Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, PKK’nın silah bırakma kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yapıcıoğlu, “Mutlak suretle silah bırakılmalı, terör sona ermeli, şiddet bir hak arama yolu ve yöntemi olarak kabul edilmemeli… Ama öte taraftan kardeşliğin zeminini güçlendirici adımlar mutlak surette atılmalı.” dedi.

Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, Haberlercom YouTube canlı yayınında PKK’nın silah bırakma kararına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Terörün ve şiddettin bir hak arama yöntemi olmadığını ifade eden Yapıcıoğlu, “Mutlak suretle silah bırakılmalı, terör sona ermeli, şiddet bir hak arama yolu ve yöntemi olarak kabul edilmemeli… Ama öte taraftan kardeşliğin zeminini güçlendirici adımlar mutlak surette atılmalı.” şeklinde konuştu.

“Mücadele meşru alanda olmak zorundadır”

Terörsüz Türkiye hedefine bir an önce ulaşılması gerektiğini ifade eden Yapıcıoğlu, “Çok yüksek bir beklenti var. Bu yüksek beklentiye rağmen eğer hayaller bir daha yıkılırsa bunun elbette kötü sonuçları olur. Bizim samimi dileğimiz şudur: İnşallah şiddet dönemi bitmiştir, İnşallah silahlar bütün bütün terk edilir. Yine yapılan açıklamada yapılan silahlı mücadeleden herhangi bir pişmanlık daha doğrusu silahlı mücadelenin meşru olmadığı yönünde herhangi bir görüş de yok. “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesini benimseyerek silahlı mücadele stratejisi temelinde meşru, haklı bir mücadele yürüttü” deniliyor. Yani bu silahlı mücadelelerin meşru ve haklı olduğunu bunun yürütüldüğünü söylüyor. Bir başka yerde de yine mesela diyor ki “Yaşamın her alanında öz örgütlerini oluşturması, halka yönelik kendi tabanına yönelik dilleri kimlikleri ve kültürleriyle kendine yeterli olma temelinde örgütlenmesi…” Bu örgütlenme modeli meşru bir örgütlenme olduğu müddetçe sıkıntı yok. İnsanlar elbette kendi kültürleriyle kendi varlıklarıyla kendi siyasi düşünceleriyle var olma ve bunun etrafında legal alanda örgütlenme gibi bir hakka sahip… Bu, en temel insan haklarından birisidir. Fakat “Saldırılar karşısında kendini savunur hale gelmesi” ne demektir? Bu meselede ne tür saldırılar kastediliyor? Kendini savunmadan kasıt nedir? Yani ‘biz şu anda silahı bıraktık ama işte üç adım ötemizde olacak manası mıdır?’ Eğer böyle ise kötü… Ama dediğim gibi biz hüsnü zannımızı muhafaza ediyoruz. Fakat temkinli bir bekleyiş içerisinde olmak gerektiğini de söylüyoruz. Evet, silah bir hak arama yolu ve yöntemi değildir. Mutlak surette bu dönem kesin olarak sonlanmalıdır. Herhangi bir kişi, herhangi bir konuda, bir şeyin kendisine hak olduğunu düşünüyorsa elbette bunun mücadelesini verir. Ama o mücadele meşru alanda olmak zorundadır. Dilerim bu gerçekleşir, silah biter, terör biter, şiddet biter. Bu şekilde siyasetin de alanı genişler, herkes kendi siyasi düşüncelerini toplumun önünde dile getirir ve siyasi mücadelesini verir.” diye konuştu.

“Ne olursa olsun mutlak surette silah bırakılmalı, terör sona ermeli”

Önceki çözüm sürecinde yapılan yanlışların tekrar edilmemesi gerektiğini ifade eden Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:  “Maalesef halen yeni dönemde de bazı şeyler birbirine karıştırılmaya devam ediliyor. Terörsüz Türkiye hedefi Sayın Bahçeli tarafından Meclis’te açıklandığında arkasında bir şey daha söylendi: İç cephenin tahkim edilmesi… Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamalarda da buna vurgu vardı. Diğer siyasi partilerden de bu sürece ilişkin görüş beyan edenlerin çok büyük bir çoğunluğu işin iki yönüne de temas ettiler. Biz başından beri şunu söylüyoruz; Evet işin iki veçhesi vardır ama bu ikisi birbirine karıştırılmamalıdır. Birisi diğerinin ön şartı ya da birisi diğerinin engeli sayılmamalıdır. Her halükarda silah terk edilmelidir, silah bir hak arama yol ve yöntemi olarak meşru bir yol ve yöntem olarak görülmemelidir. Bu, işin bir boyutudur. Ama öte taraftan memleketin bir meselesi vardır. Bin yıldır bir kardeşlik var, birlikte yaşayan ortak vatanda aynı kaderi paylaşmış iki farklı kavme mensup, farklı etnik kökenlerden gelenler var.  Bu kardeşliği bozan, aradaki kardeşlik hukukunu zedeleyen ve kardeşliğe sığmayan bazı uygulamalar olmuş. Bundan dolayı bunun tamir edilmesi lazım. Bu böyle hani olsa da olur olmasa da olur cinsinden bir şey değil. Mutlak surette bizim başarmamız gereken bir şey… İkisini birbirine karıştırdığınızda birisini diğerinin ön şartı yaptığınızda sorun aşılmıyor ve birisi diğerine takılıyor. Her ne olursa olsun mutlak surette silah bırakılmalı, terör sona ermeli, şiddet bir hak arama yolu ve yöntemi olarak kabul edilmemeli… Ama öte taraftan diyoruz ki; atılması gereken kardeşliğin zeminini güçlendirici adımların mutlak surette atılması lazım.”

“Dükkânın tabelasını mı değiştireceksiniz, yoksa o dükkânı kapatıp meşru bir ticarete mi yöneleceksiniz”

Alınan kararın uygulamasında samimiyetin önemli olduğuna dikkat çeken Yapıcıoğlu,  “Daha önce de benzer süreçler yaşandı, örgüt başka isimlerle yoluna devam etti. Şu anda da diyorlar ki “biz PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdık” Şimdi bu “başka bir isimle yola devam edeceğiz” demektir. Ama bu başka bir isimle yola devam edilmesi şu noktada sorgulanmalı: Bu devam edeceğiniz yol; meşru bir yol mu, yoksa yine illegal bir yol mu? Asıl sorulması gereken soru o… Yani siz sadece dükkânın tabelasını mı değiştireceksiniz, yoksa o dükkânı kapatıp meşru bir ticarete mi yöneleceksiniz ya da meşru bir siyasete mi yöneleceksiniz? Yeni bir örgütlenme yapısı diyorlar… Örgütlenmenin bin çeşidi var, şu andaki örgütlenme yapısı yasa dışı ve terör örgütü olarak isimlendirilen, mensup olanların cezalandırıldığı bir örgütsel yapı… Bunun isminin değişmesi ama aynı yol ve yöntemlerin sürdürülmesi büyük bir sorun, bu sadra şifa değil, istenen de değil…” ifadelerini kullandı.

“…Bu konunun elinde silah bulunan insanlarla pazarlık konusu yapılması zinhar yanlıştır”

Sürecin sekteye uğramaması için uyarılarda bulunan Yapıcıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “İç cephenin tahkim edilmesi ya da kardeşliğin tamir edilmesi ya da o ortak vatanda birlikte yaşamın yeniden daha adil bir şekilde düzenlenmesi hususlarında bu konunun elinde silah bulunan insanlarla pazarlık konusu yapılması zinhar yanlıştır. Asla olmaması gereken bir şeydir. Zira siz, gayrimeşru kabul ettiğiniz bir örgütü çok geniş kitlelerin, vatandaşlarınızın milyonlarcasının oluşturduğu bir kavme mensup insanların temsilcisi olarak kabul ederseniz en başta o kavme hakaret etmiş olursunuz. Şimdi madem bu vatan üzerinde yaşayan herkes eşit derecede vatandaştır, madem herkes birinci sınıf vatandaştır, kimse ikinci sınıf ya da kiracı ya da mülteci değildir madem bu memleketin asli kurucu unsurlarıdır… Kürtler ve Türkler madem bin yıldır savaş meydanlarında Malazgirt'ten, Çanakkale'ye ve Kurtuluş Savaşı'na kadar her yerde birlikte çarpışıp kanları birbirine karışmış, o zaman siz herhangi illegal bir yapıyı bir kavmin temsilcisi olarak karşısına oturup onların bazı meşru taleplerini onlarla pazarlık konusu ederseniz… Siz birinci düğmeyi yanlış iliklemiş olursunuz. Ondan sonrası da yanlış gelir.”

“Gençlerin kanı üzerinde siyaset yapmaya çalışmak ahlak yoksunluğudur”

Muhalefetin de bu süreçte samimi olması gerektiğinin altını çizen Yapıcıoğlu, “Şunu rahat bir şekilde söyleyebilirim: ‘Terörsüz Türkiye hedefi gerçekleşsin mi gerçekleşmesin mi, terör bitsin mi bitmesin mi?' diye bir soru sorulduğunda olumsuz cevap verenlerin ya aklından bir zoru vardır ya da ahlaki bir problemi vardır. Bu, çok nettir. Bundan sonra kan akmasın, bu memleketin evlatları birbirini düşman bellemesin, yumruğunu sıkmasın dendiğinde ‘olmaz kan atmaya devam etmeli’ diyen insanın ya aklıyla ilgili bir problem vardır ya da ahlaki bir problem vardır. Gençlerin kanı üzerinde siyaset yapmaya çalışmak çok ciddi ahlaki bir problemdir, hatta ahlak yoksunluğudur diyebilirim. Kim yaparsa yapsın veya ne adına yaparsa yapsın…”

“Gerçekten sadece silah bıraktıklarını söyleyecekler mi yoksa gerçekten bırakacaklar mı?”

Yapıcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “40 yılı aşkın bir süre kan dökülmüş, 40 yılın sonunda Türkiye’de Türk milliyetçiliğinin sembol isimlerinden birisi ‘PKK’nın kurucu önderi’ Abdullah Öcalan’a teşekkür ediyor. Gelsin Meclis’te konuşsun dedi, sonrasında şükranlarını sundu. Şimdi “biz PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırma kararı aldık” diyenler diyor ki “biz şimdiye kadar bir silahlı bir mücadele verdik ve bu meşruydu haklıydı, hiç bundan pişman da değiliz. Biz yepyeni bir sayfa açalım. Neyin karşılığında? Sadece biz bundan sonra öldürmeyeceğiz ama önceki öldürmelerin hiçbir tanesinin hesabı sorulmaması için… 40 yıldır dağda olan ve yakalanması durumunda çok ciddi suçlamalarla karşı karşıya kalacak olan insanlar, ‘tamam artık yeter, biz şimdi başka bir yol ve yöntemle mücadelemiz devam edeceğiz’ demiş olabilirler. Yani bu bunu çok garipsenecek bir şey değil… Kaldı ki gerçekten sadece silah bıraktıklarını söyleyecekler mi yoksa gerçekten bırakacaklar mı? Onu da bekleyip göreceğiz…”

“Bizi kardeş kılan şey ne sosyalizmdir ne de başka bir izmdir”

Kardeşliğin yeniden tesis edilmesinin önemine vurgu yapan Yapıcıoğlu, “İnşallah bu terörsüz, şiddetsiz Türkiye’ye uyanmış oluruz. Yapılan açıklamalar inşallah pratiğe dökülür. İnşallah bir daha şiddet silah bir yöntem olarak asla kullanılmaz ve bir daha da bu memlekete dönmez. Evet, 1000 yıllık bir kardeşlik vardır, evet mutlaka bizim iç cepheyi tahkim etmemiz lazım. Mutlaka kardeşliğimizi bozan sebepler her neyse onları iyi tespit edip bir daha benzer süreçler yaşamamak adına tedbirler almak lazım. Çoğu kişi bin yıllık kardeşlikten bahsediyor. Evet, bin yıllık kardeşlik var, 1071'den beri çok bu gerçekten pratiğe dökülmüş bir durumda… Ama bizim şunu unutmamamız lazım. Bu kardeşin temelinde bizim ortak inancımız vardır. Eğer biz bu zemini güçlendirecek adımlar atarsak bu kardeşlik güçlenir. Eğer bir taraftan kardeşlik sloganları atıp öte taraftan bu kardeşliğimizi temin eden zemini tahrip edecek davranışlarda bulunursak ya da sözler söylersek her ne kadar biz kardeşlik sloganları atsak bile aslında biz o kardeşliğe zarar vermiş olacağız.  Bu süreçte herkesin buna da çok büyük bir özenle dikkat etmesi gerektiğini buradan ben hatırlatmak istiyorum. Kim kardeşliği sadece sözle söylüyor, kim yürekten bu kardeşliğin güçlenmesi için bir çaba sarf ediyor? Bizi kardeş kılan şey ne sosyalizmdir ne de başka bir izmdir. Tarihsel gerçeklik şunu göstermiştir ki insanlar eğer kendi hakkına razı olursa Allah'ın razı olacağı bir şekilde birbirlerine kardeş olurlarsa ve adil bir şekilde birbirlerine davranırlarsa yüzyıllar boyunca birlikte yaşamaya devam edebilirler.” diye konuştu.

“İslam'ın hâkim olduğu yerlerde kardeşlik gerçekten vücut bulmuştur”

Kudüs’ün fethinin bugün Müslümanlara örnek olması gerektiğinin altını çizen Yapıcıoğlu, sözlerini şöyle noktaladı: “Bakınız miladi 637’de Hazreti Ömer döneminde Filistin ve Kudüs fethedildikten sonra bütün inançlara mensup olanlar Yahudiler ve Hristiyanlar orada kardeşçe birlikte yaşadılar ve herkes kendi ibadetini serbestçe yapabildi, her din mensubu hiçbir problem yaşanmadı…  Ama ne zaman ki Haçlılar orayı işgal etti, yeniden orada oluk oluk Hristiyan olmayanların kanı aktı… Yahudiler orayı terk etmek zorunda kaldı, Müslümanlar katledildi. Ne zamana kadar? Selahaddin Eyyubi tarafından ikinci kez fethedilinceye kadar… Bu, bize bir şey gösteriyor: Hem teorik olarak hem pratik olarak İslam'ın hâkim olduğu yerlerde kardeşlik gerçekten vücut bulmuştur. Hem Suriye için hem bizim bölgemiz için şunu unutmaması lazım ki buradaki farklı etnik kökenlere sahip insanları kardeş kılan onları birlikte huzur içerisinde barış içerisinde birlikte yaşatan şey bizim ortak inancımızdır. Eğer gerçekten birbirimize kenetlenip kardeşçe yaşamaya ve birbirimizin hukukuna riayet etmeye özen gösterirsek bin yıllarca daha devam eder. O zaman biz, kendi özümüze döndüğümüzde kurtuluruz. Sadece bununla da kalmayız, kurtuluş ümidi haline de geliriz. Bölgedeki bütün mazlumlar da bize bakar, onlara bir yardım eli uzatmamızı bekler.  Allah'ın izniyle onların da içinde bulundukları kötü durumlardan kurtarmış oluruz. O günler inşallah çok uzakta değildir diye temenni ediyorum.”