Haber dosyasını indirin
İndir
Parti Sözcümüz Yunus Emiroğlu, düzenlediği basın toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Emiroğlu, hayâsızca hareketlerde bulunan kişilere verilen cezaların yetersiz olduğunu belirterek suçun yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.
Genel Başkan Yardımcımız ve Parti Sözcümüz Yunus Emiroğlu, Partimizin gündeme dair değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaştı. Emiroğlu, hayâsızca hareketler suçunun yeniden düzenlenmesi, yeni eğitim-öğretim döneminin başlaması, karma eğitim tartışmaları, emlak vergisindeki artış, Küresel Sumud Filosu ve dış gündem başlıklarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
“Hayâsızca hareketler suçu yeniden düzenlenmeli; cezalar caydırıcı
olmalı”
Ortak edep, ar ve hayâ
duygularına vurgu yapan Emiroğlu, ahlaki değerlerin toplumsal düzenin temelini
oluşturduğunu belirtti. Emiroğlu, “Bu değerlere aykırı tutum ve davranışların
normalleşmesi, toplum yapımızı zedelemekte; aile kurumunu ve neslimizin
geleceğini tehdit etmektedir. Toplumun ahlakını, aile kurumunu ve neslimizin
geleceğini hedef alan ifsat edici ideolojiler, sapkın akımlar, teşhircilik ve
bunlardan neşet eden hayâsızca hareketler, yalnızca bireysel bir sapkınlık
değil, milletimizin varlığına yönelik sistematik ve organize bir saldırıdır.”
şeklinde konuştu.
“Genç nesillerimizi tehdit eden ifsat edici hayâsızca akımların
yaygınlaşmasına karşı güçlü bir yasal çerçeve oluşturulmalı”
İdeolojik ve seküler eğitim
sisteminin çocuklarımızı koruyamadığını belirten Emiroğlu, “Öte yandan alenen
cinsel ilişki ve teşhircilik gibi “hayâsızca hareketler” suçunu düzenleyen
ilgili mevzuatın, suçu önlemede hem yetersiz kaldığı hem de gereğince
uygulanmadığı aşikârdır. Bu bağlamda toplumsal yapımızı, aile kurumunu ve genç
nesillerimizi tehdit eden ifsat edici ideolojilerin ve hayâsızca akımların
yaygınlaşmasına karşı güçlü bir yasal çerçeve oluşturulması ve uygulamadaki
zaaf ve aksaklıkların giderilmesi hayati öneme sahiptir.” dedi.
“Kanun teklifimizle hayâsızca hareketler suçunun cezaları artırılmakta”
“Bizler inanıyoruz ki hayâ
kaybolursa aile dağılır, aile dağılırsa toplum çöker.” ifadelerini kullanan
Emiroğlu, şöyle devam etti: “Bu nedenle sapkın akımların ve teşhircilik gibi
hayâsızca hareketlerin propagandası yapılarak yaygınlaştırılmasına hukuken
engel olunmalıdır. Bu doğrultuda HÜDA PAR olarak hazırladığımız kanun teklifini
17 Nisan 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunmuştuk. Teklifimizle; hayâsızca hareketler suçunun
cezaları artırılmakta, aynı cinsler arasında evlilik ve birlikteliklerin suç
sayılması öngörülmekte; radyo, televizyon ve dijital yayınlarda bu tür sapkın
ilişkilerin teşvik edilmesinin önüne geçilmesi hedeflenmektedir.”
Kanun teklifinin yasalaşması için
toplumun tüm kesimlerinden destek talebinde bulunan Emiroğlu, “Teklifimizin
yasalaşması; değerlerimizi, ailemizi ve neslimizi korumak adına önemli bir adım
olacaktır. Bu vesileyle söz konusu
teklifimizin yasalaşması için tüm kesimlere bir kez daha destek çağrısında bulunuyoruz.” diye belirtti.
“Kırtasiye malzemelerinin fiyatı velilerin
ceplerini yakıyor”
2025-2026 Eğitim-Öğretim döneminin
8 Eylül’de başlayacağını hatırlatan Emiroğlu, öğrencilere ve eğitim camiasına
başarı dileklerinde bulundu. Eğitim sezonunun her yıl olduğu gibi yine
sorunlarla başladığını belirten Emiroğlu, “Özellikle kırtasiye malzemelerinin
fiyatı bu yıl velilerin ceplerini yakıyor. Zira fiyatlar geçen yıla göre yüzde
altmış civarında artmıştır. Velilerin alım gücü düştüğü için sadece zorunlu
materyaller temin edilebilmektedir. Buna rağmen bir öğrencinin temel kırtasiye
gideri 4.000 TL’yi aşmaktadır. Okul servis ücretleri de kilometreye göre
değişmekle birlikte aile bütçelerini zorlayan bir diğer kalemdir. 0–1 km arası
mesafede servis ücreti 2.600 TL’den başlamakta, mesafe arttıkça bu tutar da
artış göstermektedir.” şeklinde konuştu.
“Okullarda ilkel yöntemlerle yapılan yetersiz temizlik,
öğrencilerimizin sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir”
Okullardaki hijyen ve temizlik
sorununa değinen Emiroğlu, “Çocuklarımız günün büyük bir bölümünü okul
ortamında geçirmektedir. Ancak okul yöneticileri, bütçe yetersizliğini gerekçe
göstererek temizlik sorununu geçici ve yetersiz çözümlerle gidermeye
çalışmaktadır. Okullarda ilkel yöntemlerle yapılan yetersiz temizlik,
öğrencilerimizin sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir.” dedi.
“Kaliteli bir eğitim için nitelikli eğitim olmalı”
Atama bekleyen öğretmenlerin
mağduriyetlerine vurgu yapan Emiroğlu, şu ifadeleri kullandı: “Ülkemizde
hâlihazırda 90 binden fazla norm kadro açığı bulunmakta ve bu açık maalesef
yine ücretli öğretmenlerle kapatılmaya çalışılacaktır. Oysa kaliteli bir
eğitimin sağlanması için nitelikli eğitim kadrosunun hazır olması gerekir.”
“Karma eğitim meselesi, "laiklik" eksenine indirgenerek ideolojik
tartışmalara malzeme ediliyor”
HÜDA PAR Sözcüsü Emiroğlu, karma
eğitim tartışmalarının pedagojik zeminde tartışılması gerektiğini belirterek, “Gelişmiş
ülkelerde karma eğitim tartışmaları "eğitimin kalitesi" üzerinden
pedagojik zeminde yürütülürken Türkiye'de karma eğitim meselesi,
"laiklik" eksenine indirgenerek ideolojik tartışmalara malzeme
edilmektedir.” dedi.
Emiroğlu, bazı ülkelerden örnekler
vererek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri'nde
506 okul tek cinsiyetli olarak eğitim vermekte; sadece kızların okuduğu 84 üniversite
bulunmaktadır. Avustralya'da kız-erkek ayrı eğitim veren okul oranı yüzde 12 civarındadır.
İngiltere’de ise kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı eğitim aldığı 400’den
fazla okul olduğu verilerle tespit edilmiştir. Danimarka'da da 2001 yılından
itibaren benzer uygulamaya gidilmiştir. Dünya genelinde eğitim ilminin gereği
olarak benimsenen bu uygulamanın, ülkemizde de tatbik edilmesi büyük faydalar
sağlayacaktır.”
“İsteyenler tek cinsiyetli eğitim ortamını tercih etme hakkına sahip
olabilmeli”
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, “Gerekirse kız okulları da
açabilmeliyiz” sözleri sonrası laikçi çevrelerden gelen eleştirilerin yersiz
olduğunu ifade eden Emiroğlu, “Laikçi ve dayatmacı zihniyet, bu ülkede
yaşayan ve kendileri gibi düşünmeyen kesimleri yok saymaktadır. Temel Eğitim Kanunu’nda her ne kadar “karma eğitim esastır” ibaresi olsa da Anayasa’nın 10’uncu
maddesine göre “Herkes dil, ırk, renk, siyasi düşünce, felsefi inanç, din,
mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Keza
anayasanın 42. maddesine göre “Kimse eğitim ve öğretim hakkından mahrum
bırakılamaz.” Dolayısıyla ülkemizin gerçekleri göz önünde bulundurularak
isteyenler tek cinsiyetli eğitim ortamını, isteyenler ise karma eğitim ortamını
tercih etme hakkına sahip olabilmelidir.” şeklinde konuştu.
“Emlak vergisindeki artış kira fiyatlarını tırmandırarak barınma
krizini derinleştirecektir”
Emlak vergisinin hesaplanmasında
emlak rayiç değerleri esas alındığını hatırlatan Emiroğlu, 2025 yılı için takdir edilen arsa ve arazi
birim değerlerinde olağanüstü artışların olduğunu belirtti. Emiroğlu, “İstanbul
başta olmak üzere birçok ilde %1400’e varan yükselişler yaşanmış, bazı
bölgelerde ise matrahlar önceki döneme göre 40 kata kadar artmıştır. Bu
artışlar, apartman dairelerinin dahi “değerli konut” kapsamına girmesine yol
açabilecektir. Böyle bir artış, yalnızca mükellefleri değil, dolaylı olarak
kiracıları da etkileyecek; kira fiyatlarını tırmandırarak barınma krizini
derinleştirecektir.” dedi.
“Rayiç değerler yeniden gözden geçirilmeli”
Vatandaşların bireysel dava
açarak itiraz hakkı bulunduğunu ancak sorunun bu şekilde çözülmesinin mümkün
olmadığını ifade eden Emiroğlu, “HÜDA PAR olarak, bu hatadan derhal vazgeçilmesini,
rayiç değerlerin yeniden gözden geçirilerek piyasa gerçekleriyle uyumlu hale
getirilmesini ve vergi adaletini esas alan düzenlemelerin yapılmasını zorunlu
görmekteyiz.” önerisinde bulundu.
“Vatandaşlarımıza yönelik herhangi bir hukuksuz müdahalede
bulunulmaması hususunda Mısır yönetimini önceden uyarmalı”
Türkiye’den çeşitli siyasi partilerden
bir grup milletvekilinin Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’ye gitmek üzere
hazırlık yaptığını belirten Emiroğlu, “Daha önce Refah Sınır Kapısı’na ulaşmak
üzere Mısır’a giden ve aralarında Mersin Milletvekilimiz Faruk Dinç’in de
bulunduğu çok sayıda vatandaşımız, Mısır güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu
yaralanmıştı. Yaşanan bu müessif olay hafızalardaki tazeliğini korumaktadır.
Benzer bir olumsuzluğun tekrar yaşanmaması için Türkiye’nin, bu kez hükümet
düzeyinde gerekli girişimlerde bulunarak aralarında milletvekillerinin de bulunduğu
vatandaşlarımıza yönelik herhangi bir baskı ya da hukuksuz müdahalede
bulunulmaması hususunda Mısır yönetimini önceden uyarması gerekir.”
değerlendirmesinde bulundu.
“Sumud Filosu, soykırıma seyirci kalan sisteme karşı küresel vicdanı ve
adalet arayışını temsil ediyor”
Gemi filoları ve Refah Kapısı’na
ulaşılmak üzere yapılan organizasyonların amacının Gazze halkına ulaşmak
olduğunun altını çizen Emiroğlu, sözlerine şöyle devam etti: “ Bu tarihî görevi
yerine getirmek için yola çıkan vicdan sahiplerini selamlıyor ve Gazze
ablukasını kırmak hedeflerine ulaşmalarını temenni ediyoruz. Gazze’ye yönelik
insanlık dışı ablukayı kırmak için yola çıkan Sumud Filosunda Türkiye bayraklı
gemiler de bulunmaktadır. Her devlet, kendi vatandaşlarını korumakla yükümlüdür.
Dolayısıyla Türkiye’nin, Sumud Filosu ile Gazze’ye gitmeye hazırlanan
vatandaşları için gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Sumud Filosu,
yapılan vicdansızlığa ve soykırıma seyirci kalan sisteme karşı, küresel vicdanı
ve adalet arayışını temsil etmektedir. Umuyoruz ki bu girişimler, ablukanın
kırılmasına vesile olacaktır.”
“Soykırım suçuna katılan kişiler hakkında Türkiye’de hâlâ bir
soruşturma başlatılamadı”
Gazze’de süren soykırıma karşı
sivil inisiyatiflerin harekete geçtiğine değinen Emiroğlu, “Türkiye’nin de
Gazze soykırımı karşısında atabileceği tüm somut adımları zamanında atmış
olmasını arzu ederdik. Nitekim az sayıda da olsa bazı devletler, Türkiye’nin
henüz aldığı birçok önlemi aylar öncesinden almış ve siyonistlere çeşitli
yaptırımlar uygulamıştı. Soykırım suçuna katılan kişiler hakkında Türkiye’de
hâlâ bir soruşturma başlatılamamış olması ve adli makamların harekete
geçememesi, en önemli eksikliklerden biridir. Buna ilişkin kanun teklifimiz bir
yılı aşkın bir süredir Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeyi beklemektedir. Tarih
önünde bu sorumluluğun bir an önce yerine getirilmesi elzemdir.” şeklinde
konuştu.
“Türkiye, kalbi siyonist israil için atan bu yapılara karşı mutlaka
harekete geçmeli”
“Aynı zamanda Türkiye’de
siyonizmin güdümünde hareket eden ve soykırımcı siyonist rejimin ajandasını
uygulayan yapı ve kişiler de takibe alınmalıdır.” diyen Emiroğlu, “Türkiye,
gerekli dikkati göstermediği takdirde, bu yapı ve kişiler üzerinden siyonizmin
kirli emelleri doğrultusunda iç operasyonlara maruz kalabilecektir. Nitekim
Arz-ı Mev’ud hayaliyle avunan kesimlerin Türkiye’de çeşitli isimler altında
dernekleşmesi, kurumsallaşması, bürokraside kadrolaşması, geleceğimiz açısından
en büyük tehlikelerden biridir. Türkiye, bağırsaklarını temizlemeli ve kalbi
siyonist israil için atan bu yapılara karşı mutlaka harekete geçmelidir.
“Bu utanç tablosu, İslam dünyası için tahammül sınırlarını çoktan
aşmıştır”
Siyonist terör rejiminin ateşkes
tekliflerine cevap vermediğini ve Gazze’de topyekûn işgali için süreci
hızlandırdığını ifade eden Emiroğlu, “Gazze soykırımının en büyük finansörü
olan ABD Başkanı Donald Trump’ın eylül ayında yapılması düşünülen ziyaretinde siyonist
rejime, sözde bir “plan” açıklatılarak siyasi zafer armağan edilmesi
hedeflenmektedir. Şimdiye kadar tüm ateşkes girişimlerini sabote edenin siyonist
terör rejimi olduğu apaçık ortadayken, arabulucular sürekli olarak HAMAS’ı
suçlamış ve direnişin üzerine baskı kurmuştur. Şimdi ise siyonistlerin ateşkesi
bir kenara bırakıp işgali genişletmelerine sessiz kalmaktadırlar. Bu
ikiyüzlülük kabul edilemez. Siyonistlere boyun eğmek hiç kimseye fayda
getirmeyecek, tam aksine zulmü daha da büyütecektir. Bugün yapılması gereken,
Gazze’deki direnişi açıkça desteklemek, tüm imkânların Filistin halkı için seferber
edileceğini ilan etmektir. Yaklaşık iki yıldır devam eden bu utanç tablosu,
İslam dünyası için tahammül sınırlarını çoktan aşmıştır.” dedi.
“Siyonist rejim, saldırganlığını giderek artırmaktadır”
Siyonist rejimin son dönemde
Suriye ve Yemen’e yönelik artan saldırılarına ilişkin de değerlendirmelerde
bulunan Emiroğlu, bu durumun Gazze’deki soykırımın görmezden gelinmesinin bir
sonucu olduğuna vurgu yaptı. Siyonist rejimin Gazze ile sınırlı kalmayacağı
uyarısını yenileyen Emiroğlu, ABD’nin kayıtsız şartsız desteği ve BM’nin mevcut
yapısı nedeniyle kınama dışında hiçbir tepki ve fiili müdahale ile
karşılaşmayan siyonist rejim, saldırganlığını giderek artırmaktadır. Bu nedenle
yalnızca kınama veya diplomatik açıklamalar yetersiz kalmakta, fiili müdahale gerekliliği
her geçen gün daha belirgin hâle gelmektedir.” ifadelerini kullandı.
“Siyonistlerin “kuduz köpek” stratejisine karşı güçlü bir direniş hattı
oluşturulması hayati bir zorunluluktur”
Bölge ülkelerine Siyonist rejime
karşı ortak strateji çağrısı yapan Emiroğlu, “Siyonistlerin uyguladığı “kuduz
köpek” stratejisine karşı güçlü bir direniş hattı oluşturulması hayati bir
zorunluluktur. Yemen ve Suriye’ye aktif destek verilmesi, yalnızca bu iki
ülkenin değil, tüm bölgenin güvenliği ve istikrarı açısından kritik önemdedir.
Aksi takdirde hiçbir engelle karşılaşmayan siyonist rejim, saldırganlığını
genişleterek ilerlemeye devam edecek, bölge halkları için daha büyük
felaketlere yol açacaktır.” dedi.
Önemli Gelişmeler
Karma eğitime ilişkin kanun teklifimiz July 17, 2026
