Gündem Değerlendirmesi (02.09.2019)

Partimizin 2 Eylül 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; okul kayıt ücretleri ve bitmeyen şikâyetler, işgal rejiminin Suriye, Irak ve Lübnan’a yönelik saldırıları, FKÖ- Hamas gerilimi, Erdoğan-Putin zirvesi ve Suriye’deki gelişmeler gibi konu başlıkları ele alındı.

OKUL KAYIT GİDERLERİ VE BİTMEYEN ŞİKÂYETLER

Okulların açılmasına az bir zaman kala yine okulların bazı ihtiyaçlarının bakanlık tarafından tedarik edilmemesi, bu nedenle de kayıt parası veya başka adlar altında velilerden para talep edilmesi hususları şikâyet konusu olmaya devam ediyor. Bakanlık yetkilileri şikâyetler üzerine mütemadiyen velilerden para talep edilemeyeceğini, bunun yasak olduğunu açıklarken, velilerin bu husustaki şikâyetleri ise bitmek bilmiyor.

Zorunlu eğitime tabi olan öğrencilerin kayıtları online ortamda otomatik olarak yapılmaktadır. Bazı okullarda Okul-Aile Birlikleri vasıtasıyla bakanlıkça okullara herhangi bir ödenek verilmediği gerekçesiyle velilerden bağış talebinde bulunulduğu da bilinmektedir. Bakanlık, lise ve dengi okulların ihtiyacını karşılamak için belli miktardaki ödenekleri doğrudan okullara aktarmaktadır. Ancak okul öncesi ile ilkokul ve ortaokulların ihtiyacını karşılayacak doğrudan bir ödenek yoktur. Temel eğitim kurumlarının ödenekleri il-ilçe milli eğitim müdürlüklerine aktarıldığından çoğu zaman genel ihtiyaçlar için kullanılan bu ödenekler, birçok yerde temel eğitim kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Kurumların kırtasiye, temizlik ve hizmetli ücretleri gibi ihtiyaçlarını karşılamak ise okul müdürlüklerine havale edilmektedir. Bu noktada okul-aile birlikleri devreye girerek ihtiyaçların karşılanması için bir şekilde “bağış” talep edilmekte ya da ihtiyaç duyulan malzemeler doğrudan velilere aldırılmaktadır.

Ödenek yokluğu nedeniyle velilerden alınan “bağışlar” bu şekilde her yıl tartışma ve şikâyetlere neden olmaktadır. Okul aile birlikleri de bu kısır döngü içerisinde, kendi görev tanımı kapsamına girmeyen, okul ihtiyaçlarını tedarik etme gibi bir göreve mahkûm bırakılmaktadır. Zaruri ihtiyaçlardan yoksun binalarda sağlıklı bir eğitimin yapılabilmesi mümkün değildir. Milli Eğitim Bakanlığının bu soruna kökten çözüm getirerek her kurumun ihtiyaçlarına yetecek kadar ödeneği göndermesi gerekir. Velilerden bağış toplanması veya ihtiyaçların aldırılması, suistimale açık, kontrolü zor, hassas bir konudur. Ciddi tedbirlerle bunun önüne geçilmelidir.

İŞGAL REJİMİNİN SURİYE, IRAK VE LÜBNAN’A YÖNELİK SALDIRILARI

İşgal rejimi, Suriye, Lübnan ve Irak’a hava saldırıları düzenlemeye devam ediyor. İşgal rejiminin neredeyse rutin hale gelen Suriye’ye yönelik son saldırısı Bahreyn ve ABD tarafından nefsi müdafaa olarak yorumlandı. İşgal rejimi yönetimi bu saldırılarla gündemi değiştirmeyi ve yolsuzluk suçlamalarından sıyrılmayı da amaçlamaktadır. Ancak süreci sadece bu açıdan değerlendirmek yanlış olacaktır. İşgal rejiminin 1981’den bu yana Irak’a, Güney Lübnan’a yönelik siyonist işgalin sonlandığı 2006 yılından bu yana da Lübnan’a yönelik ilk kez bir saldırı düzenlediği gerçeği ortadadır.  Bölge ülkelerinden bazıları ile normalleşme sürecine giren işgal rejimi, İslam ümmetinin ihtilafları ve dağınıklığından da istifade ederek her geçen gün daha da saldırganlaşmaktadır. İşgal rejimi bu saldırılarıyla bölgeyi tehlikeli bir sürece sürüklemektedir. İşgal rejiminin saldırıları ve Filistin’de yürüttüğü işgal ve soykırım, bölge ülkeleri ve BM tarafından kabul görmemeli, işgal rejimine yönelik caydırıcı yaptırımlar devreye sokulmalıdır. Öte taraftan İslam ülkelerinin de artık ABD-Siyonizm ittifakına karşı daha etkin tedbirler geliştirmelerinin zorunluluğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

FKÖ- HAMAS GERİLİMİ

Filistin Kurtuluş Örgütü, kimliği bilinmeyen saldırganlar tarafından Gazze’deki ofislerine düzenlenen saldırıdan Hamas’ı sorumlu tuttu. Filistin Kurtuluş Örgütü ve Hamas arasında “yüzyılın antlaşmasına” karşı sağlanan fikir birliği, Filistin siyasetinin geleceği için umut vaat etmiş ve işgal rejimine karşı bir sürecin başlayabileceği ihtimalini güçlendirmişti. Hayata geçirilmek istenen “yüzyılın ihaneti” anlaşması, ABD’nin İslam coğrafyasında işgal rejimini sahaya sürerek aleni destek vermesi, işgal rejiminin saldırılarına karşı Müslüman kamuoyu nezdinde oluşan duyarsızlık, bazı bölge ülkelerinin işgal rejimiyle askeri, ekonomi ve diplomasi alanında yürüttüğü normalleşme çalışmaları; Filistin meselesi ve direnişin çok zor bir dönemden geçtiğini göstermektedir.

Söz konusu süreç, Filistin direniş hareketlerinin işgal rejimine karşı ortak hareket etmesini zorunlu kıldığı gibi İslam Ümmeti içerisinde de Kudüs ve Filistin ortak paydasında bir birlik oluşmasını zorunlu kılmaktadır. İşgal rejiminin işgal ve saldırganlıklarının uluslararası alanda da mahkûm edilebilmesi sağlanmalıdır. Öncelikli olarak Türkiye ve İran gibi etkin İslam ülkelerinin inisiyatif alarak Filistinli direniş grupları arasında arabulucu olmaları, en azından ortak bir duruş kazandırmaları çok önemlidir.

Öte taraftan işgal rejiminin cürüm ve cinayetleri ortada iken bazı grupların işgal rejimini bir kenara bırakıp Filistinlilere yönelik eylemler içerisine girmesi direnişi baltalayacak, bu saldırılar işgal rejimine yarayacaktır.

ERDOĞAN-PUTİN ZİRVESİ VE SURİYE’DEKİ GELİŞMELER

Suriye’de ABD ile Türkiye arasında güvenli bölge konusunda varılan anlaşma, İdlib’e yönelik rejimin ağır saldırıları, Türkiye gözlem noktalarının kuşatılarak zaman zaman saldırılara maruz kalması ve her geçen gün işgal rejiminin Suriye’de daha rahat saldırılar gerçekleştirmesi gibi gelişmeler, Suriye iç savaşında şartların değiştiğini ve yeni bir evreye girildiğini göstermektedir. Bu gelişmelere binaen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Vladimir Putin bir kez daha acilen bir araya geldi. Rusya’da gerçekleşen zirvede başta İdlib operasyonu olmak üzere bölgesel konuların ele alındığı ifade edildi.

İdlib’te Astana sürecine rağmen Rusya ve Suriye rejimi tarafından uzun bir süredir yapılan saldırılar yüzlerce sivilin hayatını kaybetmesine ve yüzbinlerce sivilin evlerinden olmasına sebebiyet vermiştir. Çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib’e yönelik saldırılar, İdlib mutabakatının açık ihlalidir. Mutabakatın taraflarından Rusya, İdlib saldırılarıyla müzakere sürecini baltalamış ve insani bir krize sebebiyet vermiştir. Eş zamanlı olarak rejim güçleri garantör ülkelerden Türkiye’nin İdlib’teki gözlem noktalarına Rusya’nın da onayıyla saldırılar düzenlenmiştir. Öte taraftan Siyonist işgal rejiminin Suriye saldırıları, işgal rejiminin güvenliği noktasında ABD ve Rusya’nın aynı noktada olduğunu göstermektedir. Yaşanan bütün bu süreçler Rusya’nın da tıpkı ABD gibi Suriye’de güvenilir bir partner olmadığını ve bölge ülkeleri açısından ciddi bir tehdit oluşturacağını bir kez daha ortaya koymaktadır.

ABD ve Rusya eksenli politikaların savaş sürecini uzatarak insani krizi derinleştirdiği tecrübe edilmiştir. Bu durum bir kez daha ortaya koymuştur ki Suriye’de barış, ABD ve Rusya ile değil, ancak bölge ülkelerinin kendi aralarında bir süreç başlatmaları ile mümkün olabilecektir. Dolayısıyla Türkiye, başta İran olmak üzere bölge ülkeleri ile işbirliğine önem vermeli ve yerli unsurlar arasındaki müzakereyi önemsemelidir. Bununla birlikte yine bölgenin yerli unsurları ile birlikte, son İdlib saldırılarında mülteci durumuna düşmüş Suriyeli kardeşlerimize sahip çıkmaya devam etmeli, insanca yaşayabilecekleri koşullar sağlanmalıdır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI