İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Başkanlığımız tarafından Diyarbakır’da düzenlenen “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”mız 2. gününde de devam ediyor.

Dün açılış ve selamlama konuşmalarının ardından 2 ayrı oturum olarak gerçekleşen çalıştay bu gün de devam etti.

Dr. Hüseyin Sudan, Eski Milletvekili Abdurrahman Kurt, MAZLUMDER Genel Başkanı Kaya Kartal ve HÜDA PAR GİK Üyesi Abdussamed Yalçın’ın yer aldığı Çalıştayın 3. Oturumu Dr. Siracettin Aslan moderetörlüğünde devam etti.

“İslam'ın dillerle bir sorunu yoktur”

İlk olarak konuşan Dr. Hüseyin Sudan, “İslam’da Dil ve Milliyet Bağlamında İnsan Hakları” başlığında bir sunum gerçekleştirdi.

Anadilde eğitim hakkının Kur'an-ı Kerim’de güvence altına alındığını belirten Sudan, “Çünkü peygamberler hem manevi liderliği ifade ediyor, hem siyasi liderliği ifade ediyor. Aslında Allah onlara burada bize bir mesaj da veriyor. Manevi anlamda da liderlik yapmak istiyorsanız siyasi anlamda da liderlik yapmak istiyorsanız aslında o halkın o toplumun diliyle onlara hitap etmeniz gerekiyor. Onların dilini kabul etmeniz gerekiyor.” dedi.

“Bir diğer mesele de zaten Allah'ın ayetlerinden olduğu ifade edilen ayetler zaten bu malumunuz bu da aslında Allah-u Teâlâ'nın gökyüzünün ve yeryüzünün yaratılması ve dillerinin renklerinin farklılığını Allah'ın ayetlerinden olduğundan bahseder.” diye sözlerine devam eden Sudan şunları kaydetti:

“Bu da aslında Allah-u Teâlâ'nın dilleri ve ırkları tanımasıyla ilgili açık bir ifadedir. Bir de meşhur ayet 'biz sizi halklar olarak ve kabileler olarak yarattık ki birbirinizi tanıyorsunuz' diye aslında açık bir şekilde tanıma ifadesi geçiyor burada. Yani dillerin tanınması meselesi diyoruz ya dillerin ırkların tanınmasıyla alakalı aslında bu ayet çok açık, net bir şekilde tanımamız gerektiğini ifade ediyor. Evet tabii hani bu konuda elbette ki söylenebilecek çok şey var. İslam tarihine baktığımızda İslam gittiği yerlerde kesinlikle toplumların dilleriyle, kültürleriyle sorun yaşamamıştır. İslam tarihinden günümüze baktığımızda İslam'ın fethettiği yerlerde insanlar Araplaşmışlardı. O halkın o bölgenin bazı insanları tamam Arapçayı tercih etmiş olabilirler. Bak ilk İslam'a giren toplumlardan bir tanesi Kürtlerdir. Kürtlerin hala Kürtçe konuşuyor olması, Farların hala Farsça konuşuyor olması, Türkiye'nin hala Türkçe konuşuyor olması aslında İslam'ın dille bu anlamda bir sorunun olmadığını gösteriyor. İslam'ın dil ile kültür ile hiçbir sorunu olmamıştır. Tarihten günümüze bu anlamda İslam aslında hem teorik olarak Kur'an'ın sünnetin ortaya koyduğu ilkeler ışığında hem pratikte de aslında bunu göstermiştir, uygulamıştır.”

“Sorun aslında aşırı Türkçülük sorunudur

“İslami kesimin Kürt meselesine tarihsel bakışı” başlığı altında bir sunum gerçekleştiren Eski Milletvekili Abdurrahman Kurt ise “Sorunun aslında Türk sorunu olduğunun altını çizmek lazım. Sorun, aşırı Türkçülük sorunudur. Dengeyi bozan aradaki uhuvveti bozan şey Türk ırkçılığından kaynaklanmıştır. Aslında çözülmesi gereken sorun budur. Müslümanlar açısından sorun basittir aslında. Müslümanların tartıştığı konu aslında Yahudileşme sorununun bir benzeridir.” dedi.

Konuşmasının devamında yaşamından örneklerle Kürt meselesine dair anekdotlar paylaşan Kurt, Türk ırkçılığının geçmişte cemaatlere kadar sindiğine dikkatleri çekti.

“Türkiye’de maalesef 1960 yıllarından sonra sağcılaşan bir İslam’la karşılaşıyoruz.” diyen Kurt, “Kendi kişiliğini ve kimliğini bulmakta isar etmekten kendi toplumunun ihtiyaçlarının artık son noktaya geldiğini göremeyen Kürdistan’daki İslami hareketlerin halinden bahsediyorum. Sağcılaşma eğilimi belki; Afganistan, İran’da ki gelişmeler ve İhvan’ın etkisiyle biraz toparlansa da bir türlü bu ulus devlet akıl kirlenmesinin içinden sıyrılamadı. Soruyu bir türlü doğru soramadık. Meselenin aşırı Türkçülük sorunu olduğunun adını koyamadık.” diye belirtti.

“Kerkük’teki Türkmen’e istediğini Diyarbakır’daki Kürtmen’e isteyemiyorsan senin imanında arıza var”

Kürt sorununun çözümü olarak Hucurat ve Rum suresinin 22. Ayetinin çözüm olduğunu ifade eden Kurt, şunları kaydetti:

“Cemaatlerde Kürtçe konuşmanın mekruh olduğu bir toplum varsa burada bir arıza vardır. Önce bunu nasıl düzeltebiliriz diye bakmalıyız. Mesela devlet diyor ki ‘çözüm için dini kullanalım’ yahu arkadaş dini sen benimle niye kullanıyorsun? Din sana kardeşliği öneriyor. Dini kullanacaksan gideceksin İzmir’e, Ankara’ya, İstanbul’a, Maraş’a, Yozgat’a diyeceksin ki kardeş senin bu dininde ırkçılık yok. Kendi nefsine istediğini kardeşine istemek zorundasın. Kerkük’teki Türkmen’e istediğini Diyarbakır’daki Kürtmen’e isteyemiyorsan senin imanında arıza var. Ben bunu söyleyemiyorsam hangi Kürt sorununu nasıl çözeceğim diye konuşuyorsun yahu.

Lafı geldiğinde ‘Türk devleti Kürtlerinde devletidir’ amenna, bu devleti beraber kurduk. Sorunda aşırı Türkçülükten kaynaklıdır. Yeni bir bin yıl yazmak istiyorsak önce bu hastalıklılarımızdan arınmalıyız. Türkiye, Türklerden büyüktür diyorum anlamıyorlar. Ortadoğu’da ve Afrika’da bu ülkeye bağlanan umutları sen Türklük adına sıkıştırarak yapamazsın. Oraya hapsedersen küçülürsün. Bu senin bahsettiğin milliyetçiliğe de sığmaz. Büyük düşün. Çünkü Allah sana büyük imkânlar veriyor. İman edersen, adam olursan, bu hastalıklarından arınırsan seni mazlumların dünyası kucaklamak için bekliyor. Biz de bekliyoruz…”

“Bu ülkeyi bölecek olanlar; faşistlerdir, ırkçılardır, hastalıklı olanlardır”

Ülkeyi bölecekse ırkçıların böleceğini vurgulayan Kurt, “Ben eşitlik istiyorum. Kürt diyorum bana Kürtçü diyorlar. Sen benim dilimle ilgili tasarrufta bulunmak istiyorsun, ne kadar konuşup, konuşmayacağımı söylemek istiyorsun sen Türkçü olmuyorsun. Yahu bir arıza, bir kafa karışıklığı yok mu? Bir dönün kendinize bakın yahu. Allah için ben hangi Türk’ün hangi haklarının ne kadar kullanacağına ilişkin haddimi aşıp bir cümle söylemişim ki? Söylememişim, söylememde. Ben diyorum ki senin gibi olmak istiyorum. Suriye Arap Cumhuriyeti diyoruz ama Kürtlere gelince adamın coğrafyasının ismini anmamak için Irak’ın Kuzeyi diyoruz, Kuzey Irak bile demiyoruz artık. El insaf, el vicdan… Bu ülkeyi bölecek olanlar; faşistlerdir, ırkçılardır, hastalıklı olanlardır. Biz kardeşiz. Bizim Türkümüz, Kürdümüz, Lazımız, Çerkezimiz mi var? Biz kimsenin ırkına bakarak değerlendirmeyiz. Adamlığına, imanına bakarız.” ifadelerini kullandı.

 “Kürt meselesi her yönüyle masaya yatırılabilmeli her yönüyle konuşulabilmeli”

Ardından söz alan MAZLUMDER Genel Başkanı Kaya Kartal da “Kürt meselesinin anayasal ve yasal temelde tartışılması” başlıklı sunumunda, “Anayasal vatandaşlık meselesi ve anadilde eğitim meselesi çözüldüğünde aslında göreceğiz ki diğer başlıklarda da hızlı bir çözüm iradesi oluşacaktır ve çok hızlı bir şekilde aslında Türkiye bu tıkanıklığı açacaktır.” şeklinde konuştu.

Kürt meselesi geçmişten günümüze çokça konuşulan bir mesele olduğunu dile getiren Kartal, şunları söyledi:

“Cumhuriyetin kuruluş ideolojisi kuruluşundan beri dayatmacı bir şekilde devam ettiriyor ve bu katmerleşti. Özellikle son 20 yıllık süreçte bu ideolojinin daha da yaygınlaştığını görüyoruz. Bunun Türkiye’ye faydası olmadığının farkındayız. Bu meselenin tartışılması önemli çünkü bence Kürt meselesi aslında Türkiye’nin en önemli sorunudur.  Bu mesele üzerinde biz konuşuyoruz ama bugün Türkiye’deki insan hakları sorununu eğitim sorununu yönetimle idare ile alakalı meselelerini hepsinin özünde dönüp dolaşıp burada tıkanmış oluyoruz. Bu konuda atılacak bir doğal olarak birtakım değişiklikler ve sonuçlar doğuracağı açık olduğu için bu da resmi ideoloji açısından bakıldığı zaman bir kayıp olarak bakıldığı için bugüne kadar sıkı bir şekilde korundu. Tabii Kürt meselesi aynı zamanda bir insan hakları sorunudur. İfade özgürlüğü çerçevesinde Kürt meselesi her yönüyle masaya yatırılabilmeli her yönüyle konuşulabilmeli.”

“Kürtlerin devlete sahip çıkması ve kendini ona ait hissetmesi için atılacak ilk adım Kürtçenin ikinci resmi dil olarak tanınmasıdır”

Çalıştayın 3. Oturumunun son konuşmacısı olan HÜDA PAR GİK Üyesi Abdussamed Yalçın ise “İslami Kaynak ve Uygulamalarda Çok Dillilik ve Çok Kültürlülük” başlığı altında şunları kaydetti:

“Türkler bir millet değil, kavimdir. Kürtler, Araplar ve Farslar da birer kavim olduğu gibi. Türkiye’de birden fazla kavmin bir arada toplanmasından ise ‘Türk milleti’ değil, ‘Türkiye halkı’ doğmuştur. Tarih ve hukuk bize; farklı kavimlere dil ve kültürde fırsat eşitliği tanımanın millet ve devleti bölmediğini, devlete aidiyet ve itimat hissini arttırdığını söyler. Aksi takdirde kanun ve düzeni bir dayatma olarak gören ve bu sebeple huzursuz ve öfkeli kitleler meydana gelir.

Dil, kimlik ve kültürünü inkâr ettiğin ve asimile etmeye çalıştığın birisinden aidiyet hissi duymasını, sahiplenmesini bekleyemezsin. Kürtlerin devlete sahip çıkması ve kendini ona ait hissetmesi için atılacak ilk adım Kürtçenin ikinci resmi dil olarak tanınmasıdır. Kürtleri asimile etme çabalarının da işe yaramadığı ortadadır.

Günümüzde Avrupa dil ve kültür çokluğunu sağladı, kavimleri bir arada, uyum ve barış içinde yaşattı, dört bir yanı mamur ve maddi refahın zirvesine çıkmış ülkelere dönüştü. Bizde ise Kürtlük farkını ortadan kaldırmak için Devlet - PKK ortak operasyonlarıyla Bakur, Başur, Rojava tüm Kürdistan coğrafyası viraneye dönüştürüldü.”