Gündem Değerlendirmesi (09.11.2019)

Partimizin 9 Kasım 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; KYK mağdurları, yeni yılda vergiler ve zamlar, Fransa’da başörtüsü yasağı ve cami saldırısı, ABD’nin terörizm raporu ve Afganistan’da CIA katliamı ile Cenevre görüşmeleri gibi gündemin öne çıkan başlıkları ele alındı.

KYK MAĞDURLARI

Üniversite okuduğu dönemde aldıkları KYK kredisini ödeyemeyen üniversite mezunu sayısı 5 milyona ulaştı. Genç nüfus dediğimiz 15-24 yaş aralığında işsizlik oranlarının %24 olduğu bir dönemde doğal olarak üniversite mezunlarının kahir ekseriyeti iş dahi bulamazken, düşük ücretle çalışanların maaşlarına da e-haciz yöntemiyle el konulmaktadır. Halkın büyük çoğunluğu asgari ücret ve daha da altında bir ücretle geçinmeye çalışmaktadır. Bu durum ailelerin de çocuklarının KYK borçlarını ödemelerini imkansız kılmaktadır. Eğitim-öğretimin her aşamasında dar gelirli ailelerin çocuklarına geri ödemesiz nakit yardımı yapmak sosyal devlet olmanın bir gereğidir. Bu yapılmadığı gibi çok zor şartlarda öğrenimini tamamlayan öğrencilerden mezun olduktan iki yıl sonra aldıkları kredinin tahsil edilmesi, işsiz üniversite mezunlarını ve ailelerini zor durumda bırakmaktadır.

Eğitim ve öğretimde dünya standartlarını yakalamak ve erdemli bir nesil yetiştirebilmek için eğitime daha fazla kaynak aktarılmalı, dar gelirli kesimlere pozitif ayırım yapılmalıdır. Nitelikli eğitim alabilme ve bilimde kariyer gibi hususlar, sadece maddi imkânları olan insanlara has olmamalıdır. Düşük ve orta gelirli ailelerin de bu yönde önlerinin açık olabilmesi, sosyal devlet olmanın doğal bir sonucudur. Bu nedenle 5 milyon üniversite öğrencisinin bu mağduriyetine makul bir çözüm bulunabilmelidir. Bunun için bu borçlar ya tamamen silinmeli ya da dar gelirli vatandaşlarımızı sıkıntıya sokmayacak bir ödeme takvimi belirlenmelidir. Bu amaçla Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurt Hizmetleri Kanunu’nda “kredinin iki yıl sonra ödenmesi” ibaresi kaldırılarak yerine “öğrenci bir işe başlayıp belli bir gelir sahibi olunca,  gelir seviyesine uygun bir şekilde taksitlendirilerek geri alınır” şeklinde değiştirilebilir. Böylece mağduriyetler kısmen de olsa giderilmiş olur.

YENİ YILDA VERGİLER VE ZAMLAR

Ekim ayının enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla yeniden değerleme oranlarında esas alınan ekim ayı üretici fiyat enflasyonu büyük bir yükün habercisi oldu. Eğer Cumhurbaşkanı tarafından aksi bir karar alınmaz ise 2020 yılı itibarı ile birçok vergi, harç ve ceza Maliye ve Hazine bakanlığı tarafından belirlenen Yİ-ÜFE (Yurtiçi Üretici Enflasyonu) oranı olan %22,58 oranında artacaktır. Bu oran şüphesiz halkın belini bükecek çok yüksek bir rakamdır.

Kamu hizmetleri, elektrik ve doğalgaz gibi hayati önemdeki hizmet ve ürünlere yapılan fahiş zamlar, yeni getirilen vergi kalemleri ve tüm bunlarla birlikte %22.58 olarak belirlenen değerleme oranı, bundan sonra halkın hükümetin mali gediklerini kapatmak için çalışacağını, hazine açığını kapatmanın işçiliğini yapacağını ortaya koymaktadır.  Ekonomik kriz ile mücadele etmenin yolu vergiler ve zamlarla açığı kapatmak değildir. Yolsuzluk ve usulsüzlükler nedeniyle devasa açıklar veren bütçenin denkleştirilmesi, iç ve dış borcun faizine verilen günlük 50 milyon TL'lik paranın temin edilmesi halkın aşından, katığından zorla kısmak suretiyle olamaz. Yapılması gereken başta kamu harcamalarında olmak üzere israfın önüne geçmek ve faiz yükünden kurtulmaktır.

Bilmek gerekir ki faiz ve yolsuzluk canavarlarını doyurabilmek mümkün değildir.  Ekonomi yönetimi devlet kaynaklarını tüketmiş, şimdi halkın sofrasına göz dikmiştir. Halkı vergi yükü altında ezmek sürdürülebilir bir politika değildir.  Halkın alım gücü göz önüne alınarak söz konusu değerleme oranı gözden geçirilmeli ve tek haneli rakamlara çekilebilmelidir. İşsizliğin tavan yaptığı bu dönemde üretimin ve yatırımın önünü açan temel politikalar benimsenmelidir.

FRANSA’DA BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI VE CAMİ SALDIRISI

Fransa’da hazırlanan okul yasası kapsamında okul gezilerinde öğrencilere refakat eden annelerin başörtüsü takmasını yasaklayan madde, Fransız senatosu tarafından onaylandı. Bu son uygulama, daha önceki; okullarda dini sembollerin yasaklanması ve kız öğrencilerin uzun etek giymeleri ile ilgili yaşanan tartışmalarla birlikte değerlendirildiğinde, laikliğin eğitim sisteminde İslam düşmanlığı için bir araç olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır. Evrensel hukuk ile güvence altına alınan din ve inanç özgürlüğüne aykırı olan bu yasak, İslam düşmanlığının devlet politikası haline geldiğini göstermektedir.

Sağ popülizmin Avrupa ülkelerindeki hâkimiyetiyle artan Müslümanlara yönelik siyasi baskı, sosyal baskıyı da doğurmuş, birçok ülkede mülteciler ve Müslümanlara yönelik şiddet eylemleri yaşanmıştır. Son olarak Fransa’da aşırı sağcı bir parti üyesi tarafından cami önünde 2 Müslümana yönelik silahlı bir saldırı gerçekleştirilmiştir.  Bu tür ayrımcılığı körükleyen provokatif saldırılar, Avrupa devletlerinin caydırıcı tedbirler almamasından kaynaklanmaktadır. Zira yasal caydırıcılığın zayıflığı, Avrupa’da ibadet yerlerine ve Müslümanlara yönelik saldırıları arttırmış, ırkçı ve aşırı grupları güçlendirmiş ve saldıran değil saldırıya uğrayanlar yasaklara maruz bırakılmıştır. Müslümanların sosyal ve siyasi varlığını tehdit eden bu tür baskılara karşı İslami kuruluşlar ve İslam ülkeleri harekete geçmeli, kınama açıklamalarının yerini daha caydırıcı politikalar almalıdır.

ABD’NİN TERÖRİZM RAPORU VE AFGANİSTAN’DA CIA KATLİAMI

İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından hazırlanan ve 2017-2019 dönemini kapsayan raporda, CIA’nın desteklediği Afgan paramiliter güçlerin baskınlarında masum sivillerin katledildiği ve ölüm mangaları tarafından gözaltına alınan kişilerin öldürüldüğü yer almaktadır. Daha önce Irak ve Afganistan’da sivil katliamı gerçekleştiren paralı askerlerin, Suriye’de de kullanıldığı ortaya çıkmış ve Suriye’den çekilen ABD askerlerinin yerini paralı askerlerin alması önerilmişti. Orduya nazaran çok daha düşük bir maliyetle çalışan özel güvenlik şirketleri ABD tarafından savaş bölgelerinde aktif olarak kullanılmaktadır

Bu bağlamda İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporunda yer alan yerli ölüm mangalarının ABD’den maddi ve ideolojik destek aldığı ve Afganistan yönetimi ile ABD arasındaki iş birliği sebebiyle cinayetlerle ilgili bir soruşturmaya dahi tabi tutulmadıkları görülmektedir. Birleşmiş Milletler’in 2019 yılının ilk 6 ayı için yayınladığı raporda masum sivillerin en fazla ABD ve Afgan güçlerince katledildikleri görülmektedir. Yerel güçler vasıtası ve hava saldırılarıyla Afganistan’da sivil katliamlarına devam eden ABD, savaş ve istikrarsızlık sürecini uzatmayı ve bunun sonucunda da Afganistan'daki varlığını sürdürmeyi hedeflemektedir.

Afganistan, Suriye ve Irak gibi birçok yerde teröristliğin büyüğünü gerçekleştirerek buralardaki varlığını meşrulaştırmaya çalışan ABD, kendi teröristliğini görmezden gelerek 2018 terörizm raporu yayınladı. Bu raporda kendisini Irak ve Suriye halklarının kurtarıcısı olarak gösteren ABD, bu raporlarla kendi teröristliği ile birlikte kendisine hizmet eden paramiliter teröristleri aklamış, bununla birlikte işgalci siyonist rejime karşı direniş gösteren grupları ve bunlara destek veren ülkeleri hedef almıştır. Dünyanın her tarafında siyasi, iktisadi ve askeri devlet terörünün en şiddetlisini gerçekleştiren ABD’nin terörizm temalı raporu trajikomik bir durumdur.

CENEVRE GÖRÜŞMELERİ

İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen Suriye Anayasa Komitesi toplantıları, 8 yıldır devam eden iç savaşın siyasi müzakere yöntemiyle çözülme umudunu güçlendirmiştir. Ancak siyasi müzakere sürecinin başarıya ulaşmasının temel yolu sahada kalıcı bir ateşkesin sağlanmasıdır. Zira Suriye’de vekâlet savaşı yürüten egemen güçler, askeri üstünlüğü siyasi üstünlük için bir basamak olarak değerlendirmekte ve provokatif operasyonlar gerçekleştirmektedir. Bu anlamda çatışmasızlık bölgesi ilan edilmesine karşın hedef alınan İdlib için önümüzdeki dönem oldukça önemlidir. Askeri operasyonların ve çatışmaların durması müzakere sürecini hızlandırarak sivil kaybının önüne geçecektir.

Bugüne kadar siyasi çözüm umuduyla gerçekleştirilen Astana, Cenevre, Soçi zirvelerinde kalıcı bir mutabakat sağlanamamıştır. Garantör ülkeler askeri operasyonların sona ermesi, yabancı savaşçıların tahliyesi gibi konularda üzerlerine düşen görevleri yerine getirmemektedir. Bugün yeni anayasa yazımı ile ilgili gelinen nokta oldukça önemlidir. Yeni anayasa yazım sürecinin bağımsız,  Suriye halkı ve temsilcilerinin talepleri doğrultusunda ilerlemesi sağlanmalıdır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI