Genel Başkan Yardımcımız ve Gaziantep Milletvekilimiz Şahzade Demir, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, çetecilikle mücadele için hem kısa vadeli güvenlik tedbirlerine hem de uzun vadeli sosyal ve ekonomik politikalara ihtiyaç olduğunun altını çizdi.
Gaziantep
Milletvekilimiz Şahzade Demir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında; çetecilik
faaliyetlerinin toplumda oluşturulduğu huzursuzluk, toplumsal değerlere aykırı
dizi ve konserler, Gazze’de devam eden
soykırım ve TMO tarafından açıklanan hububat fiyatlarına ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
“Cezasızlık algısı ile adalet sistemine duyulan
güvensizlik, çeteleşmenin önünü açmaktadır”
Suç çeteleriyle daha
etkin mücadele edilmesi gerektiğini belirten Demir, “Türkiye’de son dönemde
organize suç örgütleri ve mahallelere kadar yayılan yerel çetelere karşı etkili
operasyonlar yürütülmektedir. Ancak mantar gibi türeyip her tarafı saran
çetelerin yoğunluğu hâlâ önemli bir tehdit olarak devam etmektedir. Çetecilik
faaliyetleri sadece bir asayiş sorunu olmaktan çıkmış; sosyolojik, ekonomik,
psikolojik ve hukuksal boyutu olan daha karmaşık bir soruna dönüşmüştür.
Ekonomik zorluklar, gelir dağılımındaki adaletsizlik, genç nüfus işsizliği,
eğitim sistemindeki yetersizlikler, hukuki boşluklar ve mücadele mekanizmasının
yetersizliği sonucu oluşan cezasızlık algısı ile adalet sistemine duyulan
güvensizlik, çeteleşmenin önünü açmaktadır.” dedi.
“Tefecilik,
haraç, bahis, yasaklı madde ticareti, sanal dolandırıcılık gibi geniş bir
finansal alan oluşturmaktadır”
Yüksek işsizlik
oranları ve gelir dağılımındaki adaletsizliklerin, özellikle genç nüfusu kısa
yoldan kazanç elde etme isteğiyle yasa dışı yollara meylettirdiğini belirten
Demir, “Kayıt dışı ekonominin yanı sıra suç odaklarının beslenebileceği;
tefecilik, haraç, bahis, yasaklı madde ticareti, sanal dolandırıcılık gibi
geniş bir finansal alan oluşturmaktadır.” ifadelerini kullandı.
“Büyük suç
örgütleri, dijital platformlar üzerinden gençlere kolayca ulaşıyor”
Yeni nesil mahalli
çetelerin eskiden olduğu gibi gizlenmek yerine silahlarını ve lüks içindeki
görüntülerini sosyal medyada sergileyebildiğini ifade eden Demir, “Dijital
platformlardaki bu görünürlük, suça eğilimli gençler için tehlikeli bir özenme
furyası oluşturmaktadır. Büyük suç örgütleri, dijital platformlar üzerinden
gençlere kolayca ulaşarak kendi adlarına tetikçilik, kuryelik veya uyuşturucu
satıcılığı yaptırabilmektedir.” şeklinde konuştu.
“Yerel çeteler
artık basit birer mahalli asayiş sorunu olmaktan çıkmıştır”
Yasaların
uygulanmasındaki aksaklıkların, infaz yasalarındaki boşlukların ve denetimli
serbestlik uygulamalarının, suçlular arasında “ceza almam” veya “az yatar
çıkarım” algısını güçlendirdiğine dikkat çeken Demir, şöyle devam etti:
“Şahıslar veya bazı
işletmeler, adaletin geç tecelli edeceği düşüncesiyle hak arama ya da alacak
verecek sorunlarını çözmek için mahkemeler yerine mahalli çeteleri birer
tahsilat mercii olarak görebilmektedir. Yerel çeteler artık basit birer mahalli
asayiş sorunu olmaktan çıkmıştır. Bu tür çeteler, teknolojik imkânlar sayesinde
büyük çaplı suç odaklarının yürüttüğü uyuşturucu ticareti, siber dolandırıcılık
ve her türlü kaçakçılık faaliyetinin temsilcileri veya taşeronları haline
gelmiştir.”
“Cezasızlık
algısının ortadan kaldırılması ve yargı süreçlerinin hızlandırılması
gerekmektedir”
Çetecilikle
mücadele için hem kısa vadeli güvenlik tedbirlerine hem de uzun vadeli sosyal
ve ekonomik politikalara ihtiyaç olduğunun altını çizen Demir, “Bu kapsamda
öncelikle yargı sisteminde caydırıcılığın artırılması, cezasızlık algısının
ortadan kaldırılması ve yargı süreçlerinin hızlandırılması gerekmektedir. Güvenlik
alanında denetimlerin artırılması, televizyon dizilerinde mafyatik yapılara
özenti oluşturan yayınların engellenmesi, çetelerin sosyal medya
faaliyetlerinin yakından takip edilmesi ve yasa dışı gelir kaynaklarının önüne
geçilmesi önem taşımaktadır.” diye konuştu.
“Eğitim
müfredatının manevi değerleri önceleyen insan yetiştirme odaklı bir yapıya
kavuşturulmalı”
Sorunun kalıcı
çözümü için kurumlar arası koordinasyonla bütüncül bir yaklaşım sergilenmesi
çağrısında bulunan Demir, “Bunun için genç işsizliğinin azaltılması, eğitim
müfredatının manevi değerleri önceleyen insan yetiştirme odaklı bir yapıya
kavuşturulması, mesleki eğitim ve istihdam imkânlarının geliştirilmesi ve
dezavantajlı bölgelere yönelik kapsamlı sosyoekonomik destek programlarının
yürürlüğe konulması elzemdir.” dedi.
“Toplumsal
bozulmaya karşı kültürel seferberlik zamanıdır”
Yaz mevsiminin
başlamasıyla birlikte medyada, eğlence ve kültür alanında toplumsal değerleri
aşındıran içeriklerin belirgin biçimde arttığına dikkat çeken Demir, şunları
söyledi:
“Özellikle yaz
dizilerinde mahremiyet ve hayâ duygularını tahrip eden sahnelerin
normalleştirilmesi, aile kurumunu zayıflatan ilişki biçimlerinin özendirici
şekilde sunulması ve bireysel haz merkezli yaşam tarzlarının teşvik edilmesi,
toplumsal bozulmayı derinleştiren önemli etkenler arasında yer almaktadır. Bunun
yanında, birçok ülkede toplumsal hassasiyetler nedeniyle tepkiyle karşılanan
bazı yabancı sanatçıların ülkemizde stadyum dolusu gençlere konserler vermesi
ve kimi yerli sanatçıların konserlerinde ahlaki sınırları aşan söylem ve
teşhirciliğin yaygınlaşması, kültürel alanda yaşanan savrulmanın boyutlarını
gözler önüne sermektedir.”
“Kültür ve sanat
politikaları toplumsal fayda ve nesillerin korunması perspektifiyle ele
alınmalıdır”
Yaşanan rezaletlere
seyirci kalınması durumunda sosyal hayatın bundan büyük zararlar göreceği
uyarısında bulunan Demir, “Bu nedenle kültür ve sanat politikaları yalnızca
ekonomik veya turistik getiriler üzerinden değil, toplumsal fayda ve nesillerin
korunması perspektifiyle ele alınmalıdır. Aileyi güçlendiren yapımların teşvik
edilmesi, gençlerin kimlik ve aidiyet duygusunu besleyen kültürel faaliyetlerin
desteklenmesi, yerli kültürel üretimin daha güçlü biçimde teşvik edilmesi ve
kamu kaynaklarının toplumsal sorumluluk ilkeleri doğrultusunda kullanılması,
yaşanan ahlaki aşınmaya karşı atılması gereken temel adımlardır. Toplumun geleceği, yalnızca ekonomik
kalkınmayla değil, değerlerini koruyabilme iradesiyle de şekillenecektir.”
dedi.
“Gazze’de
soykırım devam etmektedir”
Gazze'deki
gelişmelere de değinen Demir, ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen saldırıların
devam ettiğine dikkat çekerek, şunları aktardı:
“Vahşet yalnızca
sokaklarda değil, işgal zindanlarında da sürmektedir. Görevi başında esir
alınan Kemal Advan Hastanesi Müdürü Dr. Hüsam Ebu Safiyye’nin son görüntüleri,
organize kötülüğün belgesidir. 1 metrekarelik zifiri karanlık bir hücreye
kapatılan, aşırı zayıflayan, yüzünde darp izleri ve ellerinde cilt hastalığı
beliren Dr. Hüsam’ın durumu, içerideki insanlık dışı muamelenin kanıtıdır.”
İnsan hakları
raporlarına göre 9 bin 400’den fazla Filistinlinin, siyonist terör rejiminin zindanlarında
sistematik aç bırakma, tıbbi ihmal ve işkence altında tutulduğunu belirten
Demir, “BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese’nin de belirttiği gibi ‘israilin
sözde gözaltı merkezlerindeki işkence uygulamaları sistematik hale gelmiş
durumda ve soykırım eşiğine yaklaşmaktadır.’ ” ifadelerine dikkat çekti.
“Siyonist terör rejimi
dünyadan tamamen tecrit edilmelidir”
“Dünya, etik ve
ahlaki değerlerini Gazze’de yitirmiştir.” ifadelerini kullanan Demir, “Bu
küresel çöküş karşısında insanlığın yeniden inşası yine Gazze’den başlamalıdır.
Sahadaki katliamların hesabı uluslararası mahkemelerde sorulmalı, işgal edilen
topraklar gerçek sahiplerine iade edilmelidir. Gazze’nin yeniden inşası
ivedilikle başlatılmalı; başta Dr. Hüsam Ebu Safiyye olmak üzere tüm Filistinli
esirler kayıtsız şartsız serbest bırakılmalıdır. Siyonist rejim; siyasi,
ekonomik, askeri ve diplomatik olarak dünyadan tamamen tecrit edilmeli ve
mutlak bir izolasyona mahkum edilmelidir.” çağrısında bulundu.
Tahıl
fiyatlarının revize edilmesi çağrısı
Geçtiğimiz yıllarda
yaşanan kuraklığın ardından bu yıl tarlalarda bereket yaşandığını ancak fiyat
politikasının çiftçiyi hayal kırıklığına uğrattığını belirten Demir, açıklanan
rakamın çiftçinin maliyetini dahi karşılamaktan uzak olduğuna işaret etti.
Toprak Mahsulleri
Ofisi (TMO) tarafından ton başına buğdayda 16,5 TL, arpada ise 12,75 TL olarak
açıklanan hububat alım fiyatlarının, artan girdi maliyetleri ve enflasyon
nedeniyle yetersiz olduğuna dikkat çeken Demir, fiyatların revize edilmesi gerektiğini
belirtti.
“Açıklanan bu
fiyat yeterli değildir “
Çiftçinin üretim
yapabilmesi için desteklenmesi ve emeğinin karşılığının verilmesi gerektiğini
ifade eden Demir, “Açıklanan fiyatlar maliyetin çok altınadır. Yapılan
hesaplamalara göre girdi maliyetleri yüzde 70 civarında arttı. Açıklanan bu
fiyat yeterli değildir. Eğer sadece bu fiyatla kalınırsa çiftçi çok ağır
mağduriyet yaşar. Çiftçi geçen yılki borçlarını bile ödeyemeyecek. Gelecek yıl
içinde her hangi bir üretim yapma imkânına sahip olamayacaktır.” dedi.
“Tahıl fiyatları
en az yüzde 50 oranında artırılmalıdır”
Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın tahıl fiyatlarının revize edilebileceği yönündeki açıklamasını
hatırlatan Demir, “Açıklanan fiyatın revize edilmesi lazım. Çiftçimizin hem
maliyetlerini karşılayabilmesi hem kazanarak ailesini
geçindirilebilmesi hem de önümüzdeki yıl daha rahat bir şekilde üretim yapabilmesi
için en az yüzde 50 oranında artırılması lazım. Eğer açıklanan fiyatlarla
yetinilirse maalesef çiftçiyi kendi elimizle bitirmiş oluruz.”
değerlendirmesinde bulundu.
Önemli Gelişmeler
Hukuk, adalete dayanmalıdır June 13, 2026
