İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Başkanlığımız tarafından Diyarbakır’da düzenlenen “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”nın 4. Oturumunda Bekir Biçer, Sait Yüce ve Serkan Ramanlı konuşmalarını gerçekleştirdi.

HÜDA PAR İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Başkanlığı tarafından Diyarbakır’da düzenlenen “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”nın 4. Oturumunda Prof. Dr. Bekir Biçer, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı/ 26.Dönem Isparta Milletvekili Said Yüce, Araştırmacı-Yazar Müfid Yüksel ve HÜDA PAR Batman Milletvekili  Serkan Ramanlı konuşmalarını gerçekleştirdi.

Çalıştayın son aynı zamanda son oturumu olan 4. Oturumun moderatörlüğünü Av. Muhammed Akar yaptı.

“Çözüm öncelikle iki halkın ortak ve doğru tarihi yeniden yazılmalıdır”

Oturumda konuşan, Prof. Dr. Bekir Biçer, “Kürt Meselesinin Kökenleri ve Neticeleri” başlığında sunum yaptı.

“Osmanlıdan Cumhuriyet’e Kürt arasındaki liderlik durumu, pozisyonları ve sorunları değerlendirilmeye çalışılacaktır. Kürtler arasındaki liderlik yapısı üç bölüme ayrılarak incelenebilir.” diyen Biçer, şunları kaydetti:

“Birinci grup Kürt halkına öncülük yapan mirlerdir. Kürtler, tarihleri boyunca çoğunlukla büyük devlet adamları tarafından değil mir adıyla anılan daha çok yerel yönetici denebilecek idareciler tarafından yönetilmiştir. Mirler yönetimi altında tuttuğu halkın siyasi, iktisadi, hukuki ve sosyal hayatını düzenlemiştir. Osmanlılar veya Safevilere sembolik olarak bağlı olmakla birlikte çoğu zaman bağımsız hareket etmiştir. Mirler, Kürt toplumunun en aristokrat sınıfını oluşturmuştur. Mirler çoğu zaman aşiret reisleri arasından çıkmakla birlikte onları da otoritesi altına alan daha büyük bir siyasi gücü temsil etmiştir.  Kendi aralarında zaman zaman ciddi savaşlara girmekle birlikte varlıklarını XIX. yüzyılın çeyreğine kadar sürdürmüşlerdir.  Kürt halkını siyasi ve sosyal yönden mirler temsil etmiştir.

İkinci Grup Halidi şeyhlerin siyasi ve dini alanda liderlik yapmaları… Halidi Bağdadi (1779- 1827) ve Halidiliğin bütün Orta Doğu’da yayılması ve örgütlenmesinden sonra Halidi şeyhler özellikle Kürt halkının dini ve siyasi lideri haline gelmiştir. Kürt mirlerinin boşalttığı siyasi alanı Halidi şeyhler doldurmuştur.  Halidi şeyhlerin güçlenmesi ve 1880-1882 tarihlerinde Şeyh Ubeydullah’ın isyan etmesi ile birlikte Halidi şeyhlerin isyan geleneği başlamış ve bu gelenek Nehri ailesi ve diğer Halidi şeyhlerle birlikte XX. yüzyılın ikinci yarısına kadar artarak ve güçlenerek devam etmiştir. Şeyh Ubeydullah’ın bağımsız bir Kürt devleti kurmak için ayaklanması veya ayaklandığı iddiası Kürtler arasında milliyetçiliğin başlangıcı şeklinde yorumlanmıştır. Hâlidi Şeyhler, Kürt halkı arasında dini ve siyasi mücadeleyi birlikte yürütmüştür.”

“Barışa, insan haklarının sağlanmasına ve özgürlüklerin teminine yönelik her türlü adım desteklenmelidir”

Meselenin çözümü için “Alim ve aydınların hakemliğine baş vurulmalı” diye vurgulayan Biçer, “Çözüm öncelikle iki halkın ortak ve doğru tarihi yeniden yazılmalıdır. Özellikle Kürt şeyh ve alimlerin I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşındaki rolleri tespit edilmelidir. Doğru tarih bilgileri kamuoyunda paylaşılmalı ve karşılıklı güven tesis edilmeye çalışılmalıdır.  Alim ve aydınların hakemliğine baş vurulmalı, barışa, insan haklarının sağlanmasına ve özgürlüklerin teminine yönelik her türlü adım desteklenmelidir.” dedi.

“Bediüzzaman’a göre, Müslüman Kürtlerin etnik kimliğinin yok sayılması, asimilasyon politikaları ve zoraki Türkleştirme girişimleri büyük bir hatadır” 

“Risale-i Nur’da Kürt meselesi ve çözümleri” ile ilgili konuşan İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı/ 26.Dönem Isparta Milletvekili Sait Yüce ise “Bediüzzaman’a göre, Müslüman Kürtlerin etnik kimliğinin yok sayılması, asimilasyon politikaları ve zoraki Türkleştirme girişimleri büyük bir hatadır. Ona göre, bu tür yöntemler Müslüman kardeşliği anlayışına zarar vermekte ve fitneye yol açmaktadır. O, ‘Türkleştirme politikalarının vahşi bir yöntem olduğunu’ ifade etmiş ve Kürtlerin Müslüman Türklerle kardeş olduğu bilincini güçlendirmek gerektiğini vurgulamıştır. Bediüzzaman Said Nursi’nin üslubu ve tutumu geçmişe takılıp kalmak değil, geleceğe bakmak, istikbalde olmasını arzu ettiği güzellikler için şikayet etmek yerine çözümler üretmek olmuştur. Onun öngördüğü İslam coğrafyasında ırkı ve kimliği ne olursa olsun Balkanlardan çıkan bir Müslüman hiçbir engele takılmadan Yemen’e kadar ulaşabilmeli, Fas’tan çıkan bir Müslüman da Malezya’ya kadar serbestçe gidebilmelidir. Onun İttihad-i İslam’dan anladığı ve anlatmak istediği de budur.” dedi.

“Çözümsüzlük ve çatışmadan nemalananlara da fırsat verilmemeli”

“Meselenin Çözümsüz Kalmasının Tehlikeleri” başlığında sunum yapan Araştırmacı-Yazar Müfid Yüksel ise Kürt meselesinin çözümü için gerçekleştirilmeye çalışılan son sürecin Rojava ve Kobani üzerinden bozulduğunu ve bugünde yeni sürecin Rojava üzerinden başlamamasının öngörüldüğünü söyledi.

Devletle diğer taraflar arasındaki çatışmanın ahaliye ineceğinin bir tehlike olduğunu belirten Yüksel, “Bu coğrafya bu konuda bir şekilde çözüm bulmak zorunda. Coğrafyamızda daha önceden insanca yaşama vardı. İslam kardeşliği çok önemli ama uygulanmıyor. Bu uygulanmıyor diye, hatalar yapılıyor diye İslam kardeşliğine vurmam. Evet, 1950 yıllarında İslami kesim bu meseleyi konuşmalıydı. Bu etnik sorunlar ne İslam’dan ne de tarihten geldi. Bugünkü anlamda ulus devletlerin getirdiği etnik sorunlar son yüzyılın hastalığıdır. Bu etnik sorunlara bir çözüm bulunmalı. Çözümsüzlük çözüm değildir. Çözümsüzlük ve çatışmadan nemalananlara da fırsat verilmemeli.”

“Bu ruh bu bedende olduğu sürece bizler bu haksızlığı dile getireceğiz”

Oturumda son olarak konuşan HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, “Dünden bugüne kadar bütün konuşmalarımızı Türkçe yapıyoruz. Neden acaba? Kürt meselesi ile alakalı bir çalıştay tertipliyoruz ama Kürtçe konuşuyoruz, neden? Çünkü yetkililerimiz Türk adı altında bizlere haksızlık ediyorlar. Bizlerde bu haksızlığın kökten ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Bizler gerekirse bu ruh bu bedende olduğu sürece bizler bu haksızlığı dile getireceğiz. Bizler hakkı söylemekten geri durmayacağız ve anlatmaktan da yorulmayacağız. Bizler onlara söyleyeceğiz ve anlatacağız, ama önce gelin bir iki nasihati kendimize edelim. Evet, yetkililerimiz vazifelerini yerine getirmiyorlar, bize yapılan zulümleri geri çekmiyorlar. Peki, bizler haklarımız hakkında ne yapıyoruz? Acaba bizler vazifelerimizi yerine getiriyor muyuz ya da getirmiyor muyuz?” dedi.

“Tarihi bir dönüme geldik. Ya bu tarihi fırsatı değerlendireceğiz ya da öyle kalacağız”

Ramanlı, son olarak şunları kaydetti:

“Biz Kürt milleti olarak kapalı ve gizli bir millet değiliz. Bizlerin örf ve adetleri var, bizim tarihimiz var, bizim zengin bir dilimiz var. Resimde gördükleriniz ortada ve yalnızca bunlar tek değil. Bizler kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi biliyor muyuz? Bizler İslam’dan önce ne haldeydik? Bizim önceden de ne adımız vardı, ne tarihimiz vardı kimse bizden bahsetmiyordu. Elhamdülillah bizler İslam ile şereflendikten sonra sesimiz çıkmaya başladı. İslam’dan sonra herkes görü ki Kürtler var ve tarih sayfalarında kahramanlığıyla, yazarlarıyla ve sanatçılarıyla yerini aldı. Bizler öğrendik ki o şanlı padişahların hocaları Kürtlermiş. Fransız İhtilalinden sonra her kavim devletleşmek için harekete geçti. Bizler tarihi bir dönüme geldik. Ya bu tarihi fırsatı değerlendireceğiz ya da öyle kalacağız.”
"İslam ümmeti olarak ayrı olmayı değil bir olmayı istiyoruz"

"İslam ümmeti olarak ayrı olmayı değil bir olmayı istiyoruz"

Son zamanlarda PKK’nın silah bırakma meselesinin tartışıldığını aktaran Ramanlı, "Bugün sadece biz HÜDA PAR olarak değil, diğer siyasi partiler, STK’lar dahil hepimiz oturup ‘Kurtuluşumuz, faydamız nerededir?’ diye düşünmeliyiz. Kürt halkı için hangisi iyidir? Kürt meselesi tartışıldığında Kürtler merkeze alınmalıdırlar ve Kürtler için hangisi iyiyse onun peşinden gitmeliyiz." dedi ve şunları ekledi:

"Biz Kürtler Türkiye’den ayrılma iddiası gütmüyoruz. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin yüzde 90’ı Türkiye’den ayrılma iddiasını desteklemiyorlar. Diyorlar ki ‘Haysiyetli, değerli bir hayat bize kafidir. Ancak varlığımız, kimliğimiz, dilimiz devlet tarafından kabul edilmelidir.’

Tabi ki Kürtlerin hak ve taleplerini gündemimize aldığımız zaman ona göre düşünüp konuşmamız gerekmektedir. 40 yıldan fazladır, silah, çatışma ve ölümlerle bir mücadele devam ediyor. Ölüm var, peki sonuç var mı? Faydasınız gördük mü? Kimse evet diyemez. Peki, yol nedir o zaman? Yol meşru olandır. Her şeyimiz var ama ancak bir olunca yönetimden bir şeyler isteyebilir ve alabiliriz.

Şunu bilmeliyiz ki silaha ihtiyacımız yoktur. Yolumuza sivil bir şekilde meşru ve siyasi olarak devam etmeliyiz. Çünkü bugün öyle bir seviyeye geldi ki silah, Kürt meselesinin önünde engel olmuştur. Şunu da bilmeliyiz ki biz Kürtler tarihimize bağlı olursak Türk kardeşlerimize de faydalı oluruz.

Syces-Picot’un bölgelerimiz arasına koyduğu sınırları, Allah ne gönlümüzü nede ruhumuzu ona bağlamıştır. Bizler vahdaniyet istiyoruz. İslam ümmeti olarak ayrı olmayı değil bir olmayı istiyoruz. İslam ümmetinin birliğini isterken nasıl Kürtlerin parçalanmasını isteyebiliriz. Bunun için de en başta Kürtlerin bir olması gerekmektedir. Önce bunu sağlamalıyız. İşte o zaman kendimize de etrafımıza da kıymet ve değer katabileceğiz."

Ramanlı, konuşmasının sonunda okullarda seçmeli ders olarak anadilde eğitimi seçmeleri için ebeveynlere ve çocuklara çağrıda bulundu.