştirilen ve yılda bir toplanan forum, bu yıl Malezya’nın ev sahipliğinde, ‘Milli Egemenliğe Erişimde Kalkınmanın Rolü’ temasıyla gerçekleşti. Devlet başkanlarının yanı sıra İslam aleminden yüzlerce akademisyen, alim, kanaat önderi ve siyasetçinin de katılması foruma ayrı bir önem kazandırdı. Zirveye katılması beklenen Pakistan ve Endonezya devlet başkanlarının Siyonizm’in ve kimi emperyalist odakların tehdit ve şantajları nedeniyle katılmaması bu zirvenin İslam ümmeti açısından taşıdığı önemi göstermektedir.

İslam ümmetinin yaşadığı dağınıklık, bütün imkanlara rağmen yaşanılan sorunlar, birlik ve beraberliğin sağlanamamasının ve ihtilaflarının giderilememesinin nedenleri, Filistin ve Kudüs meselesinde ilerleme sağlanamamasının altında yatan sebepler ve yaşanan diğer işgal ve ölümler gibi çok önemli konuların ele alınması, bunlara dair çözüm önerilerinin tartışılması foruma değer katmıştır.  

İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Körfez İşbirliği Teşkilatı ve D-8 gibi İslam ümmetinin önemli platformları bugüne kadar ümmetin sorunlarına çözüm bulmada bekleneni verememiştir. Zirvede konuşulan konuların sadece söylemde kalmaması, bu yeni birlikteliğin diğer İslam ülkeleri tarafından da güçlü bir şekilde desteklenerek etkin bir güce dönüştürülmesini temenni ediyoruz.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI