Haber dosyasını indirin
İndir
Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, katıldığı TV programında, HÜDA PAR’a yönelik karalama kampanyasına tepki göstererek “Dersim’i soykırıma uğratan, mağaralarda insanları kimyasal gazlarla öldüren, kurşun pahalıdır diye süngülerle insan öldürenlerin siyasi çizgisi orada siyaset yapacak ama HÜDA PAR gidemeyecek, bu akıl tutulmasıdır.” dedi.
Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, Rehber TV’nin ‘Seçim Özel’
programının konuğu oldu. İsmail Dalkılıç’ın moderatörlüğünde gazeteciler; Ahmet
Ay, İhsan Yaşar ve Ferit Tunç’un sorularını yanıtlayan Yapıcıoğlu, gündeme
ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
partimiz HÜDA PAR’ın Dersim’de aday göstermesine yönelik karalama kampanyalarına
ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, karalamaları ‘akıl tutulması’
olarak niteledi.
“Sen benim siyasi görüşüme katılmak zorunda değilsin ama
siyaset yaparken senden izin almamı da bekleyemezsin”
Savaşa değil seçime gidildiğini hatırlatan Yapıcıoğlu,
siyasetin dilinin nezih olması gerektiğini vurguladı.
“Biz hep söyledik kim oylarını 3-5 artırmak için ya da
fazladan bir-iki koltuk, belediye ya da meclis üyesi kazanmak için bu milletin
çocuklarını birbirine kışkırtıyorsa bu millete düşmanlık yapıyor.” diyen
Yapıcıoğlu, “Biz hala o noktadayız. Biz asla o oyunlara gelmedik bundan sonra
da gelmeyeceğiz inşallah. Gerginlikten nemalanan gerginlikten istifade edip
esecek fırtınadan yelkenlerini şişirip daha hızlı bir şekilde yol almaya çalışanlar
gitsinler başka bir yerde ekmek arasınlar, buradan onlara ekmek çıkmaz. Bunu
net bir şekilde söylüyorum: Siyasetin dili nezih olmalı. Sen benim siyasi
görüşüme katılmak zorunda değilsin ama siyaset yaparken senden izin almamı da
bekleyemezsin. Sen kendini ne zannediyorsun! Sen izin makamı mısın? Ben nasıl
siyaset yapacağımı, siyaset yaparken hangi argümanları kullanacağımı nerelere
kimi aday yapacağımı bir yerlere sormuyorum. Sen bir yerlerden icazet almadan,
bir yerlerden tüyo almadan ya da sufle almadan belki konuşmuyorsun bile.
Nereden aldığına ben karışmıyorum. Benim kendime ait bir iradem var, benim
kendi iç işleyişimde bir istişare mekanizmam var, ben o mekanizmayı işletirim o
mekanizmadan çıkan kararları da sahada uygularım. Sen de buna saygı duymak
zorundasın. Beni sevmek zorunda değilsin, sevmediğini de biliyorum ama benim
siyaset yapma hakkıma saygı durmazsan sen kendi kendine zarar verirsin. İşte
birileri de çıkıp başka bir yerde bizim Batman adayımızın Kürtçe konuşmasına
takmış, bir başkası Dersim adayımızın oraya gitmesine takmış. Dersim’i
soykırıma uğratan, mağaralarda insanları kimyasal gazlarla öldüren, ‘kurşun
pahalıdır ‘diye süngülerle insan öldürenlerin siyasi çizgisi orada siyaset
yapacak ama HÜDA PAR gidemeyecek, bu akıl tutulmasıdır. Bu biraz da eteklerinin
tutuşmasıdır. Sermayesi buz olan güneşten korkar. Güneş yükseliyor, güneş
yükselince buz eriyecek, bu erimeyesin diye bir şeyleri ateşe verip dumanı
yükseltip güneşin önünü kapatmaya çalışıyorlar, beyhude bir çabadır. Biz seçime
gidiyoruz savaşa değil, savaş dilini bir siyasetçi asla kullanmamalı.
Kandil’deki o dili kullanıyor, onun sermayesi silahtır, şiddettir, kandır.
Tamam onu anlarım ben, ama ‘ben siyasetçiyim’ diyen biri asla o dili
kullanamaz.” ifadelerini kullandı.
Kürt Meselesine ilişkin soruları da yanıtlayan Yapıcıoğlu,
adalet temelinde bütün sorunların çözülmesini gerektiğinin altını çizdi.
Bir kişinin bir kavme mensup olmasının ne bir aşağılanma ne
de üstünlük sebebi olmasına karşı olduğunu ifade eden Yapıcıoğlu, “Ben Kürt
meselesinin çözülmesini istiyorum. Ben Kürt olduğum için değil Müslüman
olduğumuz için çözülmesini istiyorum. Ben diyorum ki: adalet temelinde bütün
sorunlarımız çözülsün, Kürt meselesi de bunlardan bir tanesidir. Ben gerçekten
çözülmesini istiyorum. Ben bunu bu sorun üzerinde bütün siyasetimi inşa edip,
onu araçsallaştırıp onu kendime sermaye edinmek için yapmıyorum. Ben diyorum
ki: Bu memleketin bütün sorunları çözülsün. Ben ümmetçi birisiyim, birileri
beni eleştiriyor, varsın eleştirsin. Ben parti programıma yazdım. Bütün
müminler benim kardeşimdir. O beni kardeş olarak kabul etmese bile ben
kardeşlik hukukuna riayet edeceğim. Bütün insanlar yaradılışta bana eştir,
hepsi Âdem babamın çocuklarıdır. Ben bir kişinin bir kavme mensup olmasını ne
bir aşağılanma sebebi kabul ederim ne de üstünlük sebebi. Bütün insanlar
eşittir. Kanun nazarında da herkesin eşitliğini savunurum bunun için mücadele
ederim. Bunun için ne bedel ödenmesi gerekiyorsa öderim. Biz bunu söyledik diye
bize ‘Kürt Partisi’ deniyor. Adalet sadece Kürd’e mi lazım. Adalet herkese
lazım. Ben Kürd’e de Türk’e de Sünni’ye de Alevi’ye de gayri müslime de hitap
ederim. Ben ortaya bir önerme koyuyorum ve dediğim gibi benim bu teklifim bütün
insanlaradır. Ben bütün insanların iyiliğini istiyorum, o benim iyiliğimi
istemese de. Hatta ben diyorum ki: Birisi beni öldürmeye gelse ben de dirilsin.
Öldürme niyetiyle bende dirilsin istiyorum. Bu kime hitaptır, kim kendini
muhatap kabul ediyorsa onadır. Bana göre bütün insanlığa hitaptır.
Geçmişte çözüm sürecindeki yanlışları hatırlatan Yapıcıoğlu,
HÜDA PAR’ın hala durduğu yerde durduğunu belirtti.
Yapıcıoğlu, “Biz kimsenin projesi değiliz, kimsenin de
projesi olmayacağız. Hatırlarsanız bundan 10 yıl önce yürüyen bir çözüm süreci
vardı. 12 sene önce biz partimizi kurduğumuzda ‘evet akan kanın durması,
cenazelerin gelmemesi değerlidir ama sizin tuttuğunuz bu yol, yol değil’ dedik.
O zaman ‘işte HÜDA PAR kendisi muhatap alınmak istediği için böyle söylüyor’
dediler. Biz o zaman bu meselenin bir hak, hukuk meselesi olduğunu söyledik.
Siz bu meseleyi çözmek istiyorsanız karşınızda birisini temsilci olarak
oturtmanıza muhatap almanıza gerek yok ki, muhatabınız halktır. Halkın bir
talebi var mı, var. Bu taleplerde bulunanlar çok farklı siyasi partilere destek
veren insanlar mı, evet. O zaman niye siz sadece bir partiyi muhatap aldınız.
Hatta bir parti bile değil. Çünkü o parti ‘bizim irademiz Kandil’dedir,
İmralı’dadır ’diyordu. Yani biz postacıyız, biz gideceğiz onlara soracağız
onların söylediklerini size getireceğiz. Şimdi o postacıları götürdüler
getirdiler. Biz birkaç gerekçe ile ‘bundan çözüm çıkmayacak. Bu mesele hak
hukuk meselesidir siz temel hakları şarta bağlayamazsınız’ dedik. Sen o adamın
elindeki silahı almak için mi pazarlık yapıyorsun. O zaman sadece onun
pazarlığını yap, başkasının hak talebinin pazarlığını niye onunla yapıyorsun.
Hiçbir parti tek başına bir milletin, kavmin, mezhebin temsilcisi olamaz. Bütün
bir halkı muhatap almanız gerekirken, dar bir kesimin temsilcisi olan insanları
bütün o meselenin muhatabı olarak karşınıza oturtuyorsunuz. Sözüm ona güya
çözüme yaklaşılmıştı. Şimdi işte konuşuluyor ‘muhatap kimdir’ bu işim çözümü
için. Eğer sen bu işi devleti yönetenlerle çözeceksen devleti yöneten kişi
bellidir. Devleti yöneten kişi 10 sene önce de aynı adam olduğu halde ‘bu
muhatap olmaktan çıkmıştır’ şeklinde söylemleri hatırlıyoruz değil mi? Peki
kimdi muhatap? Zaten sen kendini muhatap olarak kabul etmiyorsun, sen kendini
postacı olarak görüyorsun. Ne oldu peki? Demek ki proje olarak konulan bir şey
sonra yakayı başka tarafa kaptırdı, birilerinin güdümüne girdi, birilerinin
dümen suyuna gridi, başka bir projeye dönüştü, vurdular masayı devirdiler.
Masayı devirmek bir maliyet getirecekti, o maliyetin altına giremediler. İki
taraf da birbirlerini suçlamaya başladı. Biz ilk gün durduğumuz noktadayız. Bu
bir hak hukuk meselesidir. Biz bu kardeşliğin tesisi, bozulan adalet
terazisinin tamir edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Bir şey hak ise tanınır. Bu
mesele adalet temelinde hukuku tesis edilemediği için, bozulan kardeşliğin
yeniden tamir edilmesi meselesidir.” diye konuştu.
“Mutlaka yeni adil bir anayasa gerekir”
Yeni anayasanın bir ihtiyaç olduğuna vurgu yapan Yapıcıoğlu,
12 Eylül Anayasasının millete zorla giydirilmiş deli gömleği olduğunu belirtti.
12 Eylül Anayasasının yapılan değişikliklere rağmen hala
ruhuyla hayatta olduğuna dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Biz partimizi kurduğumuz
zaman yazmış olduğumuz parti programımızın müstakil başlıklarından biri
anayasaydı. 12 Eylül Anayasası millete zorla giydirilmiş bir deli gömleğidir.
Türkiye buna sığmıyor. Mutlaka yeni adil bir anayasa gerekir, sivillerin yapmış
olduğu, bu milletin temsilcilerinin yaptığı bir anayasa. Evet, bu anayasada 20
defa değişiklik yapıldı ama iskeletiyle ruhuyla bu anayasa hala hayattadır. Biz
bunu yıllardır söylüyoruz. Son 1-2 yıldır bizim cümlelerimizi neredeyse
virgülüne kadar dillendirmeye başladılar, ama biz birkaç sene önce daha
kimsenin gündeminde değilken biz memleket memleket dolaştık ‘yeni bir anayasa
ihtiyaçtır’ dedik. Dedik ki: talep edin, alttan böyle bir talep yükselmezse bu
gerçekleşmez. Sadece siyaset kurumu kendi arasında, hadi biz yeni bir anayasa
kuralım derse alttan da nasıl bir anayasa yapılması gerektiği konusunda güçlü
bir talep yükselmezse yeni anayasa yapılır, adı sivil anayasa olur, ama belki
12 Eylül Anayasasına rahmet okutur. Bilemeyiz. Biz sivil toplumu harekete
geçirmeye çalıştık. Biraz bir kımıldama oldu. Fakat maalesef istediğimiz sonucu
ele alamadık. Ta ki hükümet ‘artık yeni bir anayasa yapmak zamanı gelmiştir’
diyene kadar. Biz tekrar sahaya indik. Özellikle bahsettiğiniz konularda
duyarlı sivil toplum kuruşlarının harekete geçmelerini istedik. Ta ki bu yeni
anayasa yapıldığında buna göre yapılsın. Yoksa yine sadra şifa bir şey
çıkmayacak. Bugünkü konjonktürde hem uluslararası konjonktürde hem de
Türkiye’deki konjonktürde meclisin bugünkü aritmetiğinde yeni anayasa yapılırsa
nasıl bir anayasa çıkar doğrusu emin değilim. Milliyetçi dilin keskinleştiği,
daha önce Kemalizm’le arasında ciddi mesafeler koyanların bile yeri geldiğinde
Kemalizm’e güzellemeler yapması konusunda ben çok ümitvar değilim. Bugün yeni
bir anayasa yapılırsa bugünkü anayasadan çok da farklı olmayacak. Sadece adı
yeni olacak. Herkesin kırmızı çizgileri olabilir, bu doğaldır. Hiçbir partinin
anayasayı yapacak çoğunluğu yoksa, insanlar bir araya gelip anayasa
yapacaklarsa o zaman yöntem şu olmalı: Yuvarlak bir masa kurulur. Herkes gelir
kendi kırmızı çizgilerini cebinde tutar. Oturulur, konuşulur. Ne tam olarak
benim dediğim ne tam olarak senin dediğin olur. Ortak nokta anlayışımız olmalı.
O ortak nokta bulunduğunda yeni anayasa kaleme alınır. Kimse kendi anayasayı
alıp gelip bunun üzerinde tartışalım dememelidir. Daha önce biliyorsunuz farklı
partilerin kendi anayasa taslakları vardı. Bir zamanlar biz de yazdık. 100
küsur madde yazdık. Sonra ‘bu şekilde anlaşma olmaz’ dedik. Herkesin cebinde
maddeler olabilir. Maddeler yazılırken kim nasıl itiraz edecek, o yüzden
insanların elinin altında metin olabilir. Ama ilaçla zehir arasındaki fark
dozdur. Her ilaç aslında zehirdir.” ifadelerini kullandı.
Siyonist rejimin Gazze’deki saldırıları değerlendiren
Yapıcıoğlu, Gazze’nin gündemden düşmemesi gerektiğini söyledi.
Gazze’deki halkın yalnız bırakılmaması çağrısı yapan
Yapıcıoğlu, “Gazze bizim değişmez gündem maddelerimizden birisidir, olmak
zorundadır. Bugün Diyarbakır’ın Ergani ve Çermik ilçelerindeki programlarımızda
da dile getirdim: Oradaki zulüm, oradaki işgal, oradaki katliam, soykırım,
oradaki açlık devam ettiği müddetçe mutlaka Gazze bizim gündemimizde olmak
zorunda. Eğer biz unutursak o zaman belki bizim Gazze’deki kardeşlerimiz
kendilerini çok daha fazla yalnız hissedecektir. Gazze’deki kardeşlerimiz
aslında bize ayna tuttular. Mümin müminin aynasıdır. Gazze’deki Müslümanlar
İslam alemindeki Müslümanların hangi halde olduğunu gösterdiler. Baktık aynaya
kendimizi gördük. Oradaki müminler canlarını ve mallarını cennet karşılığı
Allah’a satmışlar. Hiç pervaları yoktur. Bu işe başladıklarında başlarına
tonluk bombalar yağacağını biliyorlardı. Ama buna rağmen mesela HAMAS’lı
kardeşlerimizden bir tanesi şöyle demişti. Hatta benzer cümleleri İsmail Heniye
ve Halid Meşal’den de duyduk; biz 75 yıldır, Siyonist işgalcilerin kendilerini
devlet ilan etmesinden bu yana 75 yıldır işgal altındayız. Bu işgal sürekli
genişliyor, sürekli katliam, kan, gözyaşı, malımıza el koyuyorlar,
hürmetlerimizi çiğniyorlar, gençlerimizi, bazen genç kızlarımızı zindanda
hapsediyorlar, esir ediyorlar. Çocuklarımızı, canları öyle istedi diye hiçbir
gerekçe göstermek zorunda olmaksızın vurup katlediyorlar. Biz parça parça bedel
ödüyoruz. 75 yıldır bedel ödedik. Bir yere varamadık. İşgal genişledi. Aksa da
hürriyetine kavuşmadı. Bunun bedeli neyse biz Aksa’yı özgürlüğüne
kavuşturacağız. Şimdiye kadar yaptığımız Aksa’yı özgürlüğüne kavuşturma
hareketiydi ve durmayacak. Bir de şöyle bir şey ben sormuştum. Bir ara bir
açıklama oldu yetkililerden “şimdiye kadar elimizdeki imkânların yüzde 3,5’ini
kullandık.” Diye. Yüz yüze görüşmemizde sordum. “Madem elinizde şu kadar imkân
var. Şehit sayısı 10 bini geçti. Bu kadar yıkım var. Bu kadar vahşet var. Niçin
daha fazla imkânı kullanmıyorsunuz” Tebessüm etti. Bu savaş uzun sürecek. Biz
uzun sürecek bir savaşa hazırlanıyoruz, hazırlandık. Ben anladım ki evet
gerçekten onlar hem kendilerini hem de böyle bir savaşın, mücadelenin,
direnişin başlaması durumunda İslam aleminin nasıl bir tavır takınacağını hesap
etmişler. Belki bu kadarını hesap etmemiş olabilirler. Biz kimsenin gelip
burada bizim için savaşmasını beklemiyorduk. Bize silah göndermelerini
beklemiyoruz. Yerin altı iyi, direniş iyi. Biz direniyoruz. Bizim silah
stoklarımız, cephanemiz var. Fakat Allah için siz şu yeryüzündeki kadınları ve
kadınları açlıktan koruyacak, açlıktan ölmelerini önleyecek gıda maddelerini de
mi yapamıyorsunuz. İslam alemi bu kadarını da mı yapamıyor diye şikayetlerini
de dinledik doğrusu. İnsanın yüreği kaldırmıyor oradaki manzaraları. Derisi
kemiklerine yapışmış, açlıktan, sanırım dündü okuduğum bir haber. Bir çocuk
daha açlıktan öldü. 30 oldu. Şimdi bunlar çok acı tablolar. Peki ne yapmak
lazım. Küresel bir sistem var. Bu küresel sistemin işleyişi belli. İslam
ülkelerinin şu halini göz önünde bulundurmamız, akıldan çıkarmamamız lazım. 100
sene önce bütün İslam toprakları işgal altındaydı. Bütün o topraklarda dini bir
motivasyonla cihat ruhuyla Müslümanlar ayağa kalktılar ve işgalcileri kovdular.
Fakat masa başında o işgalciler terör devleti kurdular. Halkı olmayan dedik.
Sağdan soldan topladıkları insanlarla bir halk oluşturmaya çalıştılar. Tabiri
caizse emperyalist batının ileri uç karakolu gibi vazife görüyorlar. Bu
hikâyenin çökmesiyle tersine göç başlasa İsrail o zaman çöktü demektir.
Arkasından bu gelecektir. 75 yıldır orada direniş var. Belki ilk başlarda Ahmet
Yasin’in tabiriyle ilk 40 yılda direniş taşla başladı. Çatal lastikle, şimdi
füzelerle devam ediyor. Merkava tanklarını, bunlar çok sağlamdır denilen çift
zırhlı, anti tank füzelerinin bile etki etmediği Merkava tanklarını kaplumbağa
gibi ters çevirebilen, içindeki askerlerin bile ölebildiği hale geldiler. Her
seferinde biz ezeceğiz, öldüreceğiz diyorlar. Ama her seferinde direniş daha
güçlü çıkıyor. HAMAS’lı kardeşlerimizin dediği eğer terazinin bir kefesinde
Aksa’nın hürriyeti varsa öbür kefesinde 10 bin 20 bin 30 bin 100 bin şehit çok
değil. Adamlar bunu göze almışlar. Biz kendimize bakalım, kendimize yanalım.
Biz İslam ümmeti olarak ne yaptık. Huzuru ilahiye çıktığımızda vereceğimiz
cevaplar bizi kurtaracak mı, bizim ciddi ciddi tefekkür etmemiz lazımdır. Bizim
sürekli gündemde tutmamız lazımdır. Nisan ayı içerisinde Latin Amerika’da
toplantı olacak. Siyonist rejimin her alanda sıkıştırılması için, uluslararası
baskının artması için, inşallah biz o yöndeki çabalarımızı da sürdüreceğiz.
İçeride de şu kanallar aracılığıyla söylüyoruz. Gazze’yi gündemde tutmaya devam
edelim. Gazze’ye yardım etmeye devam edin. Harekete geçmesi gerekenleri
harekete geçmeye zorlayın. Ne zamana kadar? Sonuç alınıncaya kadar. Nedir sonuç?
Hedeflediğin şey neyse. Birileri harekete geçmeye mi zorluyorsunuz, eylemlerinizi
başka bir tarafa kaydırın, ama Gazze’yi unutmayın. Bugün ateşkes sağlansa bizim
işimiz bitmiş olmuyor. Ateşkes sağlandıktan sonra Gazze imar edilse yine bitmez,
işgal devam ettiği müddetçe. Eğer işgal devam ederse bunun bir müddet sonra
tekrar edeceği gerçeğini unutmamamız lazımdır. Bunu tekrar etmeyeceği bir
duruma kadar yani Siyonist işgal sona erene kadar Gazze bütün Müslümanların
gündeminde olmalıdır.’ diye konuştu.
“Siz israil’i meşru bir devlet kabul ettiğinizde o yeni
bir mevzi kazanıyor”
Filistin’de iki devletli çözüm önerisini çözümsüzlük olarak
niteleyen Yapıcıoğlu, “Biz parti programımızda da yazdık. israil diye bir
devlet yoktur. Ürdün ve Mısır israil’i tanıdı diye oralardan Filistin’e hiç
yardım gitmiyor. O çözüm diye denilen şey çözümsüzlüktür. Siz israil’i meşru
bir devlet kabul ettiğinizde o yeni bir mevzi kazanıyor. Çözüm, israil diye bir
devlet yoktur. Oradaki Siyonistler, işgalcilerdir. O işgalciler işgal ettikleri
toprakları terk edecekler. Oradan sürülen Filistinliler geri gelecek. Başka bir
çözüm yoktur. Yoksa siyonistler birer karış da olsa işgali genişletmek için her
yolu deniyorlar.” ifadelerini kullandı.
HÜDA PAR’ın siyaset ölçüsünü anlatan Yapıcıoğlu’, seçimlerde
alabilecekleri en iyi sonuç için çalıştıklarının altını çizdi.
Yapıcıoğlu, “Alabileceğimizin en iyisini almayı bekliyoruz.
Biz seçime girdiğimiz hiçbir yerde laf olsun diye girmedik. Mutlaka orada
alabileceğimiz en iyi sonucu almaya, bazı yerlerde de inşallah seçimi kazanmaya,
arkadaşlarımızı en azından birkaç yerde belediye başkanı yapmak için
olabildiğince çalışıyoruz. İnşallah birkaç belediye alabileceğimizi ümit
ediyoruz, bunların il, ilçe ve belde belediyeleri de var.” dedi.
Anket şirketlerinin partimiz HÜDA PAR’a karşı tutumunu değerlendiren
Yapıcıoğlu, “Anket şirketlerinde yer bulamayışımız bizi etkilemiyor. Bir yerde
5 oyumuzun olduğunu bilsek biz yine oturmayacağız, o 5 adet oyu yükseltmek için
çalışacağız. Birkaç yerde arkadaşlarımızla denk gelmişler. Mesela 0312 alan
kodu ile Ankara’dan birileri arıyor. Diyorlar ki kamuoyu araştırma şirketinden
arıyoruz, seçimle ilgili anket yapıyoruz diyorlar. Soruları soruyorlar, sonra
sıra hangi partiye oy vereceklerine geliyor. Partileri sayıyorlar, içinde HÜDA
PAR yok. Arkadaş, olmaz ben oyumu HÜDA PAR’a vereceğim diyor, listelerinde öyle
bir partinin olmadığını söylüyorlar. Niçin böyle bilmiyorum, onu belki kamuoyu
araştırma şirketlerine sormak lazım, ama bizim düşüncemiz şu: Ya kendilerine o
anketi yaptıranlar ‘onları göstermeyeceksiniz’ demişler ya da biz onlara anket
yaptırmadığımız için biz yokmuşuz gibi davranıyorlar. Ben bazılarının
yayınladıkları sonuçların imajlarını aldım, seçimden sonra konuşacağız,
inşallah konuşacağım.” ifadelerini kullandı.
“Siyasi partiler ne bir cinsiyetin etrafında ne bir
mezhep kimliğinin etrafında ne bir etnik kimliğin etrafında örgütlenmemeli”
Kadın adaylar hakkında yöneltilen soruya cevap veren
Yapıcıoğlu, 45 kadın belediye başkan adaylarının olduğunu söyledi.
Yapıcıoğlu, “Parti kurucularımızın 8’i kadın. Genel başkan
yardımcısı, genel idare kurulu üyesi kadınlar var. Toplam 45 kadın belediye
başkan adayımız var, ama o kadınlardan hiçbir tanesi sadece kadın olduğu için
aday olmadı. Birisi kadındır diye ne bu aday olamaz dedik ne de kadındır diye
aday yaptık. Birileri kadının özelliği ne olduğu önemli değil ‘şu kadar kadın
olmak zorunda’ diyor. Biz de öyle bir kota yok. HÜDA PAR’ın ilkesi, duruşu,
çizgisi var. O çizgiyi o ilkeleri benimseyen birisi adaylık için gelir oturur
konuşuruz. Neden olmasın? ‘Ben şu görüşteyim bana da yer açın’ diyen biri için kusura
bakma sen farklı bir görüşteysen sen git o görüşteki bir partiye... Siyasi
partiler ne bir cinsiyetin etrafında ne bir mezhep kimliğinin etrafında ne bir
etnik kimliğin etrafında örgütlenmemeli, örgütlenemez. Böyle bir örgütlenme
biçimi parti olmaz. Bizim ilkelerimiz var, duruşumuz var. Biz iki dünyalı
insanlar olarak hayatın merkezine inancını koymuş, buna siyaset üreten siyasi
hareketiz. Bizim siyasi görüşümüzde olan birisi birine senin pantolonun dardır,
öbürüne senin ceketinin kolu kısadır, öbürüne saçının uzunluğu şu kadardır
rengi şöyledir... Bizim tüzüğümüzde böyle bir şey yok. Bizim tüzüğümüzde
ilkeler ve düşünce var. O düşünceyle o ilkelerde hareket edecek kişi gelir
otururuz, konuşuruz.” şeklinde konuştu.
“Uyuşturucuya müptela olmuş, tedavi olan gençlere
istihdam imkânı sunacağız”
Uyuşturucu ile mücadele hakkında projelerinin olduğunu ifade
eden Yapıcıoğlu, uyuşturucuya karşı toplumsal mücadele verilmesi gerektiğine
vurgu yaptı.
Uyuşturucu ile mücadelede değerler eğitimine dikkat çeken
Yapıcıoğlu, “Sadece polisiye yöntemlerle, ceza kanunları ile uyuşturucuya karşı
mücadele edemezsiniz. Uyuşturucuya karşı toplumsal olarak mücadele gerekir. Bu
gençler niçin uyuşturucu satıcılarının tuzağına düşüyorlar, bunun üzerine kafa
yorup projeler geliştirmek lazım. İşin adliye, güvenlik, yoksulluk,
maneviyatsızlık ve eğitim boyutu vardır. Mutlaka bu işin içinde aile, okul,
cami, STK’lar olmalı. O gençlerin maneviyatını güçlendirecek olan şeyler neyse
onlar da mutlaka denklemin içerisine dahil edilmeli. Ondan sonra siz emniyetin
ve adliyenin yapacağı şeyleri konuşursunuz. Öbür türlü sadece sonuç odaklı
olarak meseleyi tartışırsanız sebepler olduğu yerde var olduğu müddetçe bunlar
yeni yeni sonuçlar doğurmaya devam edecek. Siz bataklığı kurutmadan sivrisinekler
yok olmayacaktır. Bataklık kuruyacak ki sivrisinekler yok olacak. Siz
torbacıları toplarsanız ama baronlar olduğu yerde devam ederse sorun çözülmez.
Bir kere insan unsuru çok önemli. Siz eğer değerler eğitimi veremezseniz, siz
kendi nesillerinize paranın tek değer olduğu, hayatın amacının çok para
kazanmak, çok büyük arabalara binme eğitimi verirseniz ya da bunu hedef
yaparsanız sorun çözülmez. Hız ve haz toplumunu oluşturursanız o zaman birileri
‘uyuşturucuda çok para var’ diye uyuşturucuya yönelebilir, para için
gençlerinizi zehirleyebilir o zaman buna kızma hakkınız olmaz. Yerel yönetimler
olarak uyuşturucuyla ilgili mücadele ve bilinçlendirme birimleri kuracağız.
Uyuşturucuya müptela olmuş tedavi merkezlerine gidip tedavi olan gençlere
istihdam imkânı sunacağız.” ifadelerini kullandı.
“İttifak toplantıların sonucunda bir anlaşmaya varamadık”
İttifak hakkındaki soruya cevap veren Yapıcıoğlu, ittifak
görüşmelerinden bir sonuç elde edilmediğini söyledi.
Partimiz HÜDA PAR’ın İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa’da aday
çıkarmadığını dile getiren Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:
“2023 mayıs seçiminde AK Parti ile birlikte seçime girme
konusunda bir mutabakat oldu ve 4 arkadaşımız AK Parti listelerinden seçildi.
İttifaktan sonra Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşmemizde Cumhur İttifakı’nın
devamında hatta genişlemesinden yana oldukları açıklamasında bulundu. Bir
görüşmemizde ittifakın devam etmesini istediklerini söylediler biz de
‘olabilir’ dedik. Bunun nasıl olacağı ile ilgili arkadaşlarımız görüştüler. İki
komisyon oluşturduk bizden 3 kişi, AK Parti’den 3 kişi birkaç toplantı da
yaptılar. Toplantıların sonucunda bir anlaşmaya varamadık. İlk başta ittifakın
devamı yönünde bir irade uyuşması oldu. Bunu AK Parti genel merkezinden
çıkarken Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmemizden hemen sonra basına da söyledik.
Daha sonra o görüşmeler ittifakla sonuçlanmadı. Son oturumda ben de vardım.
İttifak kararı çıkmayınca İstanbul, Ankara, aday göstermemiz teklifi Sayın
Cumhurbaşkanından geldi. Biz aday göstermedik. Biz bu illerin tamamının ilçelerinde
belediye başkan adayları ile meclis adaylarımızı da gösterdik. İzmir ve Bursa da
daha sonra eklendi.”
“Biz kendimiz kazanmak için seçime giriyoruz,
adaylarımızı çekmiyoruz”
Bazı bölgelerde partimiz HÜDA PAR’ın adaylarını çektiği iddialarını yalanlayan Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, iddiaların art niyetli olduğuna işaret etti.
Yapıcıoğlu, “Bazıları bunu söylüyor. Hatta bazı teşkilatları bunu söyleyen partinin vekillerine de bunu söyledim: Bakın eğer bu merkezi bir şeyse bu yanlış bir şeydir, böyle bir şey yoktur, merkezi bir şeyse bu yanlışınızı düzeltin. Eğer merkezi bir şey değilse, sizin teşkilatlarınız kendiliğinden bunu yapıyorsa o zaman teşkilatlarınıza haber edin bir daha böyle bir yanlışa düşmesinler. Biz ne kimseye kaybettirmek ne de kimseye kazandırmak için seçime girmiyoruz. Biz kendimiz kazanmak için seçime giriyoruz, adaylarımızı çekmiyoruz. Bu saatten sonra kim bu söylemleri yayarsa artık biz bunu iyi niyetli olarak kabul etmeyeceğiz. Kendi teşkilatlarımıza da, gidip vatandaşa, henüz adayken size yalan söyleyip sizi kandırmaya çalışanın, seçilirse ne yapacağını anlatmalarını söyledik.” dedi.
Önemli Gelişmeler
Partimiz siyasi partilerle bayramlaştı May 28, 2026
