Gündem Değerlendirmesi (18.11.2019)

Partimizin 18 Kasım 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; eğitimde hurafeciliğin çocuklara aşılanması, yoğun gündemin perdelediği ekonomik kriz, işgal rejimi saldırıları ve Trump-Erdoğan zirvesi gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

EĞİTİMDE HURAFECİLİĞİN ÇOCUKLARA AŞILANMASI

Eğitim sisteminin bir türlü düzeltilememesinin altında yatan asıl nedenin nesillerin öz değerlerinden uzaklaştırılarak yabancı değerlerle yetiştirilmesi çabaları olduğu bilinmektedir. Cumhuriyetle beraber toplumsal aidiyetler bütününe sünger çekilerek yüzü batıya ve batı değerlerine dönük yeni nesiller yetiştirme çabaları bugüne kadar hep devam etti. Eğitim sistemine eğitim dışından faktörlerin yüklenmesi çabaları, bugüne kadar özgün bir eğitim sisteminin oluşturulmasına hep engel olmuştur. “Yerli ve Milli” kavramlarının amaçlarından çıkarılarak dayatmacı bir anlayışın perspektif haline getirilmesi, kimi zaman ölçünün kaçırılmasına ve çocukları totemci bir anlayışa sevk etmektedir.

Bunun son örneği insanları hayret içinde bırakan 10 Kasım törenlerinde ortaya çıkan görüntüler olmuştur. Anma ve saygı kavramlarını altüst eden, ideolojiyi dogma şeklinde minik zihinlere dayatan ve ancak ibadetlerde sergilenen secde etme görüntüleri, toplumsal genel ahlak ve inanç değerlerine meydan okumuş, her şeyden önce eğitim anlayışına, eğitim yuvalarına ve eğitimci kimliğinin saygınlığına darbe vurmuştur.

Farklı illerde organize edilen secde merasimlerinin hepsinin detaylara kadar aynı şekilde olması bunların münferit birer hadise olmadığını ispatlamaktadır. Oluşan tepkiler üzerine Milli Eğitim Bakanlığı’nın inceleme ve soruşturma başlatıldığını belirtmesi önemlidir. Ancak küçücük çocukları hurafeciliğe sevk edenler hakkında açılan soruşturmanın ciddiyetle yürütülerek sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması çok daha önemlidir. Eğitimin toplumsal aidiyetler, genel ahlak ve inanç ilkelerinden uzaklaştırılması sonucunda yetişen gamsız nesillerden herkesin şikâyetçi olduğu bir dönemde eğitim faaliyetlerinin iyileştirilmesi yerine daha fazla yozlaştırılmasına müsaade edilmemelidir.

YOĞUN GÜNDEMİN PERDELEDİĞİ EKONOMİK KRİZ

Yeni açıklanan işsizlik istatistikleri, ekonomik krizin boyutlarını göstermesi açısından oldukça dikkat çekicidir. Buna göre işsizlik, geçen yılın aynı ayına göre 2.9 puan daha yükselerek %14 oldu. Yine aynı döneme göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bin kişiye yükseldi. Bu rakamlara göre işsizlik oranı son 15 yılın zirvesine çıkmış bulunmaktadır. Genç nüfustaki işsizlik oranı ise tam anlamıyla uçuşa geçti. Zira 15-24 yaş aralığındaki genç nüfusta işsizlik oranı 6.6 puanlık bir artış ile %27.4 olarak gerçekleşti. Bu genç işsizler içindeki Yükseköğretim mezunlarının sayısı ise %15.2'ye çıktı.

İçerde ve dışarıda yaşanan yoğun ve sıcak gündem işsizliği, hayat pahalılığını ve üretimdeki durgunluğu gölgelemiş, toplumsal buhranı gözlerden kaçırtmıştır. Özellikle genç nüfustaki %27.4'lük işsizlik oranı, gençliğimizin geleceğinin karanlık olduğunu, ekonomik krizin tüm hedef ve ideallerini bitirdiğini göstermesi açısından önemlidir. İktisadi anlamda Türkiye'de bir tarafta zamlar, fiyat ayarlamaları ve vergi artışları varken diğer tarafta günden güne artan işsizlik, düşen istihdam, sanayi ve üretimin neredeyse tamamen duran çarklarının bulunduğu bir resim vardır.  Her biri diğerinin sebebi ya da sonucudur. Ekonomi idaresinin ise bu kötü gidişata çözüm bulma gibi bir gündemi yoktur. Bu durumun sürdürülebilir olmadığı ortadadır.

Toplumsal bir travmaya dönüşen ekonomik krizin hızlı bir şekilde çözülebilmesi için etkin tedbirlere ihtiyaç vardır. Doğru yerden başlanması noktasında; istihdamın önünün açılması, üretimin desteklenmesi, üreticilerin yüklerinin hafifletilmesi ve güven ortamının oluşturulması bir zorunluluktur. Aynı şekilde kaynakların verimli kullanılması noktasında kamudaki israftan mutlaka vazgeçilmeli, usulsüzlük ve yolsuzlukların önü alınmalıdır.

İŞGAL REJİMİ SALDIRILARI

İşgal rejimi, Gazze Şeridi’ne düzenlediği hava saldırısında İslami Cihat hareketinin önemli komutanlarından Resmi Ebu Melhus es-Sevarika ve ailesinden 7 kişiyi katletti. Bu saldırı nedeniyle artan gerginlik sonrasında işgal rejimi toplamda 34 Filistinli kardeşimizi şehit etmiş, yüzden fazlasını da yaralamıştır. Bu vesile ile İslami Cihat Hareketi başta olmak üzere tüm Filistin halkına taziyelerimizi iletiyor, kardeşlerimizin şehadetlerini tebrik ediyoruz.

İşgal rejimi, bölge ülkelerinden bazıları ile başlayan normalleşme süreci sonrası Batı Şeria ve Gazze’de nokta saldırılarla direniş gruplarının önde gelen isimlerini hedef almıştır. Netanyahu yönetiminin içeride yaşanan siyasi krizi aşmak için gerçekleştirdiği son suikaste karşı misilleme eylemleri Mısır başta olmak üzere bölgenin bazı ülkeleri tarafından engellenmek istenmektedir. İşgal ve katliama karşı topraklarını savunan direniş gruplarını terörist kabul eden ve Filistin sorununun işgal rejimi lehine çözümünü onaylayan bu bölge ülkeleri, gerçekleştirilen katliamlarda sorumluluk sahibidir. Netanyahu’nun “Kudüs’ü başkent ilan ettik, kimse bize bir şey diyemedi.” açıklaması Müslümanların Filistin davasındaki duyarsızlıklarını göstermesi ve Netanyahu’nun cüretkarlığını izah etmesi açısından oldukça önemlidir.

İşgal rejiminin saldırılarını yoğunlaştırdığı bu süreçte; Müslüman kamuoyunun duyarlılığını yitirmemesi, direniş gruplarının ve Filistin siyasi hareketlerinin ihtilafları sonlandırarak birlikte hareket etmesi son derece önemlidir. Bilmek gerekir ki; Netanyahu ve işgal rejiminin bu pervasızlığı, Filistin direniş gruplarının ihtilafının ve ümmetin parçalanmışlığının bir sonucudur. Filistin’in acılarının sona ermesi ve Kudüs’ün işgalden kurtulması için Filistin’de vahdetin sağlanması zorunlu hale gelmiştir. Kudüs ortak paydasında birlikteliğin sağlanması bugün İslam ümmetinin en önemli sorumluluğu haline gelmiştir.

TRUMP-ERDOĞAN ZİRVESİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleştirilen ABD-Türkiye ilişkileri ve Suriye temalı zirvede Türkiye ve bölge açısından bir kazanımdan söz etmek mümkün değildir. Suriye mutabakatında üzerine düşeni yerine getirmeyen ABD, Suriye’den çekilmediği gibi gücünü daha da tahkim etmiş ve oluşturduğu paramiliter güçler üzerinden bölgenin zengin petrol kaynaklarına çökmüştür.  Bu durum ABD’nin Suriye’de siyasi çözümü değil de kaosu fiili olarak desteklediğini göstermektedir. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte Suriye başta olmak üzere bölgesel sorunlarda ABD’den güvenilir partner rolü beklemek doğru değildir. 

Türkiye, savunma sanayindeki öncelik ve tercihlerinin çeşitli sebeplerle değişmesi nedeniyle ABD tarafından ekonomik yaptırımlarla tehdit edilmektedir. Söz konusu zirvede bu noktada da bir ilerleme kaydedilmediği gibi tehdidin daha ileri bir boyuta çıkarıldığı anlaşıldı. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin Suriye politikalarını kontrol etmek için ABD’nin yaptırım kartını sürekli masada tutacağı görülmektedir. İran örneğinde olduğu gibi siyaset, ekonomiyle dizayn edilmek istenmektedir.  Bugüne kadar Türkiye ile ilişkilerinde müttefiklik belirtisi göstermeyen ABD’nin önümüzdeki süreçte de bu politikasını sürdüreceği görülmektedir. Türkiye, ABD’nin ekonomik hegemonyasını kırmak için bağımsız bir devlete yaraşır şekilde dik durmak zorundadır.   Türkiye’nin gelecek stratejilerini bu gerçekliğe bağlı kalarak belirlemesi gerekmektedir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI