Eğitim Sistemi Neslin İmhasını Değil İhyasını Hedeflemelidir

“Camiler ve Din Görevlileri Haftası” münasebetiyle değerlendirmelerde bulunan Eğitim İşleri Başkanlığımız, eğitim sisteminin neslin imhasını değil, ihyasını hedeflemesi gerektiğine dikkat çekti.

/ BASIN AÇIKLAMALARI / Küçült | Büyüt

1-7 Ekim tarihleri arasında farklı etkinliklerle kutlanan “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” kapsamında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından İl Müftülüklerine gönderilen yazıda “Cami merkezli medeniyet” vurgusu ön plana çıkarılmıştır.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürü Bünyamin Albayrak’ın açıklamasına göre camilerde 365 gün esası gözetilerek cemaate yönelik ders dönemi başlayacaktır. Diyanet ve müftülüklerin camilerde sürdürülen sohbet ve vaazlarla çocuk ve kadınlar da dahil toplumun tüm kesimlerine ulaşması hedeflenmektedir. “Cami merkezli toplum” teması ile uygulanacak bu proje, içerisinde bulunduğumuz savrulma göz önüne alındığında geç kalınmış bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Geç kalınmış da olsa Diyanet teşkilatının bu çalışması olumlu ve değerlidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Milletimizin inancını, insanımızın medeniyet ve kültür değerlerini hor gören ideolojik unsurları ders kitaplarımızdan tamamen temizledik.” şeklindeki açıklamaları ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un eğitim kurumları için “2023 vizyonu felsefesi milli ve manevi erdemliliklerle birlikte yaşam becerilerinin içselleştirildiği mekânlar…” tanımlaması da heyecan ve ümit oluşturmuştur.

Ancak eğitim uzmanlarının müfredat incelemeleriyle ortaya çıkan çarpıklıklar, toplumun özellikle geleceğinin şekillenmesinde temel rol oynayan eğitim kurumlarının zannedilenin aksine kendi kültür ve inancına sırt çeviren nesiller yetiştirdiğini gözler önüne seriyor. Ders kitaplarında milli ve manevi değerlerimize tamamen aykırı, ateist ve materyalist bakış açısıyla konuların anlatıldığı görülmektedir. Aynı bakış açısı maalesef TRT belgesellerinin diline de hâkimdir.

Devletin iki kurumu, uyguladıkları farklı yöntem ve müfredatla birbirine zıt iki ayrı toplum tasavvurunu hedeflemektedir. Devletin resmi bir kurumu olan Diyanet teşkilatı “Cami merkezli toplum” inşası çabasında iken, devletin bir başka kurumu olan Milli Eğitim Bakanlığı, uyguladığı eğitim müfredatı ile topluma yön verme adına bambaşka bir rota çizmeye devam ediyor.

Şu hususa da dikkat çekmek gerekir ki “Cami merkezli toplum” inşasında Diyanet, ancak toplumun cami ile yolları kesişen kesimine hitap etme imkânı bulurken; müfredatıyla deizm ve ateizm pompalayan Milli Eğitim Bakanlığı ise eğitimin zorunlu olması nedeniyle toplumun eğitim çağındaki tüm fertleriyle temas kurma avantajına sahip bulunuyor.

Dini ve toplumsal değerleriyle barışık bir toplum inşa etmenin bir tercih değil bir zorunluluk olduğu hakikati artık görülmelidir. Genç kuşağın kendi değer yargılarından uzaklaşıp ecnebi kültür ve yaşam tarzının hayran kitlesine dönüşmesi, beraberinde deizm ve ateizm felaketini de getiriyor ki, şu anda gençliğin dolayısıyla toplumun geleceğinin önünde duran en büyük tehlike de budur. Müfredat, doğrudan veya subliminal mesajlarla gençliği Allah ile arasına mesafe koymaya sevk ediyor. Üstelik bunu “Bilim” adına yapıyor. Daha kötüsü ise bir takım saçma sapan kuramlar “Bilimsellik” adı altında müfredat kapsamında gençlerin zihinlerine enjekte ediliyor.

Eğitim müfredatı, zihniyet şekillenmesini beraberinde getirdiği gibi, fert ve cemiyetin niteliklerini de şekillendirmektedir. Uygulanan müfredat kendi değerlerine yabancı, ateizmin pençesinde kıvranan nesiller üretiyorsa eğitim sistemiyle birlikte müfredat da sanık sandalyesine oturtulup ciddiyetle sorgulanmalıdır. İdealsiz ve hedefsiz bir neslin ortaya çıkması ile ilmin irfana dönüşmediği kurumlar arasındaki ilişki, ayrıntılarıyla ortaya konulmalıdır.

Bu anlamda müfredatın içeriğine dikkat çeken uzmanların tespitleri önemlidir ve dikkate alınmalıdır. Cansız maddelerin “kendiliğinden” oluştuğunun savunulması, esbabın yaratıcı yerine konulması, esbabı aşan nedenlerin “doğa”nın yaratıcılığına bağlanması, doğaüstü olayların saçma kuramlarla açıklanması, bitkilere ve hatta tek hücreli canlılara “Yaratıcı” özellikler atfedilmesi, kâinattaki müthiş düzen ve ahengin tesadüflere havale edilmesi ve “Bilimsellik” adına Yüce Yaratıcı’ya atıfta bulunmaktan özellikle kaçınılması gerçeği “Milletimizin inancını, insanımızın medeniyet ve kültür değerlerini hor gören ideolojik unsurları ders kitaplarımızdan tamamen temizledik.” cümlesini rahatça kuran Sayın Cumhurbaşkanı’nın yanlış bilgilendirildiğini ortaya koymaktadır.

Yüce yaratıcının kudreti ve Allah’ın adı, Din dersi dışında neredeyse müfredatın hiçbir yerinde bulunmamaktadır. Çocuklar, yaratıcı kavramıyla tanışması gereken yaşlarında “Doğaya iman”, kerameti kendinden menkul madde ve “kâinatta kendiliğinden oluşmuş müthiş ahenk” gibi ateizme sürükleyen kuramlarla yetiştirilmektedir. Öyle ki belli bir yaş olgunluğuna erişildiğinde zaten belleği din dışı kavramlarla doldurulduğundan dolayı dine mesafeli hatta milletinin inancına düşman bir nesil yetişmektedir.

Eğitim sistemi ve uygulanan müfredatlar fert ve toplumun şekillenmesinde anahtar rolü oynuyorsa, doğal olarak yaşanan olumsuzluklardan öncelikle sorumlu tutulacaklardır. Yaşanan ürkütücü durumdan başta devlet yetkilileri olmak üzere herkes şikâyetçi ise, öncelikle eğitimin toplumun değer yargılarıyla barışık bir sisteme ve müfredata kavuşturulması gerekmektedir.

Milli Eğitim sisteminin cami karşıtı bir toplum üreten mekanizma olarak çalışırken, Diyanet, “Cami merkezli toplum” oluşturma çabası akıntıya karşı kürek çekmektir. Bu çelişkinin ortadan kalkması lazımdır. Çelişki kalkmazsa, kapsam ve imkânları itibariyle çok daha avantajlı konumda olan eğitim sistemi ve müfredat dayatmacılığının ürettiği model, belki de bugün öngöremediğimiz insani ve toplumsal krizlerin daha büyüğünü dayatacak noktaya gelecektir. 

Merhum Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi, “savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” 

HÜDA PAR EĞİTİM İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI