Gündem Değerlendirmesi (24.09.2019)

Partimizin 24 Eylül 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; darbeci zihniyetin kılık kıyafet yönetmeliği, artan işsizlik oranları ve üniversite mezunu işsizler, Suriyeli mültecileri hedefleyen nefret söylemi ve Aramco saldırısı gibi gündemin önce çıkan başlıkları ele alındı.

DARBECİ ZİHNİYETİN KILIK KIYAFET YÖNETMELİĞİ YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMALI

Ekim 2013’te hükümetin açıkladığı “Demokratikleşme Paketi” ile kamuda başörtüsünü yasaklayan maddeler kılık kıyafet yönetmeliğinden ayıklanmış, böylece uzun bir süre bu yöndeki ayırımcı uygulamalar gündemden düşmüştü.

Ancak CHP’nin eline geçen bazı belediyelerde medyaya yansıdığı kadarıyla yönetmelik hükümlerine dayanılarak sakal başta olmak üzere şimdilik erkeklerin kılık kıyafetlerini içeren yeni kısıtlayıcı kurallar devreye konulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Belediyelerde başlayan ve en son İzmir’de “Gaziler Haftası” etkinlikleri kapsamında sunuculuk yapan bayan öğretmenin başörtülü olmasını gerekçe göstererek protestoda bulunan bir güruhun ortaya çıkması, başörtüsü ile ilgili yasak arzusunun hala bazı kesimlerin hafızasında bir paranoya olarak diriliğini koruduğunu göstermektedir.

Yasal güvencenin oluşturulmaması başörtüsünü yeniden hedef haline getirmektedir. CHP’li belediyelerde sakal yasakçılığı ne yazık ki dayanağını yürürlükteki mevcut yönetmelikten almaktadır.

1925’den 1960’lara, 1982’den 1997’deki 28 Şubat sürecine kadar farklı müdahalelerle değişikliklere maruz kalan ilgili yönetmelik, 1980 darbesi ve 28 Şubat post-modern darbesinin etkisiyle katı bir yasakçılık belgesi olarak uygulanagelmiştir. Yönetmelik, başörtüsü konusunda kesin yasaklayıcı hükümler içerirken, erkeklerle ilgili de son derece katı ve onur kırıcı denebilecek hükümler içermiştir.

Mevcut hükümetin Ekim 2013’te başörtüsünü açıkça yasaklayan yönetmeliğin beşinci maddesindeki kısıtlamaları ilga etmesi olumlu bir adım olmasına karşın, sürekli mağduriyet alanı haline gelen kamuda başörtüsü hakkını yasakçılık karşısında güvence oluşturacak yasal bir zemine kavuşturmamış olması, değişken siyasi konjonktüre karşı tesettürü ve tesettürüyle kamu görevi yapmak isteyenleri savunmasız halde bırakmıştır.

12 Eylül darbeci zihniyetinin saç boyundan ense tıraşına, bıyık ölçülerinden zorunlu günlük sakal tıraşına, kravattan giyilecek elbisenin rengine kadar çalışanlara onur kırıcı uygulamalar dayatan yönetmelik hükümleri ise halen yürürlüktedir.

Aileyi koruma yasası olarak bilinen kanunda toplumumuzun örf ve adetleriyle asla bağdaşmayacak hal ve tavırlar karşısında bile kadına yönelik sözde ayırımcılığı önleme adına yasal dayanaklar oluşturan hükümet, dayatmacı yönetmeliği yürürlükten kaldırmalı ve bugün için fiili olarak uygulanan başörtüsü serbestliğini güvenceye alacak kanuni düzenlemeler yapmalıdır.

Yapılan tüm çağrılara rağmen başörtüsüne yasal güvence sağlamaktan kaçınılması, yasakçılığı tekrar dayatmak için fırsat kollayan kesimlere açık kapı bırakmaktadır.  

ARTAN İŞSİZLİK ORANLARI VE ÜNİVERSİTE MEZUNU İŞSİZLER

TÜİK'e göre Haziran ayında işsizlik oranı bir önceki yıla göre yüzde 2,8 artarak % 13’e yükseldi. İşsiz sayısı da Son bir yılda 938 bin kişi artarak 4 milyon 253 bine ulaştı.

Genç işsizlik oranı da %24,8 olmuştur. Her dört gençten biri işsizdir. Üniversite mezunu olup iş bulamayanların sayısı milyonu aşmış vaziyettedir.

Üniversite mezunlarına iş sahaları oluşturulmazsa beyin göçü kaçınılmaz olacaktır.

Daha önce de defalarca dile getirdiğimiz gibi işin ehemmiyetine tekrar vurgu yapıyor ve diyoruz ki, bir an önce işsizliğe bir çözüm bulunmalı, özellikle diplomalı gençler başta olmak üzere işsizleri iş sahibi yapacak çözümler hayata geçirilmelidir. Artan nüfus, her gün büyüyen mezunlar kitlesi sosyal ve siyasal sorunlara sebep olmadan iş olanakları ile buluşmalıdırlar.

İşsizlikle mücadele, istihdam oluşturma, çok zor ve içinden çıkılmaz bir mesele değildir. Güven ortamının tesisi, öngörülebilirliğin oluşması gibi çoğu psikolojik bariyerlerden oluşan engellerin ortadan kaldırılması ile olumlu neticeler elde edilebilir. İktisat politikasının merkezinde sermaye değil insan olmalıdır. İnsan merkezli iktisat politikasında ekonomik büyümenin hedefi de istihdamı artırarak işsizliği mümkün olan en alt seviyeye indirmek ve refahı tabana yaymaktır.

SURİYELİ MÜLTECİLERİ HEDEFLEYEN NEFRET SÖYLEMİ LİNÇ KÜLTÜRÜNE DÖNÜŞÜYOR

Türkiye’de birçok ilde Suriyeli sığınmacılara karşı gelişen linç girişimleri tehlikeli boyutlara varmış bulunmaktadır. En son geçtiğimiz Cuma akşamı Adana’da ortaya atılan taciz girişimi bahane edilerek hiçbir ilgileri olmadığı halde sığınmacılara yönelik sergilenen linç girişimi, büyüyerek toplumsal bir boyuta vardırıldı. Sığınmacıların ev ve işyerleri hedef alındı, dükkânları ve araçları ateşe verildi.

Uzun bir zamandır Suriyeli sığınmacılara karşı planlı şekilde bazı siyasi figürlerin başını çektiği nefret söylemi, kimi medya organları ve sosyal medya platformları üzerinden planlı bir şekilde topluma pompalanmaktadır.

Nefret söyleminin özü asılsız iddialar üzerine kurulu iken, bu tür iddialara teşne olan belli bir toplumsal kesimin Türkiye’de her zaman için mevcut olması, nefret söylemlerinin hedeflediği toplumsal linç kültürünü canlı tutmaktadır.  Son dönemde belirgin hale gelen ekonomik darboğaz ve buna bağlı artan işsizlik oranlarında nefretçi söylem sahiplerinin öncelikli sebep olarak Suriyeli sığınmacıları göstermeleri, ayrıca körüklenen nefret söylemlerine güç katmaktadır.

Sığınmacıların tek kuruş vergi vermeden işyerleri işlettikleri, işe alındıkları, tüm masraflarının devlet tarafından ödenen vergilerle karşılandığı, üniversitelere sınavsız yerleştirilerek yerli öğrenciler karşısında avantajlı duruma yükseldikleri gibi aslı olmayan iddialar birer tahrik unsuru olarak sıklıkla tedavüle sokulmaktadır.  Devlet yetkililerinin defalarca yalanlamış olmasına karşın sürekli şekilde bu tür tahrik edici iddialar piyasaya sürülerek sığınmacılara karşı toplumda bir nefret psikolojisi oluşturulmaktadır.

Nitekim en ufak bir hadisenin bile sığınmacılara karşı şiddete dönüşen toplumsal olaylara dönüşmesi, özenle döşenen nefret söyleminin ne denli tehlikeli bir öfkeye yol açtığını göstermektedir. Yaşanan toplumsal kalkışmalar bu olumsuz durumun kendiliğinden oluşmadığını, bunu organize eden örgütlü bir yapının var olduğunu da göstermektedir.

Bu tür provokatif söylemler ve beraberinde getirdiği örgütlü linç girişimleri daha dramatik sonuçlar doğurmadan etkili önlemler alınmalıdır. Yargı makamları da kendiliğinden gelişen toplumsal hadiseler olmayan bu tür linç girişimlerini örgütlü suçlar kapsamında ele almalıdır.

ARAMCO SALDIRISI

ABD, geçtiğimiz Mayıs ayında tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamış ve İran’a karşı ekonomik yaptırımları yeniden devreye sokmuştu.  Bu süreçte bölgedeki enerji alt yapısına yönelik düzenlenen sabotajlardan İran sorumlu tutulmuştu. Son olarak Suud Krallığı’na ait petrol tesislerine yönelik düzenlenen saldırı da İran’a mal edilmekte ve ABD tarafından söz konusu saldırının, savaş sebebi olarak kabul edildiğine dair açıklamalar yapılmaktadır. ABD’ye ait Patriot hava savunma sistemlerinin önlemekte yetersiz kaldığı saldırının ardından Suud Krallığı, ABD’den bölgeye ilave asker talep etmiştir. Saldırı, Suud Krallığı’nın Yemen politikasının bir sonucu olup; İran ile ilişkilendirilmesi askeri müdahale için bahane niteliğindedir.

Bölge ülkeleri arasında ideolojik, mezhepsel ve ekonomik rekabetin Suriye, Yemen, Libya gibi ülkelerde vekalet savaşına dönüştüğü ve yüz binlerce mazlum insanın hayatına mal olduğu görülmektedir. Buna rağmen bazı bölge ülkeleri çatışma sahasını genişletmeye yönelik emperyalist politikalara alet olmakta ve emperyalist güçler İslam ülkelerini birbirlerinden korumak için bölgeye davet edilmektedir.

Bölgede kalıcı ekonomik ve siyasi istikrarı sağlamanın yolu yabancı güçlerin bölgeden tasfiyesini sağlamak ve askeri yöntemlerle sürdürülen vekalet savaşlarının sona erdirilmesidir. İslam ülkeleri aralarındaki sorunları emperyalistlerin müdahalelerine meydan vermeden adalet temelinde diyalog ile çözmenin yollarını aramalıdır. Bütün İslam ülkelerinin imzalayacağı bir saldırmazlık anlaşması acilen hayata geçirilmelidir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI