Gündem Değerlendirmesi (17.12.2019)

Partimizin 17 Aralık 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Sayın İshak Sağlam tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; Cumhurbaşkanı’nın aile ve neslin korunmasına yönelik sözleri, güvenlik soruşturmalarına dair kanun hazırlığı, DİB, KYK yurtlarında manevi danışmanlık hizmeti sunması, Merkez Bankasının faiz indirim kararı, Rohingyalı Müslümanlara yönelik soykırım, Hindistan faşizmi ve Doğu Türkistan’da Çin zulmü gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

CUMHURBAŞKANI’NIN AİLE VE NESLİN KORUNMASINA YÖNELİK SÖZLERİ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslam İşbirliği Teşkilatı Sosyal İşler Bakanları Zirvesi’nde yaptığı; “İslam ülkeleri olarak aile kurumuna ne kadar sahip çıkarsak geleceğimize o kadar güvenle bakabiliriz. Güçlü aile yapısının güçlü toplum demek olduğunu tekrar tekrar hatırlamalıyız.” şeklinde tespitinin, 7. Aile Şurasında; “devletin beş temel vazifesinden birisi neslin korunmasıdır” şeklindeki ifadesinin ve geçmişte dile getirdiği ‘dindar gençlik’ söyleminin artık tekrarlanan vaad ve sözlerden çok, fiilen uygulanan politikalara dönüşmesi kamuoyunun beklentisidir.

Türkiye’de uygulamaların aksi yönde olduğuna üzüntüyle şahitlik etmekteyiz. İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 Sayılı Yasa’nın meydana getirdiği tahribatların yeni yeni gün yüzüne çıktığı bugünlerde, iktidar eliyle yürütülen ve aile kurumuna ciddi zarar veren uygulamalardan destek alan bazı sivil toplum kuruluşları ve özel teşebbüs sahiplerinin aile yapımızı ortadan kaldırmak için sinsi faaliyetlerine hız verdiği görülmektedir. Bakanlıkların İstanbul Sözleşmesine dayalı uygulamalarında skandallar bitmemektedir. İktidar Partisine mensup vekillerin İstanbul Sözleşmesini savunan açıklamalarını kadına yönelik şiddeti önlemek gibi haklı bir gerekçe ile izah etmek mümkün değildir. Diğer yandan özel teşebbüs sahiplerinin İstanbul Sözleşmesi’nin ‘cinsiyetsiz toplum’ projesini hayata geçirmek için geleceğimiz olan bebeklere dahi el atacak kadar pervasızlaştıkları görülmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın söylemleriyle iktidarın eylemleri arasında ciddi bir çelişki olduğu görülmektedir. Cumhurbaşkanı’nın ifade ettiği gibi aile kurumuna gerçekten sahip çıkılmak isteniyorsa Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmelidir. Bu anlamda; Sayın Cumhurbaşkanının hassasiyetinin hükümet politikasına dönüşerek hem Devlet hem özel teşebbüse ait basın-medya organları üzerinden yapılan ve hem de sivil toplum kuruluşları eliyle icra edilen program ve faaliyetlerin ivedilikle durdurulması, bunların yerine aileyi koruyup güçlendiren düzenlemelerin ikame edilmesinden başka çözüm yolu kalmamıştır.

GÜVENLİK SORUŞTURMALARINA DAİR KANUN HAZIRLIĞI

Anayasa Mahkemesinin, Devlet Memurları Kanununun güvenlik soruşturması yapılmasını öngören maddesini iptal etmesine hükümet cenahından gelen tepkiler ve güvenlik soruşturmasının kanuni hale getirilmesini sağlayacak yeni bir düzenlemenin yapılacağının söylenmesi kaygı vericidir. Suçun şahsiliği ilkesini, masumiyet karinesini, kamu görevinde bulunma hakkını, özel hayata saygı ve gerek evrensel hukuk kurallarından gerekse anayasadan kaynaklanan birçok temel hakkı adeta yok sayan bir uygulamanın sahiplenilmesi; hukuk devleti ilkesi ve adaletle bağdaşmamaktadır.

Mevcut mevzuatta hangi vasıflara sahip kişilerin devlet memuru olabileceği veya hangi suçları işleyen kimselerin devlet memuru olamayacağı açıkça belirtilmiştir. Buna ek olarak güvenlik soruşturması yapılmasına gerek olmadığı gibi, böyle bir düzenleme ile kamu görevinde bulunacak kişilere siyasi iklimin de etkisiyle ideolojik yaklaşılacak ve her iktidar tarafından kadrolaşmanın ve suiistimalin önünü açacaktır. Oysa objektif ölçüler ve görevin gerektirdiği nitelikler, kamu görevlisini seçmek için başlı başına yeterlidir. Kamu görevini suistimal eden kişiler hakkında soruşturma ve kovuşturma yolu açıktır. Bu anlamda, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kanun maddesi yerine yeni bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç yoktur.

DİB, KYK YURTLARINDA MANEVİ DANIŞMANLIK HİZMETİ SUNACAK

Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında, 'Manevi Danışmanlık Ve Din Hizmeti' protokolü imzalandı. Diyanet İşleri Başkanlığı personeli tarafından Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde yer alan yurt, spor tesisleri, kamp ve gençlik merkezleri gibi kurumlarda çocuklara, gençlere ve çalışanlara manevi danışmanlık ve din hizmeti sunulacak.

Toplumların tarihini, kültürünü ve her türlü medeniyet mirasını geleceğe gençlik taşır. Geleceğe yönelik hesap yapan bütün toplumlar en büyük yatırımı gençliğin eğitimine yapmalıdır. İnsana yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır. Bu nedenle gençliğin maddi ve manevi değerlerle birlikte yetiştirilmesi çok önemlidir. Sekülerleşme, deizm, ahlaksızlık ve eğlence kültürünün hâkim olduğu, kültür emperyalizminin her tarafı kuşattığı bu dönemde DİB ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan bu protokol olumlu ve güzel bir adımdır. Bu projenin kâğıt üzerinde kalmayarak etkin bir şekilde uygulanması ve diğer kurumlara da yaygınlaştırılması, maksimum istifade elde edilebilmesi için büyük önem taşımaktadır.

MERKEZ BANKASININ FAİZ İNDİRİM KARARI

Merkez Bankası bu yılın son toplantısında politika faizini 200 baz puan daha düşürerek %12'ye indirdi. Böylece son bir yıl içinde faizdeki düşüş %12'ye ulaştı. Piyasadaki beklentiler doğrultusunda yapılan bu indirim, olumlu bir karar olmuştur. Ancak yeterli değildir. Piyasanın kur, faiz ve enflasyon sarmalına mahkûm edildiği bir çıkmazla karşı karşıyayız. Uzun süreden beridir yüksek bir seyir izleyen faiz ve enflasyon, ekonomiyi çok olumsuz etkileyerek halkın ciddi geçim sıkıntısı yaşamasına neden olmuş, birçok iktisadi kazanımı yok etmiştir. Bu açıdan faiz ve enflasyon rakamlarının düşme eğilime girmesi, ekonominin düzlüğe çıkması açısından önemlidir.

Yılın ilk üç çeyreğinde yatırım harcamalarındaki azalmanın ortalama %15'lerde olduğu, son bir kaç yılda 10'a yakın istihdam teşvik paketi ve seferberliğinin sonuç vermediği, işsizliğin Cumhuriyet tarihinin en yüksek rakamlarına ulaştığı düşünüldüğünde ekonomi yönetiminin sorunlarla mücadele etme noktasında yetersiz kaldığı görülmektedir. Hükümet, ülkeyi enflasyon ve faiz açmazından kurtararak, istihdam alanlarını oluşturacak yatırımlara yönelmeli, bunun için kaynaklar temin edilmelidir.

ROHİNGYALI MÜSLÜMANLARA YÖNELİK SOYKIRIM

Uluslararası Adalet Divanı’nda Gambiya’nın şikayeti üzerine Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım yapıldığı suçlamasıyla dava açılması ve Myanmar yöneticilerinin ifadeye çağrılması memnuniyet vericidir. Myanmar yönetimi tarafından kimlik, eğitim ve mülk edinme gibi en temel sosyal ve hukuki haklardan mahrum bırakılan Rohingya Müslümanları, 2017 yılında ordu ve Budist milisler tarafından katliama maruz kalarak, 740 binden fazla sivil Bangladeş’e sığınmak zorunda kalmıştı. Bölgede kalan 500 bin Rohingyalının ise Myanmar yönetiminin ağır baskıları altında oldukları Birleşmiş Milletler’in 2018 yılında hazırladığı rapor ile sabit hale gelmiştir. Myanmar Yönetimi’nin insansızlaştırma projesi kapsamında Rohingya Müslümanlarına karşı sistematik olarak işlediği suçlar, BM ve uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından soykırım olarak tanınmıştır.

Tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirilen soykırımın Uluslararası Adalet Divanı’na taşınması çok geç kalınmış olsa da önemli bir adımdır. Temel insani, sosyal ve hukuki haklardan mahrum bırakılan Müslümanların insani yaşam standartlarına kavuşması için Myanmar yönetimine yönelik kapsamlı bir yaptırım kararı alınmalıdır. Sadece 2016-2017 yıllarında gerçekleştirilen soykırımın değil, Müslümanları temel hak ve özgürlüklerinden alıkoyan ve halen fiili olarak devam eden faaliyetlerin de uluslararası adalet divanında ele alınması gerekmektedir. Bugüne kadar Rohingyalı Müslümanlara yönelik soykırımı tüm dünya gibi seyretmekle yetinen İslam İşbirliği Teşkilatını ve Gambiya’nın göstermiş olduğu cesareti göster(e)meyen İslam ülkelerini de ihlallerin uluslararası platformlarda mahkum edilmesi için sorumluluk ve görev olmaya davet ediyoruz.

HİNDİSTAN FAŞİZMİ

Hindistan’da, yeni vatandaşlık yasa tasarısı, çevre ülkelerden gelen 6 farklı dini gruba vatandaşlık yolunu açarken aynı durumdaki Müslümanların ise sınır dışı edileceği veya hapse atılacağını öngörmektedir. Faşist ve totaliter bir tutum sergileyen Hindistan yönetimi daha önce 2 milyona yakın Müslümanı Ulusal Vatandaş Sicili listesinin dışında bırakma girişiminde bulunmuş ardından Keşmir’in demografik yapısını değiştiren bir adım atarak özel statüsünü kaldırmıştı. Son olarak vize uygulamalarından kaynaklı cezai müeyyidelerde dahi Hindular ve Müslümanlara yönelik farklı uygulama Hindistan’ın yeni yönetim politikasını ortaya koymaktadır. Keşmir’in özel statüsünün kaldırılmasındaki temel amaç, yeni vatandaşlık yasa tasarısında da kendini göstererek diğer dini grupların korunmasını, Müslümanların ise sınır dışı edilmesini hedeflemektedir.

200 milyon Müslüman ile dünyada en çok Müslüman nüfusa sahip ikinci ülke konumundaki Hindistan’ın bu tutumu, ayrımcılığı körükleyerek Müslümanlara yönelik şiddet eylemlerini arttırmaktadır. Hindistan yönetimi hedeflerinin Hinduları ve Müslüman olmayanları korumak olduğunu açıkça ifade etmiştir. Bu söylem ve uygulamalara karşı İslam ülkeleri ile oluşturdukları uluslararası kuruluşlar Hindistan üzerindeki baskılarını artırmalı ve Hindistan’daki Müslüman nüfusun insani ve hukuki haklarının güvence altına alınmasını sağlamalıdır. 

DOĞU TÜRKİSTAN’DA ÇİN ZULMÜ

Çin Devleti tarafından Uygur Müslümanlarına yönelik yıllardır uygulanan asimilasyon, aile yapısına müdahale, mesken masuniyetini ihlal, ev ve iş yerleri üzerinde tahakküm kurma, ibadet hakkını engelleme gibi devlet terörü tüm şiddetiyle devam etmektedir. Geçtiğimiz günlerde bir gazetecinin, Çin’in Uygur Türklerine yönelik muameleleri hakkında kamuoyu ile paylaştığı gizli belgelerde yer alan Çin Devlet Başkanı’nın ‘merhamet göstermeyin’ şeklindeki açıklaması büyük yankı uyandırdı. Çin’in sözde terörle mücadele kapsamındaki iç mesele olarak lanse ettiği Doğu Türkistan meselesinde insan hakkı ihlalleri bu şekilde belgelenmiş, temel amacın etnik, dini ve kültürel asimilasyon olduğu ortaya çıkmıştır. Uluslararası kuruluşlar tarafından ihlaller belgelenmesine rağmen Çin’e yönelik caydırıcı bir adım atılmamıştır.

Dünya Müslümanlarının bu ihlallere ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalmaları utanç vericidir. Müslümanların sessizliğinden cesaret alan güçler baskıları daha da ileriye götürecek ve Müslümanların mağduriyeti daha da artacaktır. İslam İşbirliği Teşkilatı, Müslümanlara yönelik zulmün arttığı bu süreçte aktif ve caydırıcı bir rol üstlenmek mecburiyetindedir.

İSHAK SAĞLAM | HÜDA PAR GENEL BAŞKANI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI