Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, katıldığı TV programında, HÜDA PAR’a yönelik karalama kampanyasına tepki göstererek “Dersim’i soykırıma uğratan, mağaralarda insanları kimyasal gazlarla öldüren, kurşun pahalıdır diye süngülerle insan öldürenlerin siyasi çizgisi orada siyaset yapacak ama HÜDA PAR gidemeyecek, bu akıl tutulmasıdır.” dedi.

Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, Rehber TV’nin ‘Seçim Özel’ programının konuğu oldu. İsmail Dalkılıç’ın moderatörlüğünde gazeteciler; Ahmet Ay, İhsan Yaşar ve Ferit Tunç’un sorularını yanıtlayan Yapıcıoğlu, gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

partimiz HÜDA PAR’ın Dersim’de aday göstermesine yönelik karalama kampanyalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, karalamaları ‘akıl tutulması’ olarak niteledi.

“Sen benim siyasi görüşüme katılmak zorunda değilsin ama siyaset yaparken senden izin almamı da bekleyemezsin”

Savaşa değil seçime gidildiğini hatırlatan Yapıcıoğlu, siyasetin dilinin nezih olması gerektiğini vurguladı.

“Biz hep söyledik kim oylarını 3-5 artırmak için ya da fazladan bir-iki koltuk, belediye ya da meclis üyesi kazanmak için bu milletin çocuklarını birbirine kışkırtıyorsa bu millete düşmanlık yapıyor.” diyen Yapıcıoğlu, “Biz hala o noktadayız. Biz asla o oyunlara gelmedik bundan sonra da gelmeyeceğiz inşallah. Gerginlikten nemalanan gerginlikten istifade edip esecek fırtınadan yelkenlerini şişirip daha hızlı bir şekilde yol almaya çalışanlar gitsinler başka bir yerde ekmek arasınlar, buradan onlara ekmek çıkmaz. Bunu net bir şekilde söylüyorum: Siyasetin dili nezih olmalı. Sen benim siyasi görüşüme katılmak zorunda değilsin ama siyaset yaparken senden izin almamı da bekleyemezsin. Sen kendini ne zannediyorsun! Sen izin makamı mısın? Ben nasıl siyaset yapacağımı, siyaset yaparken hangi argümanları kullanacağımı nerelere kimi aday yapacağımı bir yerlere sormuyorum. Sen bir yerlerden icazet almadan, bir yerlerden tüyo almadan ya da sufle almadan belki konuşmuyorsun bile. Nereden aldığına ben karışmıyorum. Benim kendime ait bir iradem var, benim kendi iç işleyişimde bir istişare mekanizmam var, ben o mekanizmayı işletirim o mekanizmadan çıkan kararları da sahada uygularım. Sen de buna saygı duymak zorundasın. Beni sevmek zorunda değilsin, sevmediğini de biliyorum ama benim siyaset yapma hakkıma saygı durmazsan sen kendi kendine zarar verirsin. İşte birileri de çıkıp başka bir yerde bizim Batman adayımızın Kürtçe konuşmasına takmış, bir başkası Dersim adayımızın oraya gitmesine takmış. Dersim’i soykırıma uğratan, mağaralarda insanları kimyasal gazlarla öldüren, ‘kurşun pahalıdır ‘diye süngülerle insan öldürenlerin siyasi çizgisi orada siyaset yapacak ama HÜDA PAR gidemeyecek, bu akıl tutulmasıdır. Bu biraz da eteklerinin tutuşmasıdır. Sermayesi buz olan güneşten korkar. Güneş yükseliyor, güneş yükselince buz eriyecek, bu erimeyesin diye bir şeyleri ateşe verip dumanı yükseltip güneşin önünü kapatmaya çalışıyorlar, beyhude bir çabadır. Biz seçime gidiyoruz savaşa değil, savaş dilini bir siyasetçi asla kullanmamalı. Kandil’deki o dili kullanıyor, onun sermayesi silahtır, şiddettir, kandır. Tamam onu anlarım ben, ama ‘ben siyasetçiyim’ diyen biri asla o dili kullanamaz.” ifadelerini kullandı.

Kürt Meselesine ilişkin soruları da yanıtlayan Yapıcıoğlu, adalet temelinde bütün sorunların çözülmesini gerektiğinin altını çizdi.

Bir kişinin bir kavme mensup olmasının ne bir aşağılanma ne de üstünlük sebebi olmasına karşı olduğunu ifade eden Yapıcıoğlu, “Ben Kürt meselesinin çözülmesini istiyorum. Ben Kürt olduğum için değil Müslüman olduğumuz için çözülmesini istiyorum. Ben diyorum ki: adalet temelinde bütün sorunlarımız çözülsün, Kürt meselesi de bunlardan bir tanesidir. Ben gerçekten çözülmesini istiyorum. Ben bunu bu sorun üzerinde bütün siyasetimi inşa edip, onu araçsallaştırıp onu kendime sermaye edinmek için yapmıyorum. Ben diyorum ki: Bu memleketin bütün sorunları çözülsün. Ben ümmetçi birisiyim, birileri beni eleştiriyor, varsın eleştirsin. Ben parti programıma yazdım. Bütün müminler benim kardeşimdir. O beni kardeş olarak kabul etmese bile ben kardeşlik hukukuna riayet edeceğim. Bütün insanlar yaradılışta bana eştir, hepsi Âdem babamın çocuklarıdır. Ben bir kişinin bir kavme mensup olmasını ne bir aşağılanma sebebi kabul ederim ne de üstünlük sebebi. Bütün insanlar eşittir. Kanun nazarında da herkesin eşitliğini savunurum bunun için mücadele ederim. Bunun için ne bedel ödenmesi gerekiyorsa öderim. Biz bunu söyledik diye bize ‘Kürt Partisi’ deniyor. Adalet sadece Kürd’e mi lazım. Adalet herkese lazım. Ben Kürd’e de Türk’e de Sünni’ye de Alevi’ye de gayri müslime de hitap ederim. Ben ortaya bir önerme koyuyorum ve dediğim gibi benim bu teklifim bütün insanlaradır. Ben bütün insanların iyiliğini istiyorum, o benim iyiliğimi istemese de. Hatta ben diyorum ki: Birisi beni öldürmeye gelse ben de dirilsin. Öldürme niyetiyle bende dirilsin istiyorum. Bu kime hitaptır, kim kendini muhatap kabul ediyorsa onadır. Bana göre bütün insanlığa hitaptır.

Geçmişte çözüm sürecindeki yanlışları hatırlatan Yapıcıoğlu, HÜDA PAR’ın hala durduğu yerde durduğunu belirtti.

Yapıcıoğlu, “Biz kimsenin projesi değiliz, kimsenin de projesi olmayacağız. Hatırlarsanız bundan 10 yıl önce yürüyen bir çözüm süreci vardı. 12 sene önce biz partimizi kurduğumuzda ‘evet akan kanın durması, cenazelerin gelmemesi değerlidir ama sizin tuttuğunuz bu yol, yol değil’ dedik. O zaman ‘işte HÜDA PAR kendisi muhatap alınmak istediği için böyle söylüyor’ dediler. Biz o zaman bu meselenin bir hak, hukuk meselesi olduğunu söyledik. Siz bu meseleyi çözmek istiyorsanız karşınızda birisini temsilci olarak oturtmanıza muhatap almanıza gerek yok ki, muhatabınız halktır. Halkın bir talebi var mı, var. Bu taleplerde bulunanlar çok farklı siyasi partilere destek veren insanlar mı, evet. O zaman niye siz sadece bir partiyi muhatap aldınız. Hatta bir parti bile değil. Çünkü o parti ‘bizim irademiz Kandil’dedir, İmralı’dadır ’diyordu. Yani biz postacıyız, biz gideceğiz onlara soracağız onların söylediklerini size getireceğiz. Şimdi o postacıları götürdüler getirdiler. Biz birkaç gerekçe ile ‘bundan çözüm çıkmayacak. Bu mesele hak hukuk meselesidir siz temel hakları şarta bağlayamazsınız’ dedik. Sen o adamın elindeki silahı almak için mi pazarlık yapıyorsun. O zaman sadece onun pazarlığını yap, başkasının hak talebinin pazarlığını niye onunla yapıyorsun. Hiçbir parti tek başına bir milletin, kavmin, mezhebin temsilcisi olamaz. Bütün bir halkı muhatap almanız gerekirken, dar bir kesimin temsilcisi olan insanları bütün o meselenin muhatabı olarak karşınıza oturtuyorsunuz. Sözüm ona güya çözüme yaklaşılmıştı. Şimdi işte konuşuluyor ‘muhatap kimdir’ bu işim çözümü için. Eğer sen bu işi devleti yönetenlerle çözeceksen devleti yöneten kişi bellidir. Devleti yöneten kişi 10 sene önce de aynı adam olduğu halde ‘bu muhatap olmaktan çıkmıştır’ şeklinde söylemleri hatırlıyoruz değil mi? Peki kimdi muhatap? Zaten sen kendini muhatap olarak kabul etmiyorsun, sen kendini postacı olarak görüyorsun. Ne oldu peki? Demek ki proje olarak konulan bir şey sonra yakayı başka tarafa kaptırdı, birilerinin güdümüne girdi, birilerinin dümen suyuna gridi, başka bir projeye dönüştü, vurdular masayı devirdiler. Masayı devirmek bir maliyet getirecekti, o maliyetin altına giremediler. İki taraf da birbirlerini suçlamaya başladı. Biz ilk gün durduğumuz noktadayız. Bu bir hak hukuk meselesidir. Biz bu kardeşliğin tesisi, bozulan adalet terazisinin tamir edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Bir şey hak ise tanınır. Bu mesele adalet temelinde hukuku tesis edilemediği için, bozulan kardeşliğin yeniden tamir edilmesi meselesidir.” diye konuştu.

“Mutlaka yeni adil bir anayasa gerekir”

Yeni anayasanın bir ihtiyaç olduğuna vurgu yapan Yapıcıoğlu, 12 Eylül Anayasasının millete zorla giydirilmiş deli gömleği olduğunu belirtti.

12 Eylül Anayasasının yapılan değişikliklere rağmen hala ruhuyla hayatta olduğuna dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Biz partimizi kurduğumuz zaman yazmış olduğumuz parti programımızın müstakil başlıklarından biri anayasaydı. 12 Eylül Anayasası millete zorla giydirilmiş bir deli gömleğidir. Türkiye buna sığmıyor. Mutlaka yeni adil bir anayasa gerekir, sivillerin yapmış olduğu, bu milletin temsilcilerinin yaptığı bir anayasa. Evet, bu anayasada 20 defa değişiklik yapıldı ama iskeletiyle ruhuyla bu anayasa hala hayattadır. Biz bunu yıllardır söylüyoruz. Son 1-2 yıldır bizim cümlelerimizi neredeyse virgülüne kadar dillendirmeye başladılar, ama biz birkaç sene önce daha kimsenin gündeminde değilken biz memleket memleket dolaştık ‘yeni bir anayasa ihtiyaçtır’ dedik. Dedik ki: talep edin, alttan böyle bir talep yükselmezse bu gerçekleşmez. Sadece siyaset kurumu kendi arasında, hadi biz yeni bir anayasa kuralım derse alttan da nasıl bir anayasa yapılması gerektiği konusunda güçlü bir talep yükselmezse yeni anayasa yapılır, adı sivil anayasa olur, ama belki 12 Eylül Anayasasına rahmet okutur. Bilemeyiz. Biz sivil toplumu harekete geçirmeye çalıştık. Biraz bir kımıldama oldu. Fakat maalesef istediğimiz sonucu ele alamadık. Ta ki hükümet ‘artık yeni bir anayasa yapmak zamanı gelmiştir’ diyene kadar. Biz tekrar sahaya indik. Özellikle bahsettiğiniz konularda duyarlı sivil toplum kuruşlarının harekete geçmelerini istedik. Ta ki bu yeni anayasa yapıldığında buna göre yapılsın. Yoksa yine sadra şifa bir şey çıkmayacak. Bugünkü konjonktürde hem uluslararası konjonktürde hem de Türkiye’deki konjonktürde meclisin bugünkü aritmetiğinde yeni anayasa yapılırsa nasıl bir anayasa çıkar doğrusu emin değilim. Milliyetçi dilin keskinleştiği, daha önce Kemalizm’le arasında ciddi mesafeler koyanların bile yeri geldiğinde Kemalizm’e güzellemeler yapması konusunda ben çok ümitvar değilim. Bugün yeni bir anayasa yapılırsa bugünkü anayasadan çok da farklı olmayacak. Sadece adı yeni olacak. Herkesin kırmızı çizgileri olabilir, bu doğaldır. Hiçbir partinin anayasayı yapacak çoğunluğu yoksa, insanlar bir araya gelip anayasa yapacaklarsa o zaman yöntem şu olmalı: Yuvarlak bir masa kurulur. Herkes gelir kendi kırmızı çizgilerini cebinde tutar. Oturulur, konuşulur. Ne tam olarak benim dediğim ne tam olarak senin dediğin olur. Ortak nokta anlayışımız olmalı. O ortak nokta bulunduğunda yeni anayasa kaleme alınır. Kimse kendi anayasayı alıp gelip bunun üzerinde tartışalım dememelidir. Daha önce biliyorsunuz farklı partilerin kendi anayasa taslakları vardı. Bir zamanlar biz de yazdık. 100 küsur madde yazdık. Sonra ‘bu şekilde anlaşma olmaz’ dedik. Herkesin cebinde maddeler olabilir. Maddeler yazılırken kim nasıl itiraz edecek, o yüzden insanların elinin altında metin olabilir. Ama ilaçla zehir arasındaki fark dozdur. Her ilaç aslında zehirdir.” ifadelerini kullandı.

Siyonist rejimin Gazze’deki saldırıları değerlendiren Yapıcıoğlu, Gazze’nin gündemden düşmemesi gerektiğini söyledi.

Gazze’deki halkın yalnız bırakılmaması çağrısı yapan Yapıcıoğlu, “Gazze bizim değişmez gündem maddelerimizden birisidir, olmak zorundadır. Bugün Diyarbakır’ın Ergani ve Çermik ilçelerindeki programlarımızda da dile getirdim: Oradaki zulüm, oradaki işgal, oradaki katliam, soykırım, oradaki açlık devam ettiği müddetçe mutlaka Gazze bizim gündemimizde olmak zorunda. Eğer biz unutursak o zaman belki bizim Gazze’deki kardeşlerimiz kendilerini çok daha fazla yalnız hissedecektir. Gazze’deki kardeşlerimiz aslında bize ayna tuttular. Mümin müminin aynasıdır. Gazze’deki Müslümanlar İslam alemindeki Müslümanların hangi halde olduğunu gösterdiler. Baktık aynaya kendimizi gördük. Oradaki müminler canlarını ve mallarını cennet karşılığı Allah’a satmışlar. Hiç pervaları yoktur. Bu işe başladıklarında başlarına tonluk bombalar yağacağını biliyorlardı. Ama buna rağmen mesela HAMAS’lı kardeşlerimizden bir tanesi şöyle demişti. Hatta benzer cümleleri İsmail Heniye ve Halid Meşal’den de duyduk; biz 75 yıldır, Siyonist işgalcilerin kendilerini devlet ilan etmesinden bu yana 75 yıldır işgal altındayız. Bu işgal sürekli genişliyor, sürekli katliam, kan, gözyaşı, malımıza el koyuyorlar, hürmetlerimizi çiğniyorlar, gençlerimizi, bazen genç kızlarımızı zindanda hapsediyorlar, esir ediyorlar. Çocuklarımızı, canları öyle istedi diye hiçbir gerekçe göstermek zorunda olmaksızın vurup katlediyorlar. Biz parça parça bedel ödüyoruz. 75 yıldır bedel ödedik. Bir yere varamadık. İşgal genişledi. Aksa da hürriyetine kavuşmadı. Bunun bedeli neyse biz Aksa’yı özgürlüğüne kavuşturacağız. Şimdiye kadar yaptığımız Aksa’yı özgürlüğüne kavuşturma hareketiydi ve durmayacak. Bir de şöyle bir şey ben sormuştum. Bir ara bir açıklama oldu yetkililerden “şimdiye kadar elimizdeki imkânların yüzde 3,5’ini kullandık.” Diye. Yüz yüze görüşmemizde sordum. “Madem elinizde şu kadar imkân var. Şehit sayısı 10 bini geçti. Bu kadar yıkım var. Bu kadar vahşet var. Niçin daha fazla imkânı kullanmıyorsunuz” Tebessüm etti. Bu savaş uzun sürecek. Biz uzun sürecek bir savaşa hazırlanıyoruz, hazırlandık. Ben anladım ki evet gerçekten onlar hem kendilerini hem de böyle bir savaşın, mücadelenin, direnişin başlaması durumunda İslam aleminin nasıl bir tavır takınacağını hesap etmişler. Belki bu kadarını hesap etmemiş olabilirler. Biz kimsenin gelip burada bizim için savaşmasını beklemiyorduk. Bize silah göndermelerini beklemiyoruz. Yerin altı iyi, direniş iyi. Biz direniyoruz. Bizim silah stoklarımız, cephanemiz var. Fakat Allah için siz şu yeryüzündeki kadınları ve kadınları açlıktan koruyacak, açlıktan ölmelerini önleyecek gıda maddelerini de mi yapamıyorsunuz. İslam alemi bu kadarını da mı yapamıyor diye şikayetlerini de dinledik doğrusu. İnsanın yüreği kaldırmıyor oradaki manzaraları. Derisi kemiklerine yapışmış, açlıktan, sanırım dündü okuduğum bir haber. Bir çocuk daha açlıktan öldü. 30 oldu. Şimdi bunlar çok acı tablolar. Peki ne yapmak lazım. Küresel bir sistem var. Bu küresel sistemin işleyişi belli. İslam ülkelerinin şu halini göz önünde bulundurmamız, akıldan çıkarmamamız lazım. 100 sene önce bütün İslam toprakları işgal altındaydı. Bütün o topraklarda dini bir motivasyonla cihat ruhuyla Müslümanlar ayağa kalktılar ve işgalcileri kovdular. Fakat masa başında o işgalciler terör devleti kurdular. Halkı olmayan dedik. Sağdan soldan topladıkları insanlarla bir halk oluşturmaya çalıştılar. Tabiri caizse emperyalist batının ileri uç karakolu gibi vazife görüyorlar. Bu hikâyenin çökmesiyle tersine göç başlasa İsrail o zaman çöktü demektir. Arkasından bu gelecektir. 75 yıldır orada direniş var. Belki ilk başlarda Ahmet Yasin’in tabiriyle ilk 40 yılda direniş taşla başladı. Çatal lastikle, şimdi füzelerle devam ediyor. Merkava tanklarını, bunlar çok sağlamdır denilen çift zırhlı, anti tank füzelerinin bile etki etmediği Merkava tanklarını kaplumbağa gibi ters çevirebilen, içindeki askerlerin bile ölebildiği hale geldiler. Her seferinde biz ezeceğiz, öldüreceğiz diyorlar. Ama her seferinde direniş daha güçlü çıkıyor. HAMAS’lı kardeşlerimizin dediği eğer terazinin bir kefesinde Aksa’nın hürriyeti varsa öbür kefesinde 10 bin 20 bin 30 bin 100 bin şehit çok değil. Adamlar bunu göze almışlar. Biz kendimize bakalım, kendimize yanalım. Biz İslam ümmeti olarak ne yaptık. Huzuru ilahiye çıktığımızda vereceğimiz cevaplar bizi kurtaracak mı, bizim ciddi ciddi tefekkür etmemiz lazımdır. Bizim sürekli gündemde tutmamız lazımdır. Nisan ayı içerisinde Latin Amerika’da toplantı olacak. Siyonist rejimin her alanda sıkıştırılması için, uluslararası baskının artması için, inşallah biz o yöndeki çabalarımızı da sürdüreceğiz. İçeride de şu kanallar aracılığıyla söylüyoruz. Gazze’yi gündemde tutmaya devam edelim. Gazze’ye yardım etmeye devam edin. Harekete geçmesi gerekenleri harekete geçmeye zorlayın. Ne zamana kadar? Sonuç alınıncaya kadar. Nedir sonuç? Hedeflediğin şey neyse. Birileri harekete geçmeye mi zorluyorsunuz, eylemlerinizi başka bir tarafa kaydırın, ama Gazze’yi unutmayın. Bugün ateşkes sağlansa bizim işimiz bitmiş olmuyor. Ateşkes sağlandıktan sonra Gazze imar edilse yine bitmez, işgal devam ettiği müddetçe. Eğer işgal devam ederse bunun bir müddet sonra tekrar edeceği gerçeğini unutmamamız lazımdır. Bunu tekrar etmeyeceği bir duruma kadar yani Siyonist işgal sona erene kadar Gazze bütün Müslümanların gündeminde olmalıdır.’ diye konuştu.

“Siz israil’i meşru bir devlet kabul ettiğinizde o yeni bir mevzi kazanıyor”

Filistin’de iki devletli çözüm önerisini çözümsüzlük olarak niteleyen Yapıcıoğlu, “Biz parti programımızda da yazdık. israil diye bir devlet yoktur. Ürdün ve Mısır israil’i tanıdı diye oralardan Filistin’e hiç yardım gitmiyor. O çözüm diye denilen şey çözümsüzlüktür. Siz israil’i meşru bir devlet kabul ettiğinizde o yeni bir mevzi kazanıyor. Çözüm, israil diye bir devlet yoktur. Oradaki Siyonistler, işgalcilerdir. O işgalciler işgal ettikleri toprakları terk edecekler. Oradan sürülen Filistinliler geri gelecek. Başka bir çözüm yoktur. Yoksa siyonistler birer karış da olsa işgali genişletmek için her yolu deniyorlar.” ifadelerini kullandı.

HÜDA PAR’ın siyaset ölçüsünü anlatan Yapıcıoğlu’, seçimlerde alabilecekleri en iyi sonuç için çalıştıklarının altını çizdi.

Yapıcıoğlu, “Alabileceğimizin en iyisini almayı bekliyoruz. Biz seçime girdiğimiz hiçbir yerde laf olsun diye girmedik. Mutlaka orada alabileceğimiz en iyi sonucu almaya, bazı yerlerde de inşallah seçimi kazanmaya, arkadaşlarımızı en azından birkaç yerde belediye başkanı yapmak için olabildiğince çalışıyoruz. İnşallah birkaç belediye alabileceğimizi ümit ediyoruz, bunların il, ilçe ve belde belediyeleri de var.” dedi.

Anket şirketlerinin partimiz HÜDA PAR’a karşı tutumunu değerlendiren Yapıcıoğlu, “Anket şirketlerinde yer bulamayışımız bizi etkilemiyor. Bir yerde 5 oyumuzun olduğunu bilsek biz yine oturmayacağız, o 5 adet oyu yükseltmek için çalışacağız. Birkaç yerde arkadaşlarımızla denk gelmişler. Mesela 0312 alan kodu ile Ankara’dan birileri arıyor. Diyorlar ki kamuoyu araştırma şirketinden arıyoruz, seçimle ilgili anket yapıyoruz diyorlar. Soruları soruyorlar, sonra sıra hangi partiye oy vereceklerine geliyor. Partileri sayıyorlar, içinde HÜDA PAR yok. Arkadaş, olmaz ben oyumu HÜDA PAR’a vereceğim diyor, listelerinde öyle bir partinin olmadığını söylüyorlar. Niçin böyle bilmiyorum, onu belki kamuoyu araştırma şirketlerine sormak lazım, ama bizim düşüncemiz şu: Ya kendilerine o anketi yaptıranlar ‘onları göstermeyeceksiniz’ demişler ya da biz onlara anket yaptırmadığımız için biz yokmuşuz gibi davranıyorlar. Ben bazılarının yayınladıkları sonuçların imajlarını aldım, seçimden sonra konuşacağız, inşallah konuşacağım.” ifadelerini kullandı.

“Siyasi partiler ne bir cinsiyetin etrafında ne bir mezhep kimliğinin etrafında ne bir etnik kimliğin etrafında örgütlenmemeli”

Kadın adaylar hakkında yöneltilen soruya cevap veren Yapıcıoğlu, 45 kadın belediye başkan adaylarının olduğunu söyledi.

Yapıcıoğlu, “Parti kurucularımızın 8’i kadın. Genel başkan yardımcısı, genel idare kurulu üyesi kadınlar var. Toplam 45 kadın belediye başkan adayımız var, ama o kadınlardan hiçbir tanesi sadece kadın olduğu için aday olmadı. Birisi kadındır diye ne bu aday olamaz dedik ne de kadındır diye aday yaptık. Birileri kadının özelliği ne olduğu önemli değil ‘şu kadar kadın olmak zorunda’ diyor. Biz de öyle bir kota yok. HÜDA PAR’ın ilkesi, duruşu, çizgisi var. O çizgiyi o ilkeleri benimseyen birisi adaylık için gelir oturur konuşuruz. Neden olmasın? ‘Ben şu görüşteyim bana da yer açın’ diyen biri için kusura bakma sen farklı bir görüşteysen sen git o görüşteki bir partiye... Siyasi partiler ne bir cinsiyetin etrafında ne bir mezhep kimliğinin etrafında ne bir etnik kimliğin etrafında örgütlenmemeli, örgütlenemez. Böyle bir örgütlenme biçimi parti olmaz. Bizim ilkelerimiz var, duruşumuz var. Biz iki dünyalı insanlar olarak hayatın merkezine inancını koymuş, buna siyaset üreten siyasi hareketiz. Bizim siyasi görüşümüzde olan birisi birine senin pantolonun dardır, öbürüne senin ceketinin kolu kısadır, öbürüne saçının uzunluğu şu kadardır rengi şöyledir... Bizim tüzüğümüzde böyle bir şey yok. Bizim tüzüğümüzde ilkeler ve düşünce var. O düşünceyle o ilkelerde hareket edecek kişi gelir otururuz, konuşuruz.” şeklinde konuştu.

“Uyuşturucuya müptela olmuş, tedavi olan gençlere istihdam imkânı sunacağız”

Uyuşturucu ile mücadele hakkında projelerinin olduğunu ifade eden Yapıcıoğlu, uyuşturucuya karşı toplumsal mücadele verilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Uyuşturucu ile mücadelede değerler eğitimine dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Sadece polisiye yöntemlerle, ceza kanunları ile uyuşturucuya karşı mücadele edemezsiniz. Uyuşturucuya karşı toplumsal olarak mücadele gerekir. Bu gençler niçin uyuşturucu satıcılarının tuzağına düşüyorlar, bunun üzerine kafa yorup projeler geliştirmek lazım. İşin adliye, güvenlik, yoksulluk, maneviyatsızlık ve eğitim boyutu vardır. Mutlaka bu işin içinde aile, okul, cami, STK’lar olmalı. O gençlerin maneviyatını güçlendirecek olan şeyler neyse onlar da mutlaka denklemin içerisine dahil edilmeli. Ondan sonra siz emniyetin ve adliyenin yapacağı şeyleri konuşursunuz. Öbür türlü sadece sonuç odaklı olarak meseleyi tartışırsanız sebepler olduğu yerde var olduğu müddetçe bunlar yeni yeni sonuçlar doğurmaya devam edecek. Siz bataklığı kurutmadan sivrisinekler yok olmayacaktır. Bataklık kuruyacak ki sivrisinekler yok olacak. Siz torbacıları toplarsanız ama baronlar olduğu yerde devam ederse sorun çözülmez. Bir kere insan unsuru çok önemli. Siz eğer değerler eğitimi veremezseniz, siz kendi nesillerinize paranın tek değer olduğu, hayatın amacının çok para kazanmak, çok büyük arabalara binme eğitimi verirseniz ya da bunu hedef yaparsanız sorun çözülmez. Hız ve haz toplumunu oluşturursanız o zaman birileri ‘uyuşturucuda çok para var’ diye uyuşturucuya yönelebilir, para için gençlerinizi zehirleyebilir o zaman buna kızma hakkınız olmaz. Yerel yönetimler olarak uyuşturucuyla ilgili mücadele ve bilinçlendirme birimleri kuracağız. Uyuşturucuya müptela olmuş tedavi merkezlerine gidip tedavi olan gençlere istihdam imkânı sunacağız.” ifadelerini kullandı.

“İttifak toplantıların sonucunda bir anlaşmaya varamadık”

İttifak hakkındaki soruya cevap veren Yapıcıoğlu, ittifak görüşmelerinden bir sonuç elde edilmediğini söyledi.

Partimiz HÜDA PAR’ın İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa’da aday çıkarmadığını dile getiren Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:

“2023 mayıs seçiminde AK Parti ile birlikte seçime girme konusunda bir mutabakat oldu ve 4 arkadaşımız AK Parti listelerinden seçildi. İttifaktan sonra Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşmemizde Cumhur İttifakı’nın devamında hatta genişlemesinden yana oldukları açıklamasında bulundu. Bir görüşmemizde ittifakın devam etmesini istediklerini söylediler biz de ‘olabilir’ dedik. Bunun nasıl olacağı ile ilgili arkadaşlarımız görüştüler. İki komisyon oluşturduk bizden 3 kişi, AK Parti’den 3 kişi birkaç toplantı da yaptılar. Toplantıların sonucunda bir anlaşmaya varamadık. İlk başta ittifakın devamı yönünde bir irade uyuşması oldu. Bunu AK Parti genel merkezinden çıkarken Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmemizden hemen sonra basına da söyledik. Daha sonra o görüşmeler ittifakla sonuçlanmadı. Son oturumda ben de vardım. İttifak kararı çıkmayınca İstanbul, Ankara, aday göstermemiz teklifi Sayın Cumhurbaşkanından geldi. Biz aday göstermedik. Biz bu illerin tamamının ilçelerinde belediye başkan adayları ile meclis adaylarımızı da gösterdik. İzmir ve Bursa da daha sonra eklendi.”

“Biz kendimiz kazanmak için seçime giriyoruz, adaylarımızı çekmiyoruz”

Bazı bölgelerde partimiz HÜDA PAR’ın adaylarını çektiği iddialarını yalanlayan Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, iddiaların art niyetli olduğuna işaret etti.

Yapıcıoğlu, “Bazıları bunu söylüyor. Hatta bazı teşkilatları bunu söyleyen partinin vekillerine de bunu söyledim: Bakın eğer bu merkezi bir şeyse bu yanlış bir şeydir, böyle bir şey yoktur, merkezi bir şeyse bu yanlışınızı düzeltin. Eğer merkezi bir şey değilse, sizin teşkilatlarınız kendiliğinden bunu yapıyorsa o zaman teşkilatlarınıza haber edin bir daha böyle bir yanlışa düşmesinler. Biz ne kimseye kaybettirmek ne de kimseye kazandırmak için seçime girmiyoruz. Biz kendimiz kazanmak için seçime giriyoruz, adaylarımızı çekmiyoruz. Bu saatten sonra kim bu söylemleri yayarsa artık biz bunu iyi niyetli olarak kabul etmeyeceğiz. Kendi teşkilatlarımıza da, gidip vatandaşa, henüz adayken size yalan söyleyip sizi kandırmaya çalışanın, seçilirse ne yapacağını anlatmalarını söyledik.” dedi.