Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”nda yaptığı konuşmada, Kürt meselesinin çözümü için elinde silah bulunan örgütün muhatap alınmasının yanlış olduğunu ifade etti.

Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, partisinin Van’da düzenlediği , “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”nda selamlama konuşması yaptı. Önceki süreçlerde yapılan yanlışlara dikkat çeken Yapıcıoğlu, “PKK'nın elindeki silahtan en büyük zararı görmüş olan Kürt milletine “bu sizin temsilcinizdir ve sizin hakkınızı, hukukunuzu onlarla müzakere edeceğiz” derseniz siz Kürt'ün onurunu da gururunu da çiğnemiş olursunuz” ifadelerini kullandı.

“Meşru talepler ile gayrimeşru yöntemlerin birbirine karıştırılması, sorunu çözümsüzlüğe mahkûm etti”

Geçen şubat ayında Diyarbakır’da da aynı isimle bir çalıştay yaptıklarını hatırlatan Yapıcıoğlu,  Kürt meselesinin çözümüyle ilgili çalışmalarının devam edeceğini belirtti.

Daha önce de benzer süreçlerin yaşadığına değinen Yapıcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Önceki süreçlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının pek çok nedeni var. Önceki süreçlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının pek çok nedeni arasında belki en önemlilerinden bir tanesi şuydu ki bizim bir şiddet sorunumuz var. Bu şiddet sorunu başlamadan önce iki yüzyılı bulan bir Kürt meselemiz var. Biz bu iki meseleyi çoğunlukla birbirine karıştırdık. Devlet ve devlet yetkilileri çok defa Kürt meselesini bir şiddet sorununa, bir asayiş sorununa indirgedi ve buna ancak silahla mukabele edeceğini ve şiddeti silahla bastıracağını düşündü. Fakat sorun sadece bir asayiş sorunu değildi. Evet, elbette bizim böyle bir sorunumuz var ama neticede Kürt kardeşlerimizin bir hak talebi; hukuku olmadığı için tahakkuk edemeyen, kardeşlerinden istedikleri şeylerin karşılanmaması gibi bir meseleleri vardı. Meşru talepler ile gayrimeşru yöntemlerin birbirine karıştırılması, sorunu bir anlamda çözümsüzlüğe mahkûm etti ve bugüne geldik.”

“Geçmişte yapılan hataların tekrar edilmemesi için o hataların ne olduğu konusunda mutlaka tespit ve teşhislerimizi doğru yapmamız gerekir”

“Önceki hatalardan ders çıkartılmış olmasını temenni ettiğini ifade eden Yapıcıoğlu, “Yapılan açıklamalar bu konuda bizi ümitlendiriyor. Devletin bazı yanlışlar yaptığı, önceki dönemlerde bakıldığı gibi salt bir asayiş sorunu olarak görüp silahla, şiddetle, askeri yöntemlerle bunu bastırmanın yol olmadığı, çözüm olmadığı anlaşılmıştır gibi beyanlar ya da bu manaya gelen cümleler bizim bu süreçle ilgili ümidimizi güçlendiriyor. Geçmişin acıları üzerine elbette gelecek inşa edilemez. Fakat geçmişte yapılan hataların tekrar edilmemesi için o hataların ne olduğu konusunda mutlaka tespit ve teşhislerimizi doğru yapmak, yapılan yanlışları iyi tahlil etmek ve buna göre nasıl bir çözüm arayacağımızı ortaya koyup tedaviyi ona göre yapmamız gerekir. Hataları unutmak belki onların tekrarına yol açabilir diye endişe ediyoruz. Ama ders çıkarıp inşallah daha sağlıklı bir zeminde meselelerimize çözüm aramak için bunları zaman zaman dile getiriyoruz.” şeklinde konuştu.

“Başka bir yolumuz yok, mutlaka meselemizi öyle veya böyle halletmek mecburiyetimiz vardır”

Komisyonun kurulmuş olmasının önemli olduğuna vurgu yapan Yapıcıoğlu, komisyonun önemine binaen Genel Başkan olarak kendisinin komisyon çalışmalarına katıldığını ifade etti.

“Çözüm yollarıyla ilgili fikirler farklı olsa da meselenin artık çözülmesi gerektiği konusunda söz birliği edilmiş olması kıymetlidir.” diyen Yapıcıoğlu, “Farklı farklı kelimeler, kavramlar ya da cümlelerle ifade edilse de bu kelimelerin hepsi çözüm konusunda bir mecburiyet olduğunun ifadesidir. Bizim başka bir yolumuz yok, mutlaka bu meselemizi öyle veya böyle halletme mecburiyetimiz vardır. Zira meselenin çözümsüz kalması, emperyalist müdahalelere açık huzursuz bir coğrafya, heba olan nesiller ve ekonomik çöküntü… Bunu hep birlikte yaşadık, bedelini ödedik. Mesele hepimizindir. Herkesin elini taşın altına koymak suretiyle çözüme katkı sunması bir zorunluluktur.” değerlendirmesinde bulundu.

“Köklü bir meseleyi çok kısa bir süre içerisinde çözmek mümkün değildir ama imkânsız da değildir”

Cumhuriyetin ilanından sonra Kürt kimliğinin ret ve inkâr edildiğini kaydeden Yapıcıoğlu, “Bir kimliğin, bir halkın, bir kavmin, bir dilin inkâr edilmesi, yok farz edilmesi ve tarih boyunca yapmış olduğu fedakârlıkların görülmemesi, reddedilmesi meseleyi başka bir boyuta taşıdı ve akabinde çok acı olaylar vuku buldu. Temennimiz bunların bir daha tekrar etmemesi ve bunların unutulmaması, zira unutulursa bunların tekrar etmesi pek muhtemeldir. 21. asırda böyle bir şey olmaz demeyin! İşte yanı başımızda belki tarihin görüp görebileceği en acı kıyımlardan birisi Gazze’de yaşanmaya devam ediyor. İki asra yaklaşan geçmişi olan bir meseleyi elbette bir iki ay ya da bir iki yılda çözmek mümkün değildir. Bir süreçtir ama önemli olan o iradenin gösterilmesi ve bu konuda çaba sarf edilmesidir. Elbette mesele çok boyutudur. İşin; siyasi, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve hatta uluslararası boyutu vardır. Bu kadar çok boyutlu ve köklü bir meseleyi çok basit bir iki dokunuşla çözmek ya da çok kısa bir süre içerisinde çözmek mümkün değildir ama bu çözüm imkânsız da değildir. Ben ümitvarım ve asla bu ümidimi kaybetmeyeceğim. Zira ümitsizlik asla bizim kitabımızda yazmaz. Ümidimizi muhafaza edeceğiz ve büyüteceğiz.” ifadelerini kullandı.

“Sen benim dilimden, tarihimden ne istiyorsun? Neden beni bugüne kadar yok farz ettin?”

Sorunu çözmek için irade ve samimiyete ihtiyaç duyulduğuna vurgu yapan Yapıcıoğlu, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Diyarbakır ziyareti sırasında konuşmasını Kürtçe dizelerle bitirmesi üzerine çıkarılan tartışmalara ilişkin, “Birliği, beraberliği, kardeşliği el ele gönül gönüle vermeyi Kürtçe ifade etmiş olması bile birilerini zıplattı. Diyorlar ki ‘biz Kürtçeye, Kürt'ün diline karşı değiliz, resmi bir makamda oturanın onu söylemesine de eyvallah ama resmi hesaptan bu nasıl yayınlanır?’ Peki, Kürtçe nerede olacak? Ya burada değil, Kemalist cumhuriyetin ilk yıllarında da değil, Stalinist Rusya'da Kafkas Kürtlerin dört bir tarafa sürüldüğü dönemde bile Kürtler kendi evlerinin içerisinde Kürtçe konuştular ve Kürtçelerini bugüne kadar taşıdılar. Yani siz ne demek istiyorsunuz? Sokakta konuşun, çarşı pazarda konuşun, evinizde konuşun ama resmi yerlerde Kürtçe zinhar konuşulmasın. Sonra da çıkın deyin ki ‘Kürt'ün neyi eksik’ ya da ‘söyle bakalım benim Kürt kardeşim ne istiyorsun?’ Bir dakika kardeşim! Ben bir Kürt olarak neden isteyen pozisyonundayım, niye istiyorum ki? Sen benim dilimden, tarihimden ne istiyorsun? Neden beni bugüne kadar yok farz ettin?” diye konuştu.

“Allah Kürt'e ne hak vermiş ise onu istiyorum”

Bir televizyon programında “Kürtler ne istiyor?” sorusuna verdiği cevabı hatırlatan Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:  “Ben de ‘Allah Kürt'e ne hak vermiş ise onu istiyorum.’ dedim. Eğer Kürt, Allah'ın verdiği haklardan bir gram fazlasını istiyorsa haksızlık ediyor. Ama Allah'ın verdiği hakkı sen de vermiyorsan, gasp ediyorsan sen zulmediyorsun. Allah, bizden mutlak surette adaletli olmamızı istiyor. Eğer biz adaletten ayrılmamayı hedef olarak belirlersek ve Allah Resulü Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'in bize çizdiği perspektifle meseleye bakıp kendimize istediğimizi kardeşimiz için de istersek ya da bize yapılmasını istemediğimiz bir hareketi başkasına yapmazsak meseleyi çözebiliriz.”

“Kürt meselesi, bir hak hukuk meselesidir ve bu mesele ancak adalet temelinde çözülür”

Çözüm için ümitli olduğunu ifade eden Yapıcıoğlu, Kürt meselesinin çözümünde bütüncül bir yaklaşım yerine meseleyi parça parça çözmenin daha kolay olabileceğini belirtti.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “ ‘Kürt'ün gururu, Türk'ün onuru altın orandır’ sözlerini hatırlatan Yapıcıoğlu, “Siz PKK'nın elindeki silahtan en büyük zararı görmüş olan Kürt milletine “bu sizin temsilcinizdir ve sizin hakkınızı, hukukunuzu onlarla müzakere edeceğiz” derseniz siz Kürt'ün onurunu da gururunu da çiğnemiş olursunuz. Mesele, salt bir kimlik meselesi mi yoksa hak-hukuk meselesi mi? İki kavmi birbirine düşman edecek hareketlerden herkesin şiddetle kaçınması lazım. Kürt meselesi, bir hak hukuk meselesidir ve bu mesele ancak adalet temelinde çözülür. Adalet, hem Allah'ın bize emridir hem İslam'ın gereğidir. Biz, adil bir çözümün bulunacağına dair inancımızı muhafaza ediyoruz. Bunu inşallah muhafaza etmeye devam edeceğiz ve biz diyoruz ki bu sefer başaracağız inşallah, başarmak zorundayız. Bunun için elimizden geleni yapıyoruz. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.