Gündem Değerlendirmesi (16.09.2019)

Partimizin 16 Eylül 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; Diyarbakır'ın Kulp ilçesinde PKK tarafından yapılan katliam, ilhak politikaları ve İslam ülkelerinin sessizliği gibi gündemin önce çıkan başlıkları ele alındı.

KÖR ŞİDDETİN HAK ARAYIŞLARIYLA İLGİSİNİ REDDEDİYORUZ

12 Eylül günü Kulp ilçesinde odun toplamaya giden köylüleri taşıyan minibüs silahlı örgüt mensupları tarafından hedef alındı. Yola yerleştirilmiş patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu 7 kişi hayatını kaybederken 10 kişi de yaralandı.

Otuz beş yıldır bölgemizde yaşanan çatışmalarda bugüne kadar çatışmaların doğrudan veya dolaylı tarafı olmamasına rağmen onbinlerce masum sivil katledilmiştir. Hak arayışı adına kör şiddete başvurulması ve şiddet dalgasının bir çıkış yolu olarak görülmesi ne yazık ki bazı kesimlerce mazur görülmeye devam ediyor.

Aslında gelinen noktada yapılan katliamların iddia olunan hak arayışlarıyla hiçbir ilgisi olamayacağı, kör şiddetin Kürt halkının maslahatlarıyla asla bağdaşmayan, tamamen farklı ajandalara hizmet eden bir vahşet olduğu herkesçe bilinmektedir.

Kürt halkının çözüm bekleyen bir takım sorunları mevcuttur. Ancak uzun süreden beridir “Hak talebi” adına yürütülen silahlı çatışma yöntemi, soruna çözüm bulmak şöyle dursun, çözüm bekleyen sorunları makul bir zeminde aklıselim ile konuşmanın önünde aşılması güç bir engele dönüşmüştür. Şiddet dalgası Kürt halkının derdine deva değildir, sadece kirli çatışma ortamından beslenen savaş ağalarının işine gelmektedir.

Çok uzak bir ihtimal de olsa, silahlı örgüt gerçekten de iddia ettiği gibi Kürt halkının maslahatını düşünüyorsa, en çok Kürt halkına zarar veren silah yöntemini seçenekleri arasından artık çıkarmalıdır.

Devlet yetkilileri de Türküyle Kürdüyle herkese zarar veren bu çatışma sürecinin önünü alacak çözüm odaklı yeni tedbirler geliştirmeli, meşru ve makul hak taleplerini istismar edilen alanlar olmaktan çıkarmaya odaklanmalıdır.

Bu vesile ile Kulp ilçemizde yaşanan menfur katliamın faillerini lanetlerken, bir kez daha hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifa, ailelerine başsağlığı diliyoruz.

İLHAK POLİTİKALARI VE İSLAM ÜLKELERİNİN SESSİZLİĞİ!

İşgal rejimi Başbakanı Binyamin Netanyahu, Batı Şeria’daki Ürdün Vadisi ile Ölü Deniz’in kuzeyini ilhak etmeyi vaat etti. Siyonist rejimin Batı Şeria’da 1967 yılından bu yana adım adım işgal ettiği yerlerde siyonistler için yaklaşık 250 adet yasa dışı yerleşim birimi inşa edilmişti. Netanyahu’nun vaadi, barış planı olarak servis edilen ve yakın zamanda ABD tarafından açıklanacak olan yüzyılın anlaşmasına da atıftır. Anlaşmanın kabul edilmesi, işgal rejiminin 1948’den bu yana bölgedeki demografik ve teolojik yapının kendi lehine dönüşümünün ve egemenlik alanının genişlemesine yönelik saldırı ve işgallerinin meşru görülmesi anlamına gelecektir.

Keşmir’de de aynı senaryo oynanıyor. Keşmir’de işgal rejimiyle aynı perspektifte politika izleyen Hindistan da, bölgenin otonom yapısını sonlandırmış ve yabancıların bölgeden mülk edinmesinin önünü açmıştır. Abluka ile bölge, adeta bir açık hava hapishanesine dönüştürülmüştür.  Söz konusu düzenleme, bölgedeki etnik ve dini gerçekliği değiştirmeyi amaçlamaktadır.

Keşmir’de insan hakkı ihlalleri gerçekleştiren Hindistan, ülke içerisinde de cadı avı başlatmış ve çoğu Müslüman 2 milyon kişi nihai vatandaşlık listesinin dışında bırakılmıştır. Listenin dışında kalanlar için Çin’in Doğu Türkistan politikasına benzer şekilde toplama kampları inşa edilmeye başlanmıştır. Bu kamplarda entegrasyon adı altında dini ve kültürel asimilasyon hedeflenmektedir. Bu girişim, İspanya’nın Moriskolara yönelik engizisyon politikalarını anımsatmaktadır.

Dünyanın birçok bölgesinde Müslümanlara yönelik hak ihlalleri, saldırı ve katliamların pervasızca artmasının nedeni İslam ümmetinin ideolojik ve mezhepsel ihtilaflarla bölünmüş olmasıdır. Birbirleriyle çeşitli sahalarda vekâlet savaşı yürüten bazı İslam ülkeleri; işgal, ambargo, abluka, sivil cinayeti gibi her türlü insanlık dışı eylemi gerçekleştiren işgal rejimi ile normalleşme adımları atmış, Müslümanlara zulmedilen Keşmir’i Hindistan’ın iç meselesi olarak yorumlamıştır. İslam İş Birliği Teşkilatı ise görevde olduğu günden bu yana hak ihlallerini kınamaktan öteye gidememiş; katliam ve işgallere karşı etkin bir tedbir geliştirememiştir. Dünyada Müslümanlara yönelik katliam, zulüm ve ötekileştirmenin durması İslam ülkelerinin birlikteliği ve gücü ile doğrudan bağlantılıdır. İslam ülkeleri ve Müslüman topluluklar, aralarındaki ihtilafları çözmek için diyalog süreci başlatmalı, birliğini sağlamalı ve zulme uğrayan tüm Müslümanları sahiplenmelidir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI