Türkiye’de alarm veren doğurganlık verileri ve küresel dayatmalara dikkat çeken Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, “Nüfus artış hızı öyle bir düştü ki 30 yılda gelinecek denen tehlikeli noktaya 1,5 yılda ulaştık; aile çökerse toplum ayakta kalamaz.” uyarısında bulundu.

Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın açılışında Haberlercom Youtube kanalının canlı yayın programına katıldı.

Partiimizin Meclis'e sunduğu ancak uzun süredir Genel Kurul gündeminde bekleyen yasa tekliflerine dikkat çekerek çarpıcı açıklamalarda bulunan Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, çifte vatandaş siyonistlerin mal varlıklarına el konulmasını öngören kanun teklifinden asgari ücretin yaşam maliyetine endekslenmesine, uyuşturucuyla mücadeleden aile yapısının korunmasına dair gündemdeki konulara ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Toplumsal yapının temel direği olan aile kurumunun karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çeken Yapıcıoğlu, Türkiye'deki nüfus ve evlilik verilerinin ürkütücü bir hızla gerilediğini vurguladı.

Küresel dayatmalar ve ahlaksızlık propagandalarıyla aile yapısının doğrudan hedef alındığını belirten Yapıcıoğlu, devletin ve siyaset kurumunun acilen koruyucu mekanizmaları devreye alması gerektiğini ifade etti.

“Soykırım suçuna karışan çifte vatandaşlara yönelik kanun teklifimiz görüşülmeyi bekliyor”

Siyonist terör rejiminin Gazze'deki saldırılarına katılan çifte vatandaşlardan soykırım suçuna iştirak edenlerin vatandaşlıklarının geri alınmasını ve ifadeye gelmedikleri takdirde mal varlıklarına el konulmasını öngören kanun tekliflerinin uzun süredir Genel Kurulda görüşülmeyi beklediğini belirten Yapıcıoğlu, “Bu kanun teklifi, tarihte bir ilk olarak iktidar partisi tarafından verilmeyen ve komisyondan da görüşülmediği halde doğrudan doğruya genel kurulun gündemine alınan bir kanun teklifi oldu. 158 sayısıyla genel kurulda uzun bir süredir görüşülmeyi bekliyor. Maalesef henüz görüşülemedi. Hep başka kanunlar, kanun teklifimizin önüne geçti.” dedi.

Başka konularla ilgili de kanun teklifleri verdiklerini belirten Yapıcıoğlu, komisyonlarda 45 günlük bir bekleme süresi olduğunu hatırlatarak, bu süre içinde teklifleri görüşülmezse doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için önerge verme haklarını kullanacaklarını ifade etti.

Cezaevinde bulunan gebe ya da emzikli ve küçük çocuğu olan kadınların infaz süreçlerine yönelik kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılması amacıyla bir kanun teklifi de verdiklerini hatırlatan Yapıcıoğlu, bu düzenlemeyle birlikte hem annenin hem de çocuğun maruz kalabileceği psikolojik ve fiziksel olumsuzlukların önüne geçilmesini hedeflediklerini belirtti.

“Uyuşturucu etkisiyle işlenen suçlar ağırlaştırıcı sebep sayılsın”

Uyuşturucu etkisiyle işlenen gasp, hırsızlık ve cinayet gibi suçların cezasının artırılması gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, “Uyuşturucu etkisi altında işlenen bazı suçlar var. Uyuşturucu belası gerçekten çok yaygın, gençlerimizi tuzağa çekmeye çalışıyorlar. Uyuşturucu baronları ve sürekli uyuşturucu dağıtan, pazarlayan insanlara yönelik operasyonlar oluyor ama bu operasyonlar maalesef yeterli olmuyor. Sadece uyuşturucu suçuyla sınırlı kalmıyor. Uyuşturucu parası bulamayan genç, bakıyorsunuz gitmiş hırsızlık yapmış ya da birisini gasp etmiş ya da çok daha acı olaylara tanık olduk. Uyuşturucu krizine girdiği ve uyuşturucu bulamadığı için annesini, anneannesini bileziği için öldüren insanlarla karşılaştık. Eğer bir suç uyuşturucu etkisiyle ya da uyuşturucu temin etmek amacıyla işlenmişse, bu da ağırlaştırıcı bir neden olsun ve bu tip suçların ne kadar olduğunu da net bir şekilde istatistikler olarak ortaya koyabilelim ve bunlarla mücadele etmenin yollarını arayalım.” ifadelerini kullandı.

“Uyuşturucu ticaretine karışan kamu görevlilerinin cezası artırılsın”

Uyuşturucuyla mücadele etmesi gereken kurumlarda çalışan ve aralarında emniyet ile yargı mensuplarının da bulunabildiği bazı kamu personellerinin, görevlerini uyuşturucu kullanımını veya satışını kolaylaştıracak şekilde kullanmaları durumunda cezalarının daha da artırılması gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, şunları söyledi:

“Uyuşturucu ile mücadele etmesi gereken kurumlarda çalışan bazı kamu personelleri maalesef bazen bunların arasında emniyet mensupları ve yargı mensupları da bulunabiliyor. Uyuşturucu ile mücadele etmesi gereken kurumların içerisinde görev yapanlar, eğer bulundukları konumu ya da yaptıkları görevi uyuşturucu kullanılmasını ya da satılmasını kolaylaştırıcı bir şekilde kullanıyorlarsa, onların cezalarının daha da artırılması lazım. Mutlaka uyuşturucu ile ilgili topyekûn bir mücadele stratejisi geliştirip yasal düzenlemeler de içerisinde olacak şekilde bütün kurumlar eşgüdüm halinde gençlerimizi bu beladan kurtarmanın bir yolunu bulmalıyız.”

“Bir başkasının kutsalına hakaret etme özgürlüğü yoktur.”

Sosyal medyada mukaddesata yönelik yoğun saldırılar düzenlendiğini ve bu durum gündeme geldiğinde bazı kesimlerin bunu fikir ya da düşünce özgürlüğü olarak savunduğunu belirten Yapıcıoğlu, dini ve manevi değerlere hakarete daha caydırıcı cezalar verilmesi ve Türk Ceza Kanunu’na “Dini değerlere hakaret” başlıklı müstakil bir madde eklenmesi için Meclis’e kanun teklifi sunduklarını hatırlatarak şöyle konuştu:

“Bir başkasının kutsalına sövme özgürlüğü yoktur. Evet, herkes kendi düşüncesini açıklayabilir ama kendi düşüncesini açıklamak başka, başkasının kutsalına hakaret etmek başkadır. Kanunlarımızda birine dini inancından dolayı hakaret etmeye ilişkin düzenleme var ama doğrudan kutsala hakaret diye bir suç yok. Bunun müstakil bir suç olarak düzenlenmesi için kanun teklifi verdik.”

Yapıcıoğlu, Türkiye’deki doğurganlık oranlarının gerilemesi ve çocuk sahibi olma eğiliminin zayıflamasının toplumsal bir risk oluşturduğunu belirtti.

“Aile çökerse toplum ayakta kalamaz”

Aile yapısını doğrudan hedef alan ahlaksızlık propagandalarının hızla artmasının arkasında küresel bir dayatma olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, tehlikenin boyutunu şu sözlerle özetledi:

“Aile yapımızı hedef alan saldırılardan bir tanesi de ahlaksızlıkların propagandasının yapılmasıdır. Batı ülkelerinde özellikle Amerika'da yapılan istatistik çalışmalar işin vardığı boyutu gözler önüne seriyor ve Türkiye içerisinde durup dururken bu tip ahlaksızlıkların böyle 7-8 kat, 10 kat artması doğal değil, mümkün de değil. Batı'da aile toplumu çöktü. Aile çökerse toplum ayakta kalamaz. İngiltere gibi muhafazakâr bir toplumda bile çocukların yarısından fazlası evlilik dışı doğuyorsa, bizim külahı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor. Başkasının musibetinden de bizim ders çıkarmamız gerekiyor.”

“30 yıllık tehlikeye 1,5 yılda ulaştık”

Doğurganlık oranlarının gerilediğine dikkat çeken Yapıcıoğlu, evlilik oranlarının hızla azalması ve çocuk sahibi olma eğiliminin zayıflaması karşısında aile yapısını koruyacak acil tedbirlerin devreye sokulması gerektiğini ifade ederek, “Nüfus artışı o kadar hızlı bir şekilde düştü ki belki 30 yılda buralara gelecek denen bir noktaya 1,5 yılda geldik. Bu düşüş hızı da devam ediyor.” diye konuştu.

“En düşük emekli maaşı asgari ücretin altında olmamalı”

En düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine çıkarılması için verdikleri kanun teklifine de değinen Yapıcıoğlu, “En düşük emekli maaşı asla asgari ücretin altında olmamalı ama asgari ücret de açlık sınırının altında olmamalı. Tek kişinin yaşam maliyeti 48.000 liranın üzerinde ama asgari ücret 28.000 liradır.” dedi.

“Asgari ücrette yönetmelik tarifesi gerçeği yansıtmıyor”

Asgari Ücret Yönetmeliği'ndeki tanımı hatırlatan Yapıcıoğlu, asgari ücretin yönetmelikte işçinin beslenme, giyim, barınma, sağlık, eğitim ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden karşılamaya yetecek ücret olarak tarif edildiğini belirterek, “Peki, bir kişinin sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek ücretse kişi nasıl aile kurup o maaşla bir de aileye bakacak? Bir kişinin yaşam maliyeti 48.000 lirayken 28.000 lira asgari ücret tespit etmişiz, onun da neredeyse yarısını veriyoruz. İnsanlar geçinmekte zorlanıyor. O yüzden asgari ücretin mutlaka kayda değer bir şekilde artırılması gerekir.” çağrısında bulundu.

“Asgari ücretli vergi vermeye devam ediyor”

Asgari ücretin vergi dışı bırakılması yönündeki taleplerini 10 yıl boyunca dile getirdiklerini ve 2021 yılından bu yana asgari ücretten kaynakta vergi kesilmediğini belirten Yapıcıoğlu, “Fakat asgari ücretli yine vergi vermeye devam ediyor. Çünkü bizim maliye olarak topladığımız vergilerin üçte ikisi dolaylı vergi. Harcama yapılırken ödenen vergidir. Dolayısıyla hâlâ dar gelirlilerin sırtında çok ciddi bir vergi yükü var. Bu yükü hafifletmek için bir çaba içerisinde olmalıyız. Dolaylı vergileri değil de gelirden ya da servetten alınan vergileri artırmamız lazım.” dedi.

“Şiddetin sona ermesi lazım”

Terörsüz Türkiye sürecine de değinen Yapıcıoğlu, Türkiye’deki şiddet sorununun hakkaniyete uygun olarak çözülmesi ve şiddetin de sona ermesi gerektiğini vurgulayarak, “Başından beri bu meselenin iki yönlü olduğunu ifade ettik. Birincisi, Türkiye'de bir şiddet sorunu var. Hakkaniyetle çözülmesi gereken bir sorundur ve şiddetin sona ermesi lazım. Nihayetinde örgüt silahı bırakma kararını aldı. Şimdi işleyen süreçte idari mekanizmaların bunu teyit ve tespit etmesi gerekiyor. Çıkmış olan çerçeve yasa kapsamında örgüte mensup olanlar bazı indirimlerden faydalanacaklar. Yeni bir alt çerçeve çizilecek ve belki cezaevinde bulunan insanların da bir kısmı dışarı çıkacak. İnşallah bir daha da şiddete başvurulmaz.” temennisinde bulundu.

“Şiddet sorununu ve Kürt meselesini birbirinden ayırmak lazım”

Kürt meselesine de değinen Yapıcıoğlu, “100 yılı aşarak devam eden Kürt meselesi var. Dönem dönem alevlenmiştir, bazen çözüm yolunda adımlar atılmıştır ama nihayetinde hâlâ var olmaya devam eden bir meseledir. Şiddet sorununu ve Kürt meselesini birbirinden ayırmak lazım. Önceki çözüm sürecinde yapılan en büyük yanlışlardan bir tanesi buydu ama şükür bu süreçte iki mesele birbirine karıştırılmadı. Kürt meselesi şiddet sorununa indirgenmedi. Şiddet biterse, bu defteri kapatırsak, bu parantezi bir daha açılmamak üzere kapatırsak, bundan sonra yeni bir kapı açılacak. Nedir o kapı? İşte kardeşliğe giden sürecin kapısıdır. Başta anayasa olmak üzere bu konuda hukuki düzenlemeleri yapmamız gerekir. Eski ezberlerimizi ya da korkularımızı bir kenara bırakacağız. Birilerinin elinde silah varken bölünüyoruz korkusuyla ‘acaba bölünecek miyiz? Dışarıdan birilerinin yönlendirmesiyle olan bir süreç mi?’ şeklinde bazı vatandaşlarımızda endişeler vardı. Bazı siyasi partiler bu konuda endişelerini açık bir şekilde dile getiriyorlar. Bu anlaşılabilir ama şu anda en azından o zemin ortadan kalktıktan sonra ben inanıyorum ki her meselemizi daha rahat konuşabileceğiz.” diye konuştu.

“Edebiyatını çokça yaptığımız kardeşlik lafta kalmamalı, yasallaşmalı”

Sürecin ilk boyutunun şiddet ve terörün sona ermesi olduğunu, ikinci boyutunun ise iç cephenin tahkim edilmesi ve kardeşlik hukukunun yasal temele oturtulması gerekliliğini ifade eden Yapıcıoğlu, şunları aktardı:

“Edebiyatını çokça yaptığımız kardeşliğin hukuki çerçevede de tamamlanması için mutlaka atılması gereken adımlar var. Bu konuda da bizim raporumuzda aslında detaylı önerilerimiz var. Arzu edenler hem Meclis Başkanlığının sitesinden bu süreçle ilgili komisyona sunmuş olduğumuz 50 sayfalık raporu ve onun ekindeki kanun teklifimiz bakabilirler. Bu devlet Kürtün de Türkün de devletidir. Bayrak hepimizin bayrağıdır. Çanakkale'de de, Sarıkamış'ta da Yemen Cephesi'nde de dedelerimiz birlikte savaştılar, yan yana şehit düştüler, kanlarımız birbirine karıştı. Memlekette yaşayan Kürt kardeşlerimiz de devletin asli kurucu unsurudur. Bugün şükürler olsun ki milliyetçi cepheden de buna benzer cümlelerin kurulmuş olması, çözüm yolunda güçlü adımlar atılacağına dair umutlarımızı güçlendirmektedir.”

Bin yıllık kardeşliğin temelinde ortak inanç ve ortak vatanın yer aldığını vurgulayan Yapıcıoğlu, bu zeminin güçlendirilmesi halinde kardeşliğin kıyamete kadar süreceğini ifade etti.

“Elimizden gelen her türlü çabayı ortaya koyacağız”

Kardeşliğin zemininin sağlamlaştırılması gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, HÜDA PAR olarak bu doğrultuda her türlü çabayı göstereceklerinin altını çizerek, “Evet, biz 1000 yıldır kardeşiz. Karşılaştığımız ilk günden beri ortak inanç nedeniyle kardeşiz. Bu kardeşliğimizin 1000 yıl daha sürmesinin şartları bellidir. Bizi kardeş kılan bağ neyse, kardeşliğin zemini neyse, o zemini güçlendirirsek inşallah kıyamete kadar bu kardeşlik devam edecektir. Bizim işimiz o zemini güçlendirmek olacaktır. Bu konuda HÜDA PAR olarak elimizden gelen her türlü çabayı ortaya koyacağız ve inşallah o zemini güçlendireceğiz. O zemin ortak vatanımızda ortak inanca sahip olmamızdır.” vurgusu yaptı.

“Dış müdahalelere karşı ortak cephe oluşturmalıyız”

Toplumsal yapıyı sağlam bir kaleye benzeterek bu yapının sökülen taşlarının yeniden onarılması ve dış müdahalelere karşı güçlendirilmesi gerektiğini belirten Yapıcıoğlu, “Neticede sağlam bir kalemiz var, o kalenin temel taşları ile birileri oynadı ya da yerindeki bazı taşları sökmeye çalıştı. Şimdi biz oraları yeniden tamir edip kalemizi muhkem hale getireceğiz ki dışarıdan birileri girmesin. Bizim kendi aramızda bazı sorunlarımız olabilir, siyaset kurumu bazı meselelerde farklı düşünebilir, bu çok tabiidir. Hatta benim yıllardır söylediğim, bugün Sayın Cumhurbaşkanı'nın da çok isabetli bir şekilde söylediği gibi, siyaset kurumunun ya da insanların her konuda aynı düşünmesi mümkün de değil, doğru da değil, sağlıklı da değil. Elbette farklı düşüncelerimiz olacak ama bu düşüncelerimiz kavga etme sebebi olmamalı. Biz, bu düşüncelerimizi oturacağız, tartışacağız, doğru neredeyse o ortak zeminde inşallah buluşacağız.” diyerek sözlerini tamamladı.