Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, partimizin İstanbul 5. Olağan İl Kongresinde yaptığı konuşmada, partisinin vizyonunu temel ahlaki ve insani değerler üzerinden ilan ederek HÜDA PAR’ın bir öze ve fıtrata dönüş hareketi olduğunu vurguladı.
Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, partimizin İstanbul
İl Başkanlığı tarafından düzenlenen 5. Olağan İl Kongresi’ne katıldı. Bağcılar
Göztepe Spor Kompleksi'nde "Dürüst Siyaset, Gerçek Adalet" sloganıyla
düzenlenen kongreye halk yoğun ilgi gösterdi.
Kongremiz, Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, siyasi
parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve çok sayıda davetlinin
katılımıyla büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan kongre, parti
çalışmalarını içeren sinevizyon gösterimiyle devam etti. Kongrede, divan
kurulunun oluşturulması, mali ve faaliyet raporlarının okunmasının ardından
seçim maddesine geçildi.
Yoğun katılımla yapılan
kongrede partililere ve halka hitap eden Genel Başkanımız Zekeriya
Yapıcıoğlu, partimizin adalet anlayışı, siyasi ahlak ve Meclis çalışmaları gibi
konulara değinerek halkın gerçek sorunlarını çözmeye odaklandıklarını belirtti.
Partimizin bir öze ve
fıtrata dönüş hareketi olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, ekonomik adaletsizlikler
ve Gazze'deki tehditlere karşı İttihad-ı İslam vizyonunu savunmaya devam
edeceklerini ifade etti.
Siyasetin suni gündemi ile
halkın gerçekleri arasındaki uçuruma dikkat çeken Yapıcıoğlu, Meclis’e
sundukları kanun tekliflerinin toplumsal fıtratı koruma amacıyla hazırlandığını
belirtti.
İstanbul’daki sel felaketinden etkilenen bütün vatandaşlara
geçmiş olsun dileklerini ileten Yapıcıoğlu, “Vefat eden kardeşlerimize
Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır, geride kalanlara hayırlı uzun
ömürler diliyorum. Rabbim aziz milletimizi, güzel memleketimizi her türlü afet
ve musibetlerden muhafaza eylesin.” dedi.
“Bizim için önemli
olan adaletin yeniden tesis edilmesidir”
2012 yılında “Dürüst Siyaset, Gerçek Adalet” şiarıyla yola
çıktıklarını ve “Önce İnsan, Öncelik Adalet” dediklerini vurgulayan Yapıcıoğlu,
“Siyasetimizin merkezine insanı yerleştirdik, hedefimizi adalet olarak
belirledik. İnsan eşref-i mahlûkattır, yaratılmışların en değerlisidir. Bu
yüzden siyasetin gayesi, insanın onurunu korumak, onu yüceltmek, canını,
malını, dinini, aklını ve neslini muhafaza etmek olmalıdır. Kuruluşumuzdan
bugüne ‘Önce İnsan, Öncelik Adalet’ şiarından taviz vermedik ve bundan sonra vites
büyüterek yola devam edeceğiz inşallah. Bizim için önemli olan hakkın hâkim
olması ve adaletin yeniden tesis edilmesidir. Bu uğurda gerekirse şahsi ve
partisel çıkarlarımızı feda ettik, bundan sonra da feda etmeye hazırız.
2012’den bu yana ‘Dürüst Siyaset, Gerçek Adalet’ çağrımızdan da hiçbir şart
altında taviz vermedik.” ifadelerini kullandı.
“Bizim davamız bir
koltuk davası değildir”
Yapıcıoğlu, asıl başarının istikamet üzere kalabilmek
olduğunu vurgulayarak ölçülerinin bu olduğunu dile getirerek, “Bizim davamız
bir koltuk davası değildir. Bizim kongrelerimizde sandalyeler uçuşmaz,
yumruklar sıkılmaz, makam kavgası yaşanmaz. Genel başkanlığı devretmiş
kardeşlerimiz bugün genel başkan yardımcısı olarak çalışmaya devam ediyor.
Çünkü bizde şoför koltuğundan kalkan arabadan inmez. Zira biliyoruz ki; Allah
indinde en büyük payı en yüksek makamda oturan değil, görevini en iyi yapan
alır. Bu yüzden görevlendirmelerimizde işin en iyi kimin tarafından yapılacağı
gözetilir.” diye konuştu.
“İki dünyalı insan
adaletten ayrılmaya cesaret edemez”
Dünya hayatını bir amaç değil, adaleti sağlamak ve iyiliği
yaymak için bir çalışma alanı olarak gördüklerini vurgulayan Yapıcıoğlu, “Biz
iki dünyalı insanlarız. Bizim en temel farkımız belki de budur: Hayat, mevki ve
makam yükseltmek, servet yığmak için harcanmayacak kadar değerlidir.
Yaşadığımız dünya iyiliği çoğaltma, adaleti hâkim kılmak için çalışma, terleme
yeridir. Bu dünyada yaptığı her şeyin hesabını vereceği bilincinde olan iki
dünyalı insan adaletten ayrılmaya cesaret edemez; iki dünyalı insan kul
hakkıyla Rabbinin huzuruna çıkmaktan titrer. Siyaseti mal, makam ve mevki elde
etmek, şöhret olmak, servet yığmak için yapanlarla aramızdaki fark buradan
başlıyor.” dedi.
“Harama el uzatan,
milletin malına göz koyan kim varsa mutlaka hesabı sorulmalı”
İnsanların sadece karnının doyurulmasının yetmediğini, ahlak
ve vicdan duygusunun da insanlara aşılanması gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, “İnsanların
karnını doyurmak yetmez, ruhunu kalbini de doyurmak gerekir. Fazilet duygusunu
aşılamak gerekir. Sadece polisiye veya adli tedbirlerle, kanunlardaki cezaları
artırmakla olmuyor. Bu durumda kimsenin kendisini görmediği yerde insanlar
haramdan el çekmiyor. Gözetim ve denetimle görevli olanların kendisine iltimas
geçeceği ümidi taşıyanlar istediğini yapabileceği düşüncesine kapılıyor. Sonra
fon patlıyor, rüşvetler alınıyor, kurban paraları otellerde metreslerle
yeniyor; bahis, kumar, uyuşturucu, zimmet, irtikâp, kara para aklama
operasyonları peş peşe yapılıyor ama işin önü alınamıyor. Bu operasyonlar devam
ederken bile birileri bana bir şey olmaz diyerek gayrimeşru işlerine devam
edebiliyorsa sorun büyüktür. Harama el uzatan, milletin malına göz koyan kim
varsa mutlaka hesabı sorulmalı, adaletten milim sapılmamalıdır.” ifadelerini
kullandı.
“Adalet herkese lazımdır”
Adalette çifte standart olamayacağının altını çizen
Yapıcıoğlu, hiç kimsenin kişiye veya duruma göre adaletten vazgeçme lüksü
bulunmadığına dikkat çekerek şunları söyledi:
“Adalet emr-i mutlaktır ve tavizi olmaz. Adalet bütün
peygamberlerin gönderiliş gayesidir ve asla taviz verilemeyecek mutlak bir
ilahi emirdir. Hiç kimse ‘şuna karşı adil olurum ama berikine adil davranmak
zorunda değilim’ diyemez; hiç kimse ‘şu zaman diliminde adilim ama darda
kalırsam kendime yontarım’ diyemez. Milletin adalet duygusu zedelenir, adaleti
yerine getirmekle görevli olanlara güvenilmez ise orada huzur olmaz. Garip suç
işlediğinde cezalandırıp, suç işleyen nüfuzlu ise himaye etmek toplumsal
çürümeyi getirir. Adalet herkese lazımdır, herkes onu gerçekleştirmek için çaba
sarf etmek zorundadır.”
“Ekranlarda halkın
gündemi yoktur”
Siyasetin gündemi ile halkın gerçek gündeminin birbirinden tamamen
kopuk olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, “Televizyonlarda, tartışma
programlarında, haber bültenlerinde hemen her gün fon krizi, belediyeler, parti
değiştirmeler, yolsuzluklar, operasyonlar var. Ama ekranlarda halkın gündemi
yoktur. Siyasetin gündemiyle halkın gündemi birbirinden kopuktur. Siyasetin
gündeminde kim hangi partiye geçti, falanca belediyeye yapılan operasyonun
sebebi neydi soruları var.” dedi.
“Bizim gündemimiz hep
halkın gündemi olacak”
Halkın gündeminin geçim olduğunun altını çizen Yapıcıoğlu,
“Halk geçinemiyor. Halkın gündeminde hayat pahalılığı var, yüksek enflasyon
var, mutfaktaki yangın var. Astronomik kira artışları var. Açlık sınırının epey
altında kalan emekli maaşları var. Açlık sınırının üçte ikisine tekabül eden
asgari ücret var. Dağılan aileler, saldırı altındaki aile kurumu var.
Uyuşturucu bataklığına çekilmeye çalışılan gençlik var. İş bulamadığı için ‘ev
gençleri’ diye yeni bir kavram ürettik. Sokağın gündeminde yüksek faizler,
durgun piyasa, kepenk kapatan esnaf, işçi çıkaran fabrika, konkordato ilan eden
tüccar var. Bizim gündemimiz hep halkın gündemi olacak.” ifadelerini kullandı.
“Kapitalist sistem
düzenli olarak kriz üretir”
Kapitalizmin sömürü düzeni olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu,
“Makinist değil makas değişmelidir. Kapitalist sistem olmayan şeyi sattığı için
düzenli olarak kriz üretir. Sürekli balonlar oluşur, sonra o balonlar patlar. Kapitalizm
özünde serveti yığıp para satmak vardır. Bizim inancımıza göre para satılacak
bir meta değildir, alışverişi kolaylaştırmak için üretilmiş bir araçtır. Ama bu
düzende en tatlı kârı para satanlar kazanıyor, kriz dönemlerinde ise kârlarını
katlıyorlar. Sistemin kötülüğü anlaşılmadan sistemin uygulayıcılarına saldırmak
hiçbir şeyi değiştirmez; biri gider, bir başkası gelir. Makinist değişse ne
olur? Ray aynı, tren aynı. Makas değişikliği yapmak, şu sömürü düzeninden
çıkmak lazım.” dedi.
“Bu millet bu yükün
altında nasıl ayakta dursun?”
Faiz politikasının ekonomiyi tükettiğini belirten
Yapıcıoğlu, “Bu memlekette piyasada 1 trilyon liranın biraz üzerinde para
dolaşıyor. 33 trilyon lira faizde ve bankalarda yatıyor. Bu para 2026 yılının
ilk altı ayı Gayrisafi Yurt İçi Hasılaya yakındır. Türkiye'nin geçen yılki
bütçesi 12 trilyondu. Yani üç yıllık bütçemiz bankalara teslim edilmiş durumda.
Bu millet bu yükün altında nasıl ayakta dursun? Peki, bu kadar büyük bir
mevduat orada niye duruyor? Tek bir sebebi var. Faiz oranı yüksek olduğu için
duruyor. O para güya en kârlı iş olduğu için orada. Faiz yüksek olmasaydı o
para bankada beklemez, üretime ve istihdama akardı. Şu parayı bir düşünün. Eğer
33 trilyon lira, tezgâha, tarlaya, fabrikaya gitseydi bu memlekette yoksulluk
mu kalırdı, kriz mi kalırdı? Asıl sorulması gereken soru şudur: Faiz bu
memlekette niye bu kadar kıymetli hâle geldi ki insanımız yatırımı, üretimi,
istihdamı, sanayiyi bırakıp parasını faize gömüyor? Bir ülkede para kazanmanın
en kolay ve en garantili yolu para satmaksa, o ülkede üretim de biter, istihdam
da biter.” şeklinde konuştu.
“Türkiye’de yetişkin
vatandaşların yüzde 81’i bankalara borçludur”
Faizin bütün iktisadi hastalıkların anası olduğunu
vurgulayan Yapıcıoğlu, “Her yıl bütçe meclise sunulduğunda gazeteler ‘en büyük
pay eğitime, sonra sağlığa’ diye yazar. Oysa bunların hepsi faizden sonra gelen
rakamlardır; en büyük payı her sene faiz alır. Dünyanın en büyük ekonomisi olan
Amerika’nın 40 trilyon dolar borcu, 1,3 trilyon dolar yıllık faiz gideri
vardır. Amerika, Çin, Japonya, Almanya ve Türkiye borçlu. Peki, kim alacaklı?
Tefeciler bütün dünyadan alacaklıdır: Hükümetlerden, şirketlerden,
belediyelerden ve şahıslardan. Türkiye’de yetişkin vatandaşların yüzde 81’i
bankalara borçludur.” dedi.
“Gelin bir de
‘Faizsiz Türkiye’ süreci başlatalım”
Faizin sadece enflasyonun değil; işsizliğin, gelir
dağılımındaki adaletsizliğin ve toplumsal çürümenin de sebebi olduğuna dikkat
çeken Yapıcıoğlu, “Faizsiz Türkiye” süreci başlatılması çağrısını yineleyerek
şöyle konuştu:
“Teröre kaç trilyon harcadığımızı konuşuyoruz; peki son 40
yılda faize ne kadar harcadık? Son 23 yılda ödenen faiz miktarı 743 milyar
dolar olarak hesaplanmaktadır. Gelin bu ekonomik terörü de bitirelim. Gelin bir
de ‘Faizsiz Türkiye’ süreci başlatalım, ayağımızı yorganımıza göre uzatalım. Faiz
yükseltilerek enflasyon düşürülemedi, piyasa daraldı. Faizler yüzde 8,5’tan
yüzde 50’ye çıkarıldı. Bununla TL değerlenecek, piyasadan para çekilecek, sıkı
para politikasıyla enflasyon düşürülecekti. Ama 2023 Haziran ayında yüzde 38
olan yüzde 70’lere fırladı. Üç yıl sonra enflasyon eski seviyesinin biraz
altına düşünce de kimse bunu büyük bir başarı gibi pazarlamaya kalkmasın. Bugün
faizden geçinenler hariç herkes şikâyetçi. Faiz sünger gibi parayı emdi, esnaf
çekini ödeyemiyor, tüccar konkordato ilan ediyor, fabrika işçi çıkarıyor,
milletin cebinde alışveriş yapacak para kalmadı. Bunu yapanlar enflasyonun
sebebinin fazla talep olduğunu sandılar; asıl sebebin maliyetlerin yüksekliği
olduğunu hesaba katmadılar.”
“Emekliler temel
insani yaşam standardını sürdürecek imkâna sahip değil”
Emeklilerin ve dar gelirlilerin mevcut durumunun artık sürdürülebilir
olmadığını belirten Yapıcıoğlu, “Bu ülkede 17,1 milyon emekli var ve bu
insanlar temel insani yaşam standardını sürdürecek imkâna sahip değil. Bir ömür
çalışmış, bu memlekete emek vermiş insanlardan söz ediyoruz.” dedi.
Emeklilerin ve dar gelirlilerin mevcut durumunun artık
sürdürülebilir olmadığını belirten Yapıcıoğlu, 17,1 milyon emeklinin temel
insani yaşam standartlarından yoksun olduğunu vurguladı.
Hayatını bu ülkeye çalışarak adamış insanların hak ettiği
yaşamı süremediğini ifade eden Yapıcıoğlu, asgari ücretin tek bir kişinin dahi
geçinmesine yetmediğini, dört kişilik bir aile için ise bu ücretin kabul
edilemez bir seviyede olduğunu dile getirdi.
“Asgari ücret açlık
sınırının altında olmamalı”
Bu ekonomik tablonun artık sürdürülemez bir aşamaya
geldiğinin altını çizen Yapıcıoğlu, şunları dile getirdi:
“En düşük emekli
maaşı asgari ücretin, asgari ücret açlık sınırının altında olamaz. Bir dönem
asgari ücretin üzerinde maaş alan emekliler bugün asgari ücretin epey altına
düştü. Bunun için kanun teklifi verdik: En düşük emekli maaşı asgari ücretin
altında olamaz. Ayrıca asgari ücretin tanımına itiraz ediyoruz; o tanımda
sadece işçi var, işçinin ailesi yok. Gelin asgari ücretin tanımına işçinin
bakmakla yükümlü olduğu ailesini de ekleyelim. Bugün tek bir kişinin geçinmesi
için 50 bin lira gerekiyor, asgari ücret bunun yarısından biraz fazla. Asgari
ücret açlık sınırının altında olmamalı; en azından dört kişilik bir ailenin
gıda harcamasına yetmeli, en düşük emekli maaşı da buna eşitlenmeli.”
“Vergiyi asıl olarak
asgari ücretli ödüyor”
Türkiye'de hazineye giren her 3 liralık verginin 2 lirasının
dolaylı vergilerden oluştuğunu ve bu oranın zaman zaman yüzde 70'e kadar
çıktığını, vergilerin kazanırken değil harcarken ödenmesi nedeniyle insanların
vergi verdiğinin farkında bile olmadığını ifade eden Yapıcıoğlu, “Vergiyi asıl
olarak asgari ücretli ödüyor. Asgari ücretten gelir vergisi alınmıyor, doğru.
Ama asgari ücretlinin ödediği tek vergi gelir vergisi değil ki. Türkiye’de
hazineye giren her 3 lira verginin 2 lirası dolaylı vergidir; bu oran zaman
zaman yüzde 70’e kadar çıkıyor. Yani vergiyi kazanırken değil, harcarken
ödüyoruz ve insanlar vergi verdiğinin farkında bile değil. Minibüse biniyorsun,
vergi veriyorsun; çünkü o minibüs alınırken fiyatından daha fazla ÖTV’si var,
yakıt doldurulurken pompaya yazılan ücretin yarısından fazlası vergi. Ne
alırsanız alın, o fiyatın içinde ciddi bir vergi var.” dedi.
“Daha fazla konut
üretilmeli ve dar gelirli vatandaşlarımız rahatlatılmalıdır”
Kira artışlarına getirilen sınırlandırmaların işe
yaramadığını ve kiraların asgari ücreti aştığını belirten Yapıcıoğlu, “Kiralar
asgari ücreti aştı; devlet sosyal kiralık konut üretmelidir. Kira artışlarına
getirilen sınırlandırmalar işe yaramadı; kiralar asgari ücreti aşmış durumda.
Biz, bunun için şunu teklif ettik: TOKİ dar gelirli vatandaşlarımız için
doğrudan sosyal kiralık konutlar üretsin ve bunları uygun fiyatla kiraya
versin. Bu teklifimiz nihayet karşılık buldu; fakat üretilen konutların sayısı
yetersizdir. Daha fazla konut üretilmeli ve dar gelirli vatandaşlarımız
rahatlatılmalıdır.” çağrısında bulundu.
“Aileyi güvence
altına almanın yolu sapık akımlarla mücadele etmekten geçiyor”
Aile kurumunun yoğun bir saldırı altında olduğuna dikkat
çeken Yapıcıoğlu, “Ahlaksızlık ve sapıklıkla mücadele en öncelikli
konularımızdandır. Aileyi güvence altına almanın yolu bu sapık akımlarla
mücadele etmekten geçiyor. Aile yoğun bir saldırı altındadır ve biz bunu
partiyi kurduğumuz ilk günden beri, hatta parti programını yazdığımız günlerde
televizyonlara çıkarak söyledik. Sesimiz on yıl sonra duyuldu ama hâlâ aileyi
koruyacak somut tedbirler yeterince alınmış değil. Sapıklığın propagandası
serbestçe yapılabiliyorsa, ahlaksızlık bir özgürlük başlığı altında
pazarlanabiliyorsa orada ne aile korunabilir ne kadın korunabilir ne de nesil
korunabilir. Bizim önceliğimiz hususlardan biri de bu mücadeledir.” şeklinde
konuştu.
“Aile hakemliği
müessesesi kurulmalıdır”
Dağılan her aileyi bir toplumsal kayıp olarak niteleyen
Yapıcıoğlu, “Bu yüzden aile için bir arabuluculuk mekanizması, yani bir aile
hakemliği müessesesi kurulmalıdır. Anlaşmazlık doğrudan mahkeme kapısına
taşınmadan önce, tarafların hakemler eliyle uzlaştırılabileceği bir aşama
olmalıdır. Kurtarılabilecek pek çok yuva, bugün bu aşama olmadığı için
dağılıyor.” dedi.
“Üç veya daha fazla
çocuk sahibi ailelere ev ve araba imkânı sağlansın”
Gençlerin maddi yetersizlikler yüzünden evlenemediğini
belirten Yapıcıoğlu, verilen evlilik desteklerinin kredi yerine doğrudan çeyiz
yardımı olarak hibe edilmesi gerektiğini vurgulayarak şu önerilerde bulundu.
“Aileyi güçlendirmek ve çocuk sayısını artırmak gerçekten
isteniyorsa lafla değil, somut imkânlarla destekleyelim. Teklifimiz şudur: Üç
veya daha fazla çocuk sahibi ailelere ev ve araba imkânı sağlansın. Bu ailelere
kuraya girmeden doğrudan TOKİ konutu verilsin; önemli bir kısmı hibe edilmiş
bir ev imkânı sunulsun. Araç alımında ise ÖTV’siz araba hakkı tanınsın. O zaman
kendisine bile yetmeyen bir ücretle evlenmekten korkan gençlerin nasıl
cesaretlendiğini göreceksiniz.”
“En sağlam
raporlardan biri HÜDA PAR’ın raporudur”
Halkın en önemli gündem maddelerinden birinin de 40 yılı
aşkın süredir devam eden terör ve şiddet olaylarının bitirilmesi için yürütülen
çalışmalar olduğunu belirten Yapıcıoğlu, “Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıl
Meclis’te Terörsüz Türkiye, Demokrasi ve Kardeşlik Komisyonu kuruldu. Bu
komisyon 21 toplantıda yüzden fazla kişi ve kurum temsilcisini dinledi.
Komisyonun ortak raporu meclise sunuldu ve 12 maddelik kanun 467 gibi tarihî bir
destekle meclisten geçti. Komisyona üye veren bütün partilerin raporlarını ayrı
ayrı okuyanlar takdir edecektir ki en sağlam, en tutarlı, en etraflı ve ayağı
yere basan raporlardan biri HÜDA PAR’ın raporudur. Bu meseleyi henüz kimsenin
konuşmadığı, kimilerine göre hiçbir sorunun bulunmadığının söylendiği dönemde
bile biz 100 yılı aşkın süredir kanayan bir yaramız olduğunu ve mutlaka bu
meselenin çözülmesi gerektiğini söylemeye devam ettik. Şükürler olsun ki çözüm
konusunda bir irade ortaya çıktı.” diye konuştu.
“Çerçeve yasanın 467
oyla kabul edilmesi geri vitesi iptal etmiştir”
Toplumsal barışın ve çözümün sağlanması için üç şartın
olduğunun altını çizen Yapıcıoğlu, “Birincisi sağlam bir iradedir: Bunu
halledilmesi gereken bir mesele olarak kabul ediyor muyuz? Cevap evetse irade
vardır. İrade sağlam olmalı ve karşılaştığı en küçük engelde geri vites
yapmamalı. Çerçeve yasanın 467 oyla kabul edilmesi geri vitesi iptal etmiştir.
İkincisi cesarettir: Kınayıcıların kınamasından korkmadan meselenin üzerine
gitmek, onunla yüzleşmek, teşhisi doğru yapmak gerekir. Üçüncüsü samimiyettir:
Meseleyi parçalara bölüp ‘benim açımdan önemli kısmı çözülsün, gerisi olmasa da
olur’ demek samimiyet değildir. Samimiyet, meseleyi bütüncül ele almak ve ‘memleket
kazanacaksa, millet kazanacaksa ben kaybetmeye hazırım’ diyebilmektir.”
şeklinde konuştu.
“Şiddet ve silah
herkese zarar verdi”
Şiddet ve silahın geçmişte herkese zarar verdiğini
hatırlatan Yapıcıoğlu, “Bu süreci provoke edenler, alaya alanlar, ‘kan aksın da
ben yelkenlerimi şişireyim.’ diyenler olacaktır ama bunlar azınlıkta
kalacaktır. Şiddet ve silah herkese zarar verdi. Kim faydalandı? Kan
tüccarları, silah satıcıları, felaket tellalları. Herkese zarar veren bir şey
sonlandığında ise tabiatıyla herkes kazançlı çıkacaktır.” dedi.
“Kardeşlik hukuku
adalet temelinde tesis edilmelidir”
“Süreç şiddetin bitmesiyle değil, kardeşlik hukukunun
tesisiyle tamamlanır.” diyen Yapıcıoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu sürecin resmî adı ‘Terörsüz Türkiye’dir. Biz, ‘PKK’nın
tasfiyesi süreci’ diyoruz. Ancak iş sadece şiddet parantezinin kapanmasıyla
bitmiyor. Kardeşliğin edebiyatını yapmakla yetinemeyiz; kardeşlik hukukunun da
adalet temelinde tesis edilmesi gerekiyor. Şiddet bitecek, silah susacak ve
kardeşlik konuşacak. Kardeşliğin hukuku tesis edildiğinde adalet her tarafa
yayılacak, birlik sağlamlaşacak, toplumsal dayanışma güçlenecek. Gerçek manada
kardeş olursak, bir ve beraber olursak memleketin her sorununun üstesinden
geliriz; daha önce geldik, bundan sonra da gelebiliriz. Tarihimiz buna
şahittir. Malazgirt ruhunu, Çanakkale ruhunu yeniden kuşanmalıyız.”
“1982 Darbe Anayasası
milletin ayağındaki bir prangadır”
Yapıcıoğlu, “Türkiye Yüzyılı” hedeflerinin mevcut darbe
yasalarıyla gerçekleşemeyeceğini belirterek Türkiye'nin tamamen sivil ve
Avrupa'dan tercüme edilmemiş, milletin kendi değerleriyle uyumlu yeni bir
anayasaya ihtiyacı olduğunu ifade ederek, “Siyasetin ve Meclis’in önemli
gündemlerinden biri de yeni anayasadır. Yeni anayasa, yeni yüzyılın kaçınılmaz
ihtiyacıdır. 1982 Darbe Anayasası milletin ayağındaki bir prangadır ve ‘Türkiye
Yüzyılı’ iddiası bu darbe anayasasıyla gerçekleşemez. Bu milletin yeni bir
anayasaya ihtiyacı vardır. İhtiyacımız olan şey Avrupa’dan tercüme edilmiş bir
metin değil; tamamen milletin kendi değerleriyle uyumlu, sivil bir anayasadır.
Bu anayasada halkının inancıyla ve değerleri ve farklılıklarıyla çatışmayan bir
devlet anlayışı anayasal güvence altına alınmalıdır. Vatandaşını inancından
dolayı tedirgin eden, kimliğinden dolayı yok sayan bir devlet anlayışı bu
yüzyılda ayakta kalamaz.” ifadelerini kullandı.
“Siyonizm mutlak
kötülüktür ve küresel bir tehdittir”
Gazze’deki siyonist soykırıma da dikkat çeken Yapıcıoğlu, savaş
hukukunun ve insani değerlerin Gazze'de tamamen ayaklar altına alındığını
vurgulayarak şunları söyledi:
“Maalesef imzalanan ateşkese rağmen Gazze’den hepimizin
içini sızlatan görüntüler gelmeye devam ediyor. Siyonizm mutlak kötülüktür ve
küresel bir tehdittir. Bugün zulmün cisimleşmiş hâli siyonizmdir. Siyonizm
kötülük yapmıyor, bizzat kendisi kötülüktür; çünkü kendisi gibi olmayan insanı
insan bile saymaz. Savaşta bile çocuklar öldürülmez, hastaneler vurulmaz,
yasaklı silahlar kullanılmaz. Onlar çocuk hastanelerini içinde çocuklar varken
vurdular, sonra hastaneleri boşaltıp birkaç günlük bebekleri yataklarda ölüme
terk ettiler, alınmalarına dahi izin vermediler. Ateşkes imzalandığı hâlde her
gün öldürmeye devam ediyorlar; Gazzeli çocuklar uçurtma uçurduğunda bunu
güvenlik tehdidi sayıp uçurtmayı bile yasaklatıyorlar.”
“Bütün insanlık
tehdit altındadır”
Yapıcıoğlu, 1948 yılından bu yana sürecin bilinçli olarak
"Arap-İsrail Savaşı", "İsrail-Filistin Savaşı", "Gazze
Savaşı" ve son olarak "HAMAS ile savaş" şeklinde küçültülerek
karşı cephenin dağıtılmak istendiğini belirterek, “Bu, siyonizmin HAMAS’a karşı
savaşı değildir, Gazze’ye yönelik bir saldırı değildir, bir Yahudi-Arap savaşı
da değildir. Bu, siyonizmin bütün insanlığa açtığı savaştır ve bütün insanlık
tehdit altındadır. Öyleyse bütün insanlık bu tehdidi bertaraf etmek için
harekete geçmelidir.” çağrısında bulundu.
“Gazze dünyanın en
büyük çocuk mezarlığına çevrildi”
Dünyanın, kural tanımayan bu soykırım politikalarına gereken
tepkiyi göstermediğini ifade eden Yapıcıoğlu, “Dün Hitler’e ve Pol Pot’a sessiz
kalındı, bugün Gazze’ye sessiz kalınıyor. Yakın tarihte Hitler’e, Pol Pot’a ve
diğer gözü dönmüş zalimlere yönelik sessizliğin bedelini siviller ödedi;
toplama kamplarında ve ölüm tarlalarında farklı kökenden, farklı inançtan
milyonlarca insan soykırıma uğradı ve insanlık olan biteni seyretmekle kaldı.
Bugün aynı hata Gazze’de, Batı Şeria’da ve Lübnan’da tekrarlanıyor. Soykırım
şebekesinin kural, hukuk, ilke ve sınır tanımayan politikalarına dünyadan
gereken tepki gösterilmiyor. Gazze dünyanın en büyük çocuk mezarlığına çevrildi
ve orada uçurtmalar bile tehdit olarak görülüyor. Bu olay tek başına bile
Batı’dan insafa gelmelerine beklememiz gerektiğini göstermeye yetiyor.” dedi.
“Bize lazım olan
şahsiyetli bir dış politika ve İttihad-ı İslam’dır”
Yapıcıoğlu, tek kutuplu dünya düzeninin çöktüğünü, İslam
ümmetinin nüfus, coğrafya ve kaynak avantajına rağmen tek eksiğinin birlik
olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
“Tek kutuplu dünya düzeni değişiyor; Müslümanlar kendi
kutbunu oluşturmalıdır. Dünya artık tek merkezden yönetilebilen bir dünya
değil. Tek kutuplu düzen çatırdıyor ve yeni dengeler kuruluyor. Böyle bir
dönemde İslam dünyasının başkalarının kutupları arasında sıkışıp kalması,
birinin yanında yer alarak var olmaya çalışması kabul edilemez. Müslümanlar bu
yeni dünyada kendi kutbunu oluşturmak zorundadır. Bugün bir milyar sekiz yüz
milyonu aşkın bir ümmetiz; nüfusumuz da var, coğrafyamız da var, kaynağımız da
var. Eksik olan tek şey birliğimizdir. Bize lazım olan şahsiyetli bir dış
politika ve İttihad-ı İslam’dır. Dış politikanın merkezinde de adalet ve
insanlık onuru olmalıdır. ‘Millî menfaat’ diyerek insanlığın onuruna aykırı bir
şey yapılmasına rıza göstermeyiz; çünkü insanlığın menfaatine olmayan bir şey
milletin de menfaatine değildir.
Yapıcıoğlu, Aksa Tufanı ile birlikte Batı’nın çifte
standardının ortaya çıktığını ve insan hakları makyajının döküldüğüne dikkat çekti.
“Mekke İttifakı, yeni
ayrışmalar ve çatışmaların sebebi olmamalıdır”
Mekke İttifakı'nın üç ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm Müslüman
ülkeleri kapsayacak şekilde genişletilmesi ve bu yapının çatışmaların değil,
ümmetin birliğinin temeli olması gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, “Bizim
inancımızın temeli tevhit ve adalettir. Öyleyse bütün Müslüman ülkeler kendi
aralarında İttihad-ı İslam’ı, yani İslam birliğini kurmalı ve küresel
adaletsizliğin karşısında birlikte durmalıdır. Bu meyanda Mekke İttifakı üç
ülkeyle sınırlı kalmamalı bütün İslam ülkeleri bu çatının altında toplanmalıdır.
Bu ittifak İslam ümmetinin birliğinin temeli olmalı; yeni ayrışmalar ve çatışmaların
sebebi olmamalıdır.” dedi.
Bediüzzaman Said Nursî’nin yan yana gelen "elif"
harflerinin oluşturduğu sayısal gücü anlatan benzetmesine atıfta bulunan
Yapıcıoğlu, iki elifin yan yana geldiğinde 11, üç elifin ise 111 kuvvetine
ulaştığını, TBMM’de dört güç olarak bir araya geldiklerini, bu sayede 1111
kuvvetinde büyük ve etkili işler başarmak için kararlılıkla çalışmaya devam
ettiklerini ifade etti.
Yapıcıoğlu, Meclis’e sundukları kanun tekliflerini sadece
göstermelik olarak hazırlamadıklarını, toplumun en acil ihtiyaçlarını ve karşı
karşıya olduğu tehlikeleri öncelik sırasına koyarak hareket ettiklerini
belirtti.
“Biz, doğru karşılık
bulana kadar ısrar ederiz”
Bugüne kadar soykırım suçuna karışmış çifte vatandaşların
cezalandırılması, emekli aylıklarının iyileştirilmesi, ailenin korunması,
gençlik destekleri, öğrenci affı, uyuşturucuyla mücadele, çözüm süreci ile
ahlaksızlık ve fuhşun önlenmesi gibi hayati başlıklarda kanun teklifleri
verdiklerini hatırlatan Yapıcıoğlu, “Söylediklerimiz sahipsiz kalmadı; hayata
geçenler oldu. Biz, bir şeyi doğru bulup söylediğimizde, o söz karşılık bulana
kadar ısrar ederiz. Bugün bakınız: Asgari ücretten vergi alınmaması bizim
yıllardır söylediğimiz bir şeydi, hayata geçti. Başıboş sokak köpekleriyle
mücadeleyi ilk gündeme getiren ve baskılara rağmen ısrar eden biz olduk, kanun
çıktı. Evli kadınlara emeklilik meselesini her platformda savunuyoruz ve
inşallah karşılık bulacak. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını en başından
beri savunduk ve o sözleşme kaldırıldı. Bunları bir övünme vesilesi olarak
değil, doğrunun ısrarla söylendiğinde eninde sonunda yol açtığını göstermek
için hatırlatıyorum.” şeklinde konuştu.
“Türkiye ve dünya
çapında bir tanınırlığa kavuştuk”
Dört vekille Türkiye’ye ve dünyaya seslerini duyurduklarını
belirten Yapıcıoğlu, “Meclis’te dört vekille temsil ediliyoruz ama bu süreçte
hem Türkiye çapında hem de dünya çapında bir tanınırlığa kavuştuk. Dünya
Müslümanlarıyla buluşabilme, ümmetin maslahatlarını koruma ve savunma
noktasında çok daha etkin ve aktif bir çalışma sahasına kavuştuk. Bugün bu
coğrafyanın mazlumları bizi tanıyor, sözümüzün nereye oturduğunu biliyor.” diye
konuştu.
“Hırsız evden olursa
kapı kilit tutmaz”
Yapıcıoğlu, uyuşturucu ticaretine bulaşan kamu
çalışanlarının cezalarının katlanmasını ve bağımlıların tedavi edilmeden kamuda
görevlendirilmemesini öngören bir kanun teklifi verdiklerini de belirterek, “Uyuşturucuyla
mücadelede en büyük engel, işin içindeki kamu görevlileridir. Bir belediyede
yapılan testte 213 çalışanın 129’unda uyuşturucu pozitif çıkmıştı; bu yüzde
60’ın üzerinde bir orandır ve korkunç bir tablodur. Bir adliyede adli emanete
teslim edilen ve imha edilmesi gereken uyuşturucular el altından yeniden
satıldı, sorumlu tutuklandı. Başka bir ilimizde içinde bir cumhuriyet
savcısının ve narkotik şubede çalışan polis memurlarının bulunduğu bir şebeke
ortaya çıktı. Hırsız evden olursa kapı kilit tutmaz. Para için insanları yavaş
yavaş ölüme sevk etmek en kötü cinayet biçimidir. Bu yüzden kanun teklifimizi
verdik: Uyuşturucu ticaretine karışan kişi kamu görevlisi ise cezası katlansın.
Ayrıca uyuşturucuya müptela olmuş biri, tedavi olup kurtulmadan kamuda
görevlendirilmemelidir.” dedi.
“Mukaddesata hakaret
bu kadar ucuz olmamalı”
Mukaddesata hakaret etmenin cezalarının kesinlikle caydırıcı
hale getirilmesi gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, “Birileri Allah’a,
Peygambere, kitaba, dine ve dinin kutsal saydığı bütün değerlere sövüyor;
ifadesi alınıp serbest bırakılıyor. Bu kadar ucuz olmamalı. Siz bir kişiye
hakaret etmiyorsunuz; 2 milyara yakın müntesibi olan bir inanca hakaret
ediyorsunuz. Bununla toplumsal barışın dibine dinamit koyuyor, toplumu
kışkırtıyorsunuz. Bunun cezasının mutlaka artırılması gerektiğine inanıyoruz ve
bu konuda kanun teklifimizi verdik; komisyonda bekliyor.” diye konuştu.
"Soykırım suçuna iştirak edenleri cezalandıralım"
Soykırım suçuna karışan çifte vatandaşların yargılanması
çağrısında bulunan Yapıcıoğlu, “Siyonistlerin çok büyük bir kısmı çifte
vatandaştır; cebinde iki pasaport taşır. Oradaki zulmü durduramıyorsak, en
azından bizim pasaportumuzu cebinde taşıyıp soykırım suçuna iştirak edenleri
cezalandıralım. Çünkü bu suçun mağduru sadece öldürülen, yaralanan, evi yıkılan
kişi değildir; bu suçun mağduru insanlıktır. Soykırımın önlenmesine dair
sözleşme 1951’den beri yürürlüktedir, Türkiye de taraftır. Teklifimiz şudur:
Soykırım suçuna iştirak eden çifte vatandaşları çağıralım, yargılayalım;
gelmiyorsa vatandaşlıktan çıkaralım ve malına el koyalım. Önergemize 8 parti
destek verdi, genel kurula indi. Fakat bir türlü sıra gelmiyor; ondan sonra
verilen 100’den fazla kanun teklifi kanunlaştı. Herkesin acelesi var ama görünen
o ki Gazze’deki mazlumların dayanacak gücü daha varmış.” şeklinde konuştu.
“Hiçbir kınayıcının
kınaması bizi yolumuzdan döndüremeyecek”
Meclis’te sadece dört milletvekiliyle temsil edilmelerinden
bile bazı çevrelerin büyük rahatsızlık duyduğunu belirten Yapıcıoğlu, “Oyunların
farkında olduğumuz, perde arkasında dönenleri ifşa ettiğimiz için şer
ittifakının bütün şubeleri bizimle uğraşıyor. Kaldırın kafanızı, etrafınıza
bakın; birbirine taban tabana zıt görünen, birbirine düşmanmış gibi duran ama
şer ittifakında yalnızca farklı roller üstlenmiş olanlar bizimle uğraşıyor.
Mecliste yalnızca dört vekille temsil ediliyoruz; birileri bu dört vekilin
orada olmasından bile rahatsız. Çünkü hakkın ve hakikatin sesinin duyulmasını
istemiyorlar. Buradan bir kez daha söylüyoruz: Rahatsız olun beyler. Bizim
salonlarda söyleyip sizi rahatsız ettiğimiz o sözleri, sizin kulağınızın
dibinde söylemek için geldik oraya. Bugüne kadar hiçbir zalimin tehdidi, hiçbir
iftiracının yaygarası, hiçbir kınayıcının kınaması bizi yolumuzdan döndürmedi;
bundan sonra da döndüremeyecek.” mesajını verdi.
“HÜDA PAR çok daha
güçlü olarak memlekete hizmet edecek”
Halkın zihninde partimize yönelik gerçeği yansıtmayan
algılar oluşturulmaya çalışıldığına dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Basın bizi çok
vermiyor olabilir ama en iyi kendini tanıtma yolu birebir temastır. İnsanların
kafasında bizimle ilgili, bize hiç benzemeyen resimler oluşturulmaya
çalışılıyor. Kapı kapı gezerek o resimleri silin; biz neysek, olduğumuz gibi
bir resim oluşsun. İnsanlar sizin bu sıcaklığınızı ve samimiyetinizi gördüğünde
HÜDA PAR çok daha güçlü olarak memlekete hizmet edecek. Biz, sadece seçim
zamanı ortaya çıkan bir parti değiliz; ama bundan sonra çalışmalarımız
hızlanacak. Bu kongrenin hemen ardından kapı kapı dolaşacak, halkımızın derdini
dinleyecek ve ehl-i kıble ile hayırda yarışacağız.” dedi.
“HÜDA PAR öze ve
fıtrata dönüş hareketidir”
Partimizin bir öze ve fıtrata dönüş hareketi olduğunun
altını çizen Yapıcıoğlu, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:
“Daha parti programımızı yazdığımız günlerde söyledik:
İnsanın fıtratına suiniyetle yapılan müdahaleler sonucunda kaybeden, bir bütün
olarak insanlık olmuştur. O kaybı geri çevirmenin yolu öze dönüştür, fıtrata
dönüştür. İşte HÜDA PAR ‘öze ve fıtrata
dönüş hareketidir.’ Biz, özümüze döneceğiz, kendimiz olacağız ve bu zillet
hâlinden kurtulacağız. Ama sadece kurtulmakla kalmayacağız; kurtuluş ümidi
gözetleyen bütün mazlumların da kurtuluş ümidi hâline geleceğiz."
Mehmet Eşin güven
tazeledi
Tek liste ile gidilen seçimde mevcut başkan Mehmet Eşin, tüm
delegelerin oyunu alarak yeniden HÜDA PAR İstanbul İl Başkanlığı görevine
seçildi.
Önemli Gelişmeler
Yapıcıoğlu: HÜDA PAR bir öze ve fıtrata dönüş hareketidir October 18, 2026
Kadın Kolları Genel Başkanlığımızda görev değişimi October 16, 2026
