Katıldığı TV programında gündeme dair çarpıcı açıklamalarda bulunan Genel Başkanımız Yapıcıoğlu, “Bütün samimi Kemalistlere buradan sesleniyorum, Kenanizme kaymayın. Kemalist’siniz, Eyvallah… Kenanist olmayın. Kenan Evren’in kaleme aldığı bir şeyi canhıraş bir şekilde savunmak Kemalizm değildir.” dedi.

 

Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, konuk olduğu TV programında gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

 

Yapıcıoğlu açıklamalarında; Gazze meselesi, Siyonist barbarlara karşı TBMM’nin elinde bulundurup kullanmadığı haklar ve bu konuyla ilgili meclise sundukları kanun teklifi, siyonist rejimle ticaret meselesi, Kayyum meselesi, enflasyon ve asgari ücret, yerel seçimlerde partimiz HÜDA PAR, Yeni Anayasa, Kemalizm ve Kenanizim, partimiz HÜDA PAR’ın kadınlar hakkında söyledikleri gibi konularla ilgili olarak önemli değerlendirmelerde bulundu.

 

Sözlerine israilin yaptığı katliamların net bir şekilde soykırım olduğunu ve soykırım suçunu işlerken hastaneleri, okulları, ibadethaneleri, basın mensuplarını, yardım kuruluşlarını, gıda depolarını bombalamak ve yasaklı silahlar kullanmak gibi savaş suçu da işlediğini dile getirerek başladı.

 

Yapıcıoğlu, siyonistlerin bu katliamlarını 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren değil 100 yılı aşkın zamandır gerçekleştirdiğini belirterek, “Şu anda dünya acilen ateşkes sağlanmasını istiyor. Fakat daha önce de mülteci kamplarını, hastaneleri, ambulansları, okulları vurdu. Çocuk, kadın, yaşlı demeden savunmasız insanları katletti. Sonra ateşkes sağlandı. Sonra o yıkılan binalar yeniden imar edildi. Aradan bir zaman geçti. Bir daha aynı sahneler tekrar etti. Peki, bu hep böyle mi gidecek? Eğer biz meseleyi sadece sonuçları üzerinden tartışmaya devam edersek bu böyle olmaya devam edecek. Bunun bir sebebi var. Sebep de şudur; israilin oradaki varlığı başlı başına sebeptir. İsrail orada olduğu ve elinde güç bulundurduğu müddetçe güç yetirebildiklerine zulmetmeye devam edecek. Olması gereken nedir? Orada bulunan siyonistler dedeleri nerede doğmuşsa def olup oraya gitsinler.” diye belirtti.

 

İsrailin hiçbir şekilde devlet özelliklerini taşımadığını ifade eden Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, Siyonistlerin Tevrat’ta geçen ‘öldürmeyeceksin’ gibi emirleri ‘Yahudi öldürmeyeceksin’ diye algıladıklarını ve aşırı ırkçı bir millet olduğunu da belirtti.

 

Maldivlerin, israil vatandaşlarının ülkeye girişini yasakladığını, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ise kendi vatandaşlarından Filistin’e gidip orada elini kana bulayan vatandaşlarının ülkeye giriş yaptıkları anda tutuklanıp ve yargılanacaklarını hatırlatan Yapıcıoğlu, Filistin’i tanıyan ülkelerin sayısının 148’e yükselmesinin ve bazı ülkelerin Adalet Divanı’nda israil aleyhine açılan soykırım davasında müdahil olacağını açıklamasının olumlu gelişmeler olduğunu söyledi.

 

“Türkiye'nin harekete geçmesi lazım”

 

BM’nin 1951 yılında yürürlüğe soktuğu Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni hatırlatan Yapıcıoğlu, Meclis’e sundukları kanun teklifiyle ilgili de açıklamalarda bulunarak şunları kaydetti:

“Bu sözleşmede imzası olan bütün ülkelere şöyle bir yükümlülük getiriliyor: Bu sözleşmenin tarafı olan her bir ülke, soykırım suçlarını önlemek ve bu suçu işleyenleri cezalandırmakla mükelleftir. Bunun için tedbirler alacak, kendi iç hukuklarına, kendi anayasalarına uygun bir şekilde parlamentolarından kanunlar geçirerek bunun üzerine gidecek diye bir yükümlülük getiriyor. Peki, bu yapılıyor mu? Türkiye'den başlayalım. Mesela şu anda mevcut kanunlara göre soykırım suçunu işleyen ya da insanlığa karşı suç işleyen birisi, yabancı bir ülkenin toprağında bir yabancı tarafından başka bir yabancıya karşı işlense bile Türkiye'deki mahkemelerin bunu yargılama yetkisi vardır. Ama bu Adalet Bakanı’nın talep etmesi şartına bağlıdır.

 

Şimdi biz Meclise bir kanun değişikliği teklifi verdik. Bu teklifimizde biz dört şey istiyoruz. Bir, diyoruz ki Meclis’in uluslararası anlaşmaları kabul etme, onu onaylama ya da onaylamama hakkı vardır. Meclis’in savaş ya da barış yapma yetkisi vardır. Şimdi niye bir yabancı ülke vatandaşı başka bir yabancıya karşı suç işlediğinde onunla ilgili soruşturma yapma Adalet Bakanı’nın talebine bağlıdır? Çünkü bu aynı zamanda uluslararası ilişkileri ilgilendiren bir konudur. Uluslararası ilişkiler bozulmasın, her önüne gelen savcı kafasına estiği gibi soruşturma başlatmasın diye bir önlem alınmış, Adalet Bakanı’na böyle bir yetki verilmiş. Peki, uluslararası ilişkilerin bozulmasının en uç noktası savaş değil mi? Savaş ilanında Meclis yetkili ise o zaman böyle bir yetkiyi Meclis’e çok görmemek lazım.

 

Verdiğimiz kanun teklifinde diyoruz ki; Meclis’ten böyle bir karar çıkması durumunda savcılar harekete geçebilsin ve bu soykırım suçunu soruştursun. Aslında bu soykırım suçunu soruşturmak biraz önce söylediğim, Türkiye'nin 1950'nin Mart ayında onayladığı ve 1951 yılında yürürlüğe giren bu sözleşmenin gereği olarak Türkiye, soykırım suçunun işlenmesi halinde bu dünyanın neresinde olursa olsun buna ilişkin adım atma, gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü var. Türkiye'nin bu konuda harekete geçmesi lazım ama Türkiye, Uluslararası Kuruluşları harekete geçmeye çağırıyor.”

 

“Bütün parlamentoları inisiyatif almaya davet ediyoruz. Hadi biz de alalım. İlk adımı biz atalım”

 

Siyonistlerin gerçekleştirdiği katliamalar sonrasında TBMM’nin “Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün parti grupları ve milletvekilleri olarak bu vahşetin durdurulması için dünya parlamentolarını, uluslararası toplum ve kuruluşlarını tutum ve inisiyatif almaya davet ediyoruz.” bildirisini okuyan Yapıcıoğlu, “Peki hadi ilk adımı biz atalım. Bütün parlamentolar inisiyatif almaya davet ediyoruz. Hadi biz de alalım. İlk adımı biz atalım. Bizim tarihimizde soykırım yok. Bizim onlara borcumuz da yok. Niye atmıyoruz? Mesela geçen hafta bir karar daha çıktı. O metinde aynen okuyorum; ‘bu katliamlara ve insanlık suçlarına sessiz kalmamak her bir ferdin ve insan haklarına değer veren her bir ülkenin boynunun borcudur.’ Evet, doğru. Hepimizin boynunun borcudur. Yine oradaki cümle, ‘Türkiye Cumhuriyeti tüm kurumlarıyla tek ses olarak israilin durdurulması ve ateşkesin sağlanması yönündeki tavrını uluslararası camiada açıkça ilan etmektedir. Milletimizin kalbi de masum Gazze halkıyla birliktedir. Refah’tan gelen görüntüleri hiçbir zaman unutmayacak ve yaşanan katliamın faillerinin hak ettikleri cezaya çarpılmaları için çaba sarf etmeye aralıksız devam edeceğiz.’ Bizim meclisimiz bunu oy birliğiyle söylüyor.” dedi.

 

“Şimdi siz onları öldürmek için kullanılan ha bombayı gönderdiniz ha da o bombayı atan uçağın yakıtını gönderdiniz, ne fark var Allah aşkına?”

 

Siyonist rejime yakıt gönderdiği için tepkilere neden olan SOCAR ile ilgili konuşan Yapıcıoğlu, “Peki, bize ne oluyor? Niçin biz yargılama yetkisine sahip olduğumuz halde bizim mahkemelerimiz bunu yargılayabilir olduğu halde herhangi bir dava açılmıyor. Neden? Niçin hala ticaret devam ediyor?” diye soran Yapıcıoğlu devamında, “Mesela niçin SOCAR’la aracı kurumlar üzerinden İzmir Limanından yakıt gidiyor. Neden? Şimdi Gazze’deki insanlara yaşatılan vahşet, katliam, paramparça olmuş bedenler görünce insanın içi sızlıyor. Şimdi siz onları öldürmek için kullanılan ha bombayı gönderdiniz ha da o bombayı atan uçağın yakıtını gönderdiniz, ne fark var Allah aşkına? Yani sonuç itibariyle bir şeyler yapabiliriz. Ama herhangi birisinin yapması gereken yapabileceği bir şeyi herkes bir başkasından bekliyorsa o zaman hiç kimse yapmamış oluyor. Onlar da zulümlerine devam ediyor. Bugün küresel siyonizme karşı cephe alırsanız bunun bir bedeli olacak elbette. Bir tarafta ekonominin zarar etmesi ve tüccarların bazılarının karlarının azalması, öte tarafta da bazı bebeklerin hayatının kurtarılması varsa, terazinin iki kefesinde bunlar varsa siz paradan, puldan, ticaretten bahsetmeyi ar saymalısınız.” diyerek sert tepki gösterdi.

 

Kayyım meselesi

 

Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanması ve belediye başkanının tutuklanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, “Dosyanın içeriğini ben bilmiyorum ama iddialar vahim. Biz şunu söylüyoruz: Birisi seçilmiş diye yani sadece halkın oyuyla gelinebilecek bir makama geldi diye her dediğini yapma hakkını kendinde göremez. Ama öte tarafta da şunu söylüyoruz, eğer bir makama seçimle gelinebiliyorsa oraya birisi seçilmişse, o seçilen kişi görevle bağdaşmayan, suç olan, yapmaması gereken bir şey yaptı ve bundan dolayı görevden alındı, tamam, suç işlese de sadece seçilmiş olduğu için orada dursun yaklaşımında değiliz. Ama şunu söylüyoruz şimdi nihayetinde orası seçimle gelinebilecek bir makamsa ve o kişi de oradan ayrılmışsa, örneğin belediye başkanı vefat etmişse ve o makam boşalmışsa ne oluyor? Belediye meclisi kendi arasından bir sonraki seçime kadar görev yapmak üzere bir başkan seçiyor.

 

Seçimle gelinebilecek bir makama merkezi hükümetin bir atama yapması usulünü bizim tartışmamız lazım. O kişinin bir suç işlemiş olması ayrı bir şeydir. Diyelim ki Belediye Başkanı suç işledi.

Siz Belediye Başkanı’nı görevden aldınız. Farklı farklı partilerden Belediye Meclis Üyesi insanlar var. Her belediyede tek bir partinin üyeleri yok ki. Şimdi normal şartlarda Belediye Başkanı eğer yoksa Belediye Başkan Yardımcısı, Belediye Başkan Vekili ya da işte o da olmadı en yaşlı üyenin başkanlığında toplanılır, bir seçim yaparlar. Kararları alırlar. Ama bir yere bir kayyım atandığında yine kanun hükmü gereği başkan olarak atanan kişinin daveti olmadan meclis toplanamıyor. Bazı yerlerde maalesef pratikte meclis hiç toplanamıyor. Düşünün mesela diyelim ki ben Belediye Meclis Üyesiyim ayrı bir partim var. Kendi partim adına girmişim seçimlere, halkın da oyunu alarak Belediye Meclis Üyesi olarak seçilmişim. Ama belediye başkanının işlemiş olduğu bir suçtan dolayı, benim de tasvip etmediğim bir suçtan dolayı ben de Belediye Meclis Üyeliği yapamıyorum. Bu doğru mu? Bunların tartışılması lazımdır.” dedi.

 

Yerel seçimlerde HÜDA PAR

 

Yerel seçimlerde partisinin aldığı oy oranı ve seçimle ilgili değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, seçime katılım sayısının özellikle partimiz HÜDA PAR’ın güçlü olduğu yerlerde düşmüş olmasının kendileri için dezavantaj olduğunu ve halkın sandığa gitmemesinde ekonomi politikaları ve Gazze meselesi dolayısıyla oluşan küskünlükten kaynaklandığını belirterek şunları söyledi:

 

“2024 Mahalli İdareler Genel Seçimlerine biz ilk defa Türkiye genelinde katıldık. Biz 2012 yılında partimizi kurduk. 2014 yerel seçimlerinde kısmi bazı yerlerde aday çıkardık. Türkiye'nin her tarafında aday çıkarıp seçimlere girme gücümüz yoktu o zaman. İlk defa 2018 seçimlerinde Türkiye genelinde milletvekili seçimlerine katıldık ve ilk defa 2024 seçimlerinde yine Türkiye genelinde mahalli idareler seçimlerine kendi adaylarımızla katıldık. 81 ilde, bütün ilçelerde kendi adaylarımızı gösterdik. Her ilçede bizim belediye başkan adayımız yoktu ama her tarafta bizim meclis üyesi adaylarımız vardı. Bir önceki ülke genelinde girmiş olduğumuz seçim 2018 olduğu için onunla kıyas ettiğimizde şu sonuca vardık:

 

2018'de seçimlere 8 parti katılmıştı. 2024'te ise 35 parti… 8 partinin katıldığı seçimde Biz 207 bin oy alabilmiştik. Bu seçimlerde 35 parti olmasına rağmen ki parti sayısı artınca oylar daha fazla bölünüyor. Buna rağmen bizim aldığımız pay büyüdü. 207 binden 316 bine çıktı. 109 binlik bir artış oldu.

Oylarımızda % 50’nin üzerinde bir artış oldu. Şartları değerlendirdiğimizde, katılım oranının epeyce düşmüş olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda, rakiplerimizin devasa reklam bütçeleri le seçime hazırlandığını da hesaba kattığımızda bizim için fena bir sonuç değildi. Biz daha iyi bir sonuç bekliyorduk doğrusu. Yüzde birin üzerinde bir sonuç bekliyorduk. Ama yüzde biri bulamadık.

 

İnşallah önümüzdeki seçimlerde % 3 çıtasını koyduğumuz yerde tutuyoruz. İnşallah emin adımlarla hedefe doğru ama istikamet üzere kalmak şartıyla yürümeye devam edeceğiz. Belediye Meclis Üyesi sayımız daha önce 6'ydı bunu biz 24'e çıkardık. 4’e katladık. Daha önce bir arkadaşımız başka bir partinin listesinden bizim adayımız olduğunu onlar da biliyorlardı. Biz seçime girmediğimiz için 2019'da seçilmişti. Aynı arkadaşımız oylarını ikiye katladı. Oyların % 60'ını alarak yeniden seçildi.

İnşallah Türkiye HÜDA PAR belediyeciliği ile tanışırsa bir daha bizi bırakmayacaklardır.”

 

“Enflasyonun sorumlusu gariban asgari ücretli mi? Bu parayla geçinmek mümkün değil”

 

Asgari ücret ile ilgili de konuşan Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, “Asgari ücretin tanımından başlayarak bir düzenleme yapılmalı. Asgari ücretin tarifi yönetmelikte; işçinin günün fiyatları üzerinden gıda, giyim, barınma, eğitim, sağlık, kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek ücret olarak tarif ediliyor. Peki, işçinin ailesi nerede? Tanımın içerisinde yok.

Asgari ücretten vergi alınmasın diye yıllarca söyledik. Çok şükür o konuda bir mesafe alındı. Asgari ücretliden şimdi vergi alınmıyor ama şimdi bekâr bir kişinin yaşam maliyeti yani sadece gıda değil, kira ve diğer ihtiyaçları da dâhil 24 bin liranın üzerindedir ama asgari ücret 17 bin lira. Şu anda diyorlar ki işte ‘biz geçen sene Temmuz ayında arttırdık, bir ara zam yaptık ama biz ara zam yaparsak enflasyon hedeflerini tutturamayacağız.’ Merkez Bankasının geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, ‘eğer asgari ücrete ara zam yapılırsa bu dezenflasyon sürecine zarar verecek’ diye. Tamam da şimdi enflasyonun sorumlusu gariban asgari ücretli mi? Bu parayla geçinmek mümkün değil.” ifadelerini kullandı.

 

“Şimdiye kadar bizim kapımıza gelen hiç kimse kapıdan dönmedi”

 

Siyasetteki normalleşme-yumuşama adı altında CHP tarafından partimize ziyaret edilmek istense ne olacağı sorusunu yanıtlayan Yapıcıoğlu, “Şimdiye kadar bizim kapımıza gelen hiç kimse kapıdan dönmedi. Biraz önce bahsettiğim kanun teklifiyle ilgili arkadaşlarımız bütün parti gruplarının hepsine bu teklifi götürdüler. Yazılı olarak sundular ve desteklerini istediler. Biz siyasi partiler arasında diyalog kanallarının açık olması gerektiğini söylüyoruz. Biz mütemadiyen siyasetin dilinin çok sert olduğundan, siyasetin böyle olmak zorunda olmadığından dem vuruyoruz. Fakat siyasetin dili çok sert maalesef. Genel kurulda bazen duymaktan hicap duyduğum laflar havada uçuşuyor. Sanki millet bizi, parlamenterleri oraya birbirleriyle ağız dalaşına girsinler diye mi gönderdi? Fikirler, çözüm önerileri farklı olabilir ama bu kavga etme ya da birbirlerine hakaret etmenin sebebi olmamalı ama maalesef bu çokça oluyor, dilerim bundan sonra olmaz.” şeklinde konuştu.

 

“Bütün samimi Kemalistlere sesleniyorum, Kenanizme kaymayın!”

 

“Anayasada değişiklik değil yeni bir anayasa lazım” diyen Yapıcıoğlu, yeni anayasa ile ilgili şunları söyledi:

 

"Mevcut darbe anayasanın üzerinde 21 defa değişiklik yapıldı. Değişikliğe ihtiyacımız yok. İlk 4 maddeyle ilgili şöyle bir tartışma var. Birileri zannediyor ki kurucu irade ilk 4 maddeyi yazdı, 1924'ten beri onlar orada öylece duruyor. Bakın bu büyük bir aldatmaca. Bakınız 1924 Anayasası’nda, 1961 Anayasası’nda devletin şeklinin cumhuriyet olduğuna dair değiştirilemez diye bir hüküm var. Sadece Cumhuriyet. Yani kimse saltanata dönmeyi hayal falan etmesin, bunu teklif bile etmesin. Başka değiştirilemez madde yok. 1982 Anayasası’nda da aslında taslak metninde böyle bir şey yok.

 

1982 Anayasası’nda Danışman Meclisi Hukukçular Kurulu yazıp beşli çetenin -ben beşli çete diyorum, o zamanki adıyla ‘Milli Güvenlik Konseyi'nin- önüne gelince Kenan Evren'in başında bulunduğu diğer Kuvvet Komutanları ve Jandarma Komutanı’nın oluşturduğu beşli, 4 maddeyi kaleme aldı. Dediler ki işte şu ilk 3 madde değiştirilemez. Daha doğrusu ilk 3 madde de değil. 1. maddedeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğuna dair hüküm. 2. maddedeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3. madde değiştirilemez. Ama 2. Maddede cumhuriyetin niteliklerinden başka şeyler de var. 3 maddede, Başkent, bayrak, İstiklal marşı, resmi dildir… Şimdi bunlara yönelik biz diyoruz ki değiştirilemez madde ne demek? Yani bu Kemalizm değildir. Bütün samimi Kemalistlere buradan sesleniyorum, Kenanizme kaymayın. Kemalist’siniz, Eyvallah… Kenanist olmayın. Kenan Evren’in kaleme aldığı bir şeyi canhıraş bir şekilde savunmak Kemalizm değildir.”

 

“Bir anayasada ne olması gerekiyorsa oturalım hep birlikte onları kaleme alalım”

 

Geçmişte CHP’nin devletçilik, halkçılık, laiklik, inkılapçılık gibi kavramları anayasadan çıkarmayı vaat ettiğini belirten Yapıcıoğlu, “Bakınız siyasi partiler seçimlerden önce seçim beyannamesi yapar, kamuoyuna deklare ederler. Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçim beyannamesinde; devletçilik, halkçılık, laiklik, inkılapçılık gibi altı oku var. ‘Bunlar Cumhuriyet Halk Partisi'nin umdeleridir. Biz iktidara gelirsek biz bunları anayasadan çıkaracağız’ diye bir vaatte bulunduğunu söylesem şaşırır mısınız? İsterseniz yazılı belgesini gösterebilirim. Bakın CHP diyor ki; ‘ben gelirsem bunları anayasadan çıkaracağım.’ Kıyamet kopmuyor. Ama iktidara da Demokrat Parti geldiği için çıkaramadı. Şimdi belki CHP’liler seviniyor ‘iyi ki CHP o zaman iktidara gelememiş. Yoksa bunları çıkaracakmış’ diye. ‘Biz laikliği güçlendireceğiz fakat biz bunları anayasadan çıkaracağız’ diyorlar. Şimdi biz diyoruz ki bu da bir darbe anayasasıdır. İskelet olarak bunu önümüze koyup ‘şuna dokunalım, buna dokunmayalım’ dersek bu yeni bir anayasa olmaz. Bu darbe anayasasının üzerinde 22. kez değişiklik yapmak olur. Türkiye'nin ihtiyacı bu değildir. Bir anayasada ne olması gerekiyorsa oturalım hep birlikte onları kaleme alalım.” dedi.

 

“Ben Kemalist değilim. Herkes Kemalist olmak zorunda değil”

 

CHP’nin birinci Genel Başkanı Mustafa Kemal ile ilgili düşünceleri sorulan Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, “Ben Kemalist değilim. Herkes Kemalist olmak zorunda değil. Evet, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri, 1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin de 1. Genel Başkanı bir şey demiyoruz.” ifadelerini kullandı.

 

“Sokak hayvanları için kullanılan bir kelimeyi bizim kadınlar için kullandığımızı ileri sürecek kadar alçalanlarla yargıda hesaplaşıyoruz”

 

Seçim sürecinde CHP ve İYİ Parti gibi partilerin p parti programımızda yer alan “Varisleri olmayan veya bulunamayan kişilerin bıraktığı miras, devlet hazinesine değil fakirlere bırakılmalı veya sadece fakir gençlerin evlendirilmesi, yalnız yaşayan kadınların sahiplenilmesi ve yetimlerin bakımı gibi alanlarda kullanılmak üzere oluşturulacak bir fona devredilmelidir.” ifadelerini çarpıtarak kadınların sokak hayvanları gibi “sahiplendirilmesi” olarak lanse etmeleri ile ilgili konuşan Yapıcıoğlu, şunları kaydetti:

 

“Sokak hayvanları için kullanılan bir kelimeyi bizim kullandığımızı ileri sürecek kadar alçalanlarla yargıda hesaplaşıyoruz. İnşallah onun hesabını verecekler. Aslında onlar kadına en büyük hakareti yaptılar. Kendi parti programlarında aynı kelimeyi; yaşlılar, engelliler ve yetim çocuklar için kullanıyorlar. O kelimenin ne anlamda kullanıldığını aslında herkes biliyor. Devlet bir fon kursun ve maddi olarak kendi kendine yetmeyen kadınlara pozitif ayrımcılık anlamında onlara destek çıksın manasında bir cümleyi aldılar, birkaç tane harf ilavesiyle sokak hayvanları için kullanılan bir kelimeye dönüştürdüler ki o kelime bizim ağzımızdan çıkmadı. Bizim Parti programımızda yazmıyor. Bu alçakça bir iftiraydı ve bu iftiranın hesabını inşallah yargı yönünde verecekler. Davalar yürüyor. Allah Kerim. Onların yani yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Bunların ki gündüz de yanmaya devam etti bir müddet. Bazı insanları da inandırdılar. Ama bunun hesabını verecekler. Onu net ifadelerle söyleyeyim.”