Gündem Değerlendirmesi (26.08.2019)

Partimizin 26 Ağustos 2019 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık iç ve dış gündem değerlendirmesinde; Rohingyalı Müslümanların Myanmar’a geri gönderilmesi, İdlib Mutabakatı, Emine Bulut cinayeti, 5.Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri ve sel felaketleri gibi konu başlıkları ele alındı.

ROHİNGYALI MÜSLÜMANLARIN MYANMAR’A GERİ GÖNDERİLMESİ

2017 yılında sınır karakollarına düzenlenen saldırılar gerçekçe gösterilerek Myanmar ordusu ve Budist milliyetçiler tarafından Müslümanlara yönelik şiddet eylemleri başlatılmıştı. Yüzlerce köy yok edilmiş, siviller katledilmiş kadın ve kız çocukları ordu ve milliyetçiler tarafından tecavüze uğramıştı. Birleşmiş Milletlere göre 2017 Ağustos ayından sonra Budist zulmünden kaçıp Bangladeş’e sığınanların sayısı 745 bine ulaştı.

2018 yılında Bangladeş’in ülkesindeki mültecileri kademeli olarak Myanmar’a geri gönderme girişimi, mültecilerin geri dönmek istememeleri üzerine başarısız olmuştu. Ancak Myanmar hükümetiyle yeni bir anlaşma yapan Bangladeş yönetimi mültecilerin geri gönderilmesini hedefliyor. Myanmar ordusunun saldırıları, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası İnsan Hakları örgütleri tarafından soykırım olarak nitelendiriliyor. Ordu tarafından yok edilen Müslümanlara ait yerleşim yerlerinin yeniden inşası söz konusu olmadığı gibi soykırımın ardından Müslümanların toprakları üzerinde farklı hesaplar yapılmaktadır. Myanmar’daki kamplarda kapalı tutulan, seyahat hakları kısıtlanan Rohingyalılara yardım sağlanması için BM dışındaki kuruluşların faaliyetlerine izin verilmiyor.

Soykırım suçu işledikleri tespitli olup yargılanmayan Budistlerin olası bir geri dönüşte yeni bir soykırım gerçekleştirmeyeceklerinin garantisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte mültecilerin barınak, sağlık, eğitim, seyahat gibi haklardan yoksun bir yaşama geri gönderilmeleri insani değildir. Yaşam garantisi ve yaşamsal ihtiyaçların temini gibi garantiler alınmadan mültecilerin geri gönderilmesi Birleşmiş Milletler tarafından engellenmeli, Myanmar yönetimi soykırım suçlamasıyla Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmalıdır.

İDLİB MUTABAKATI HAYATA GEÇİRİLMELİDİR

2017 yılında gerçekleştirilen Astana toplantısında Gerginliği Azaltma Bölgesi ilan edilen İdlib için 2018 yılında ek mutabakat imzalanmış ancak o tarihten bu yana bölgeye yönelik hava ve kara saldırıları kesilmeyerek mutabakat geçersiz kılınmıştır. Son aylarda saldırılar daha da şiddetlenmiş, sivil yerleşim bölgeleri ve sivil halk Rusya ve rejim güçleri tarafından bilinçli olarak hedef alınmaktadır. Bölgede yaşayan 3 milyon sivilin yaşamını tehdit eden, yeni bir göç dalgasına sebebiyet veren/verecek olan saldırıların sona erdirilmesi için garantör ülkelerin daha fazla sorumluluk üstlenmeleri gerekmektedir. Bu doğrultuda Eylül ayında Rusya, İran ve Türkiye arasında gerçekleştirilecek olan toplantıyı önemli buluyoruz. 

Asker-sivil ayırımı yapılmaksızın yapılan bu saldırılar, uluslararası komiteler öncülüğünde Ekim ayında başlayacak olan yeni anayasa yazımı sürecini de olumsuz etkileyecek ve kaosu daha da derinleştirecektir. Saldırılar sebebiyle kamplara sığınmış sivillerin yaşamlarını idame edebilmeleri tüm tarafların dikkat etmeleri gereken bir konudur. Bu nedenle insani yardımın temin edilebilmesi ve sivilleri çatışma alanlarından uzak tutma konusu İdlib için öncelikli gündem maddesi yapılmalıdır.

İnsan yaşamı, her türlü askeri ve stratejik hedeften üstün tutulmalıdır. Bu nedenle garantör ülkeler arabuluculuğunda İdlib mutabakatının aslına uygun olarak hayata geçirilmesi Suriye sorununun kalıcı çözümü için önemli bir adım olacaktır.

EMİNE BULUT CİNAYETİ

Yıllardır gündemimizden hiç düşmeyen konulardan biri de kadına yönelik şiddet ve kadına yönelik cinayetlerdir. Bunun son örneği geçtiğimiz günlerde Kırıkkale’de Emine Bulut cinayeti oldu. Emine Bulut, çocuklarının velayeti nedeniyle eski eşi ile yaşadığı tartışma sonrası kızının gözleri önünde canavarca bir his ile katledildi. Son birkaç yılda artış gösteren kadın cinayetlerinin nedeni toplumumuzdaki sosyolojik, psikolojik, ekonomik sebepler silsilesinin yanında tamamı dışarıdan ithal ve toplumumuzun sosyolojik yapısına uymayan aile kurumuna dayatılan mevzuatlardır.

Toplumun sürüklendiği ahlaki belirsizlik, çocukların yetişme koşulları, küreselleşmenin pek çok aygıtı, ahlaki ve dini değerlerin problemin kaynağı gibi gösterilmesi; herhangi bir kutsalı olmayan ve en küçük sorun karşısında yaşam hakkı dâhil hiçbir hak tanımayan bireylerin yetişmesine sebebiyet vermektedir. Yine, hukuki zemin, adil ve insani koşullar üzerine aile birliğini muhafaza etmeyi değil ayrılığı esas almaktadır. Bütün bu olup bitenler aile kurumunun 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi gibi mevzuat eliyle çürütülmesinin bir sonucudur.

Pratikte, şiddeti engelleme adına cinsiyetsiz bir toplum inşa edilmesini arzu edenler; toplumsal gerçeklik içerisinde aile fertlerinin birbirlerine karşı kışkırtıldığının ve düşmanlaştırıldığının farkında değiller. En ufak sorunda polis ve savcıların aile mahremiyetine dahlini normal görerek eşlerin boşanmasını salık verenlerin nafaka ve çocukların velayeti nedeniyle eşler arası çatışmayı kaçınılmaz kıldıkları ve çocukları meçhul bir belirsizliğe mecbur ettikleri artık gün gibi ortadadır.

Yaşanan her kadın cinayetinin ardından sadece olayın sonuçlarına odaklanılmakta, kalıcı bir çözüm için çaba harcanmamakta ve sorunu bu aşamaya getiren koşullar gölgelenmektedir. Benzer olaylar, toplumsal cinnetin sebepleri üzerinde kafa yormayı, birkaç kadın milletvekilinin hissi perspektifini aşarak ivedilikle toplumsal bir düzlemde meseleyi masaya yatırmayı zorunlu kılmaktadır.

HAKEM KURULU SORUMLU DAVRANMALIDIR

2020-2021 yıllarına ilişkin 5 milyon kamu görevlisi ve emeklisinin, bunların aileleriyle birlikte toplam 20 milyondan fazla vatandaşımızın geleceğine ciddi anlamda etki edecek olan 5. Dönem Toplu İş Sözleşmesi pazarlıkları uzlaşmazlıkla sonuçlandı. Böylece nihai karar Hakem Kuruluna kalmış oldu. Hükümet tarafının nihai teklifi olan memur ve emekli maaşlarına 2020 yılı için %4+4, 2021 yılı için ise %3+3 oranlarında bir artış yapılması önerisi, ağır vergi yükü ve yüksek enflasyon oranlarının yanında gülünç bir teklif olmuştur.

2018 ve 2019 yıllarında enflasyon rakamlarının hedeflenen oranı tutmayarak %20,3 olarak gerçekleşmesi düşünüldüğünde 2020 ve 2021 yılları için de hedeflenen enflasyon rakamının tutmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.  Memur ve emekli maaşlarındaki artış, hedef enflasyona göre belirlenirken hedefin kat kat üzerinde gerçekleşen çarşı pazar enflasyonu ile büyük bir kayıp yaşayan kamu görevlileri ve emeklilerinin 2 yıl boyunca aileleri ile birlikte yokluğa mahkûm edilmelerini kabul etmek mümkün değildir.

Kamu görevlilerinin geneline ilişkin toplu sözleşme teklifleri üzerinde yapılan görüşmelerde mutabakata varılan konular olduğu gibi mutabakata varılamayan konular da oldu. Ancak anlaşma sağlanamamasına kızan çalışma bakanı, mutabakata varılan konuları tutanak altına almayarak sözleşmelerin tamamını hakem kuruluna havale etmiştir. Hâlbuki mutabakata varılan konuların imza altına alınarak kesinleştirilmesi, sadece anlaşılamayan konuların hakem kuruluna gitmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bundan sonraki süreçte, Hakem Kuruluna önemli bir sorumluluk düşmektedir. Kamu çalışan ve emeklilerinin insani yaşam standartlarına kavuşturulmasında hakem heyetinin tavrı belirleyici olacaktır.

Buna göre;

-Memur ve emeklilerin enflasyon canavarına ezdirilmesi engellenmelidir.

-Doğrudan gelir vergisi %10-15 gibi makul bir rakamda sabitlenerek yapılan maaş artışlarının tekrar hazineye geri dönmesine engel olunmalıdır.

- Önceki toplu sözleşmelerde elde edilen kazanımlar aynen korunmalı ve bu hususta gerekli mevzuat değişikliği bir an önce yapılmalıdır.

-İki yılda bir yapılan ve yaklaşık 20 milyonu ilgilendiren toplu sözleşme sürecinin daha belirleyici kılınması sağlanmalıdır.

SEL FELAKETLERİ, BELEDİYECİLİĞİ SORGULATMAKTADIR.

Memleket olarak neredeyse her mevsimde yerleşim yerlerini vuran sel ve su baskınlarıyla karşılaşıyoruz. Yağış rejimine bağlı olarak oluşan sel baskınlarının tamamı engellenmeyebilir. Ancak İstanbul gibi mega kentleri vuran, ardında büyük zararların yanı sıra kimi zaman can kayıplarına da neden olan sel baskınlarına karşı önlem alıp, zarar ve ziyanı en aza indirmek elbette mümkündür.

Kırsaldan kentlere göçün devam ettiği Türkiye’de, haliyle kentler büyümeye devam ederken, altyapı ve kapasite artırma çalışmaları aynı oranda büyümemektedir. Hizmet amaçlı kurumlar olan belediyeler, maalesef hizmet dışında kalan birçok olumsuzlukla gündemi işgal eder hale gelmişlerdir. İşçi kıyımları, kaynakların yandaşlara peşkeş çekilmesi, rant, usulsüz ihaleler, imar yolsuzlukları gibi olumsuzluklar adeta belediyecilik anlayışıyla özdeşleşmiş hale gelmiştir. Bunun yanı sıra hizmet odaklı kurumlar olduklarını unutan belediye kadrolarının siyaset üretme merkezlerine dönüştürülmesi ve bir çok belediye başkanının asıl görevlerini unutarak siyasi parti liderleriyle yarışması, kentlerin çözüm bekleyen kronik sorunlarının görmezden gelinmesine yol açmaktadır.

Aday profillerinde öncelenmesi gereken ehliyet, sadakat ve liyakat gibi kriterlerin yerine ideolojik bağnazlığın rantla bütünleştiği yönetim kadrolarının belediyecilikte hakim duruma geçmesi nedeniyle hizmet üretimi ve yaşanılabilir kent beklentisi, umudu süsleyen hayallere dönüşmektedir. Belediyecilikle giderek bütünleşmeye başlayan bu bozuk anlayışı hep birlikte sorgulamanın vakti gelmiştir. Güven, liyakat ve sadakat, adaylık dönemlerinin belirleyici kriterleri haline getirilmelidir. Kaynaklar hizmete dönüşmeli, çarçur edilip eşe dosta peşkeş çekilmesinin önü alınmalıdır. Bu alanda var olan mevzuatlar gözden geçirilmeli ve yasal boşluklar tamamen giderilmelidir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI