Gündem Değerlendirmesi (09.12.2019)

Partimizin 9 Aralık 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; termik santraller ve çevre sağlığı, 3. çeyrek büyüme rakamları, İstanbul Şehir Üniversitesi, Doğu Akdeniz Mutabakatı, NATO Zirvesi, İdlib katliamı ve Müslümanlara yönelik sahte haberler gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

TERMİK SANTRALLER VE ÇEVRE SAĞLIĞI

Elektrik Piyasası Kanunu'nun geçici 8'inci Maddesi ile özelleştirme işlemleri tamamlanmış ve özelleştirme sürecinde olan santrallere, çevre mevzuatına uyum yatırımlarını tamamlamaları için geçici bir süreliğine çalışma olanağı sağlanmıştı. Özelleştirme politikaları kapsamında özellikle 2010-2014 yıllarında özelleştirilen santrallerin ve Kamunun işletmiş olduğu santrallerin büyük bir kısmının Çevre Mevzuatına Uyum Yatırımlarını yerine getirmediği görülmüştür. EPK Geçici 8'inci Maddesi ile santrallere çevre ile ilgili yapmaları gereken yatırımların tamamlanması için tanınan süre 31.12.2019 tarihinde dolacaktır.

Tanınan sürenin bitimine günler kala hala birçok santralin gerekli çevre mevzuatına uyum yatırımlarını yapmaması santrallerin özellikle baca filtresi olmadan çalışmaya devam etmesi vatandaşın sağlığını ciddi anlamda tehdit etmektedir. Santrallerin sebep olduğu çevre kirliliğinin başında hava, su, toprak ve ses kirliliği gelmektedir. Bu kirlilik doğal olarak insan, hayvan ve bitkilerin yaşamını da tehlikeye sokmaktadır. Bu kapsamda vatandaşların sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için ihtiyaç duyulan çevre temizliğinin sağlanabilmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve denetimlerin yapılması elzemdir. Özellikle termik santrallerde bacalara filtre takılması büyük bir önem taşımaktadır. Ne termik santrallerden elde edilen enerji ne de siyasi hesaplar insan sağlığından daha değerli değildir.

3. ÇEYREK BÜYÜME RAKAMLARI

TÜİK, yılın üçüncü çeyreği için büyüme rakamlarını açıkladı. Buna göre % 0,9 oranında bir büyüme gerçekleşti. Beklentilerin altında da olsa, arka arkaya gelen küçülme rakamlarından sonra büyüme eğilimine girilmiş olması sevindiricidir. Büyümede nicelikten daha önemli olan husus elbette ki niteliktir. Bununla birlikte büyümenin ekonomiyi düzeltmeye katkıda bulunması ve toplumun başta dar gelirlileri olmak üzere bütün kesimlerine olumlu yansıması çok önemlidir.

Büyümenin alt rakamlarına bakıldığında hane halkı tüketim harcamaları ve hükümet harcamalarının birinci sırada oldukları görülmektedir. Yatırım harcamaları ise 1. çeyrekte %12, 2. çeyrekte %22 ve 3.çeyrekte ise %12 oranında düşmüştür. Yatırımlardaki bu daralma üçüncü çeyrek büyüme rakamları değerlendirilirken üzerinde durulması gereken en önemli husustur. Yatırımdaki bu daralma devam ederse gelecekte çok daha ciddi ekonomik krizlere neden olacak ve işsizlik oranları daha da artacaktır.

Yatırım harcamalarındaki bu düşüş masaya yatırılmalı, gerekli tedbirler alınmalıdır. Aksi halde bu gidişat, çok tehlikeli bir girdaba dönüşecektir. Üretim ve yatırımın terk edildiği, hükümet harcamaları ile tüketimin gelirlerden çok daha fazla artması, başlı başına ciddi bir ekonomik krizin yaşandığını ortaya koymaktadır. Ekonomik model, yatırımları artırma ve istihdamı yükseltme üzerine kurulmadığı sürece ciddi bir rahatlamanın olması mümkün değildir.

İSTANBUL ŞEHİR ÜNİVERSİTESİ

İstanbul Şehir Üniversitesi, bünyesinde 7 fakülte barındıran, 400’den fazla akademisyeni ve 800’ü yabancı olmak üzere 7000 dolayındaki öğrencisi ile Türkiye’nin, önemli akademik başarıların altında imzası bulunan, saygın vakıf üniversitelerinden biridir. Son günlerde kapatılması, kayyum atanması veya başka üniversitelere devredilmesi ile gündemde yer alan bu üniversitenin, koşullar her ne olursa olsun siyasi meselelere bulaştırılmaması ve özgünlüğünün korunması gerekir.

Bununla birlikte, tüm fiziki koşulları tamamlanarak eğitim faaliyetlerini yürüten, ihtiyaca yönelik akademik kadro istihdam eden bir üniversitenin bugün kamuoyu önünde tartışmalı hale getirilerek itibarsızlaştırılmaya çalışılması, kamu menfaatlerine ve eğitim camiasına zarar vermektedir. Öğrencilerin ve akademik kadroların belirsizlikle birlikte yaşayacağı tedirginlik, bir eğitim kurumunun ilim yuvası olma misyonunu zedeleyecektir. Bu nedenle bu eğitim kurumunda çalışan akademik kadrolar ile öğrencilerin daha fazla zarar görmeleri engellenmeli ve tartışmalar, eğitim sürecinin dışında tutulmalıdır.

DOĞU AKDENİZ MUTABAKATI

ABD’nin desteğiyle Mısır’da yaşanan askeri darbenin ardından Türkiye’nin dışlandığı Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun kurulması, Türkiye’ye karşı oluşturulan Güney Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır ittifakı ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine karşı yaptırım tehditleri Türkiye’yi enerji jeopolitiğini kendi lehine dönüştürmek için adım atmaya zorlamıştır. Bu bağlamda Türkiye ve Libya arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına Dair Mutabakat imzalandı. Yunanistan’ın Mısır ile yapmayı planladığı deniz yetki sınırlandırılması anlaşması öncesinde atılan bu adım Türkiye açısından büyük önem taşımaktadır. Zira Yunanistan ve Mısır arasında gerçekleştirilecek bir anlaşma, Türkiye’nin Akdeniz’deki karasularını sadece 41 bin km karelik bir alana hapsedebilecekti.

Söz konusu mutabakatın askeri bir gerilime neden olma ihtimali belirmiştir. Mutabakatın ardından Türkiye aleyhine başlatılan hukuki süreç, sorunların ikili ya da çoklu müzakereyle çözülme şansını ise zayıflatmıştır. Bunun yanında ikili yönetimin hâkim olduğu Libya’daki hassas dengenin, mutabakatı imzalayan Ulusal mutabakat hükümeti aleyhine dönmesi söz konusu olmuştur. Zira benzeri bir süreç Mısır’da yaşanmış Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de üstünlük sağlamak için Mısır ile yapmayı amaçladığı MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) Anlaşması yaşanan askeri darbe ile sabote edilmişti.

Enerji jeopolitiği üzerinden yaşanan gerilim Kıbrıs sorununun çözümünü zaruri hale getirmektedir. Bununla birlikte bazı ülkelerin diğer bazılarını denklem dışı bırakma girişimleri, Akdeniz’i yeni bir savaş alanına dönüştürme riskini doğurmaktadır. Siyasi çözüm desteklenmelidir. Tüm kıyıdaş ülkeler çoklu müzakereyle kaynakların adil paylaşımı, deniz yetki alanlarının adil dağılımı noktasında adım atmalıdır.

NATO ZİRVESİ

NATO ittifakının 70. yılı vesilesiyle 29 ülkenin katılımıyla düzenlenen zirvenin sonuç bildirisinde Çin ve Rusya’nın faaliyetleri ve terörizme karşı birlikte mücadele vurgusu yer aldı. İttifakın işlevselliğinin tartışıldığı, ortak güvenlik amacının yitirildiği süreçte gerçekleştirilen zirve, ittifakın ABD’nin askeri ve ekonomik çıkarları doğrultusunda hareket eden bir yapı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Sonuç bildirisinde ilk kez Çin’e karşı hep birlikte karşı durma ifadesinin yer alması bunun somut kanıtıdır. Çin ile ticaret savaşı başlatan ABD ittifak bileşenlerini de bu savaşa dahil etmeyi amaçlamaktadır.

NATO’nun kurumsal yapısı, bizzat ittifak üyeleri tarafından ciddi olarak tartışılmaya başlamıştır. NATO ittifakı, bütün üye devletlerin çıkarlarını korumaktan ziyade, ABD’nin stratejileri doğrultusunda hareket eden bir Amerikan teşekkülüne dönüşmüştür. Bir üye ülkeye yapılan saldırının ittifakın tüm üyelerine yapılmış sayılacağını belirten 5.maddenin geçerliliğini yitirdiği, Türkiye açısından özellikle Suriye iç savaşıyla birlikte ortaya çıkmıştır. 1949 yılında SSCB’nin sosyalist yayılmacılığına karşı kurulan NATO,  SSCB’nin dağılması sonrasında varlık gerekçesini 11 Eylül saldırıları ile kendi ürettiği sözde İslami terör karşıtlığı üzerine kurmaya çalışmıştır.

Ancak bugün özellikle İslam ülkeleri için bir tehdit halini alan NATO’nun varlığının bir gerekçesi kalmamıştır. Miadı dolmuş, varlığı ile Türkiye’nin ve tüm dünyanın barış, huzur ve istikrarını tehdit eden ve ABD güdümündeki bu oluşuma karşı Türkiye de artık üyeliğini sorgulamalı ve daha bağımsız hareket edebilmelidir.

İDLİB KATLİAMI

2018 yılında Türkiye ve Rusya garantörlüğünde silahtan arındırılmış bölge ilan edilen İdlib’e yönelik gerçekleştirilen saldırılarda en az 100 kişi hayatını kaybetti. Savaş suçu olmasına rağmen yerleşim yerlerine gerçekleştirilen saldırılarla 25 günde en az 50 bin sivil yerlerinden edildi. Son bir yılda göç edenlerin sayısı ise 1 milyonu geçti. Sivillerin geri dönüşünü engellemek için yaşam ve sağlık merkezleri bilinçli olarak hedef alınmaktadır.

Bu katliamlar Suriye sorununun siyasi müzakere yoluyla çözümünü engellemekte, yeni anayasa yazım sürecini baltalamaktadır. Bu saldırılar, İdlib’in çatışmasızlık bölgesi olmasının garantörlerinden biri olan Rusya’nın kaotik sürecin devamını arzuladığını ortaya koymaktadır. ABD ve Rusya’nın çıkarları doğrultusunda ilerleyen Suriye iç savaşında Türkiye ve İran’ın daha fazla inisiyatif alarak diyalog lehine güçlü bir irade ortaya koymaları gerekmektedir. Yaklaşan kış şartlarında ilan edilecek bir süresiz ateşkes, müzakere sürecinin daha sağlıklı ilerlemesini ve yerlerinden edilmiş sivillerin de evlerine dönmesini sağlayacaktır.

MÜSLÜMANLARA YÖNELİK SAHTE HABERLER

Aşırı sağcı ve komplo teorisyeni Alex Jones’in başında bulunduğu Infowars’ın eski bir çalışanı, İslam karşıtlığı oluşturacak haberler ürettiklerini itiraf etti. Sahte teorisyen Jones tarafından ortaya atılan; Müslümanların çocuklara tecavüz ettiğine dair iddia, durumun vahametini ortaya koymaktadır. ABD ve Avrupa ülkelerinde son yıllarda siyasi uygulamaların yanı sıra yazılı ve görsel medyanın propagandası İslam karşıtlığını arttırarak sağ popülizmi güçlendirmiştir. Müslümanların yaşam tarzları bir tehdit unsuru olarak sunulmuş ve yalan haberlerle suç işlediklerine dair algı oluşturulmuştur. Bunun sonucunda Müslüman göçmenlere yönelik saldırılar artış göstermiş, ibadet mekânları hedef alınmıştır.

Söz konusu itiraf Müslümanlar aleyhine bilinçli bir kara propaganda başlatıldığını ortaya koymuştur. ABD ve Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanların güvenliğini tehdit eden ve saldırılara hedef yapan bu kara propagandaya karşı özellikle İslam ülkeleri ve İslam İş Birliği Teşkilatı harekete geçmeli, bu kara propagandaya karşı yasal tedbirler alınmasını sağlamalıdır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI