Haber dosyasını indirin
İndir
Gaziantep Milletvekilimiz Şahzade Demir, 6-8 Ekim katliamının 12. yıl dönümünde yaptığı açıklamada, Kobani bahanesiyle sokaklara salınan grupların aldıkları talimatlar doğrultusunda hedef gözeterek hareket ettiğini belirtti.
Genel Başkan Yardımcımız ve Gaziantep Milletvekilimiz Şahzade Demir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında; 6-8 Ekim katliamının 12. yıl dönümü ve 7 Ekim Aksa Tufanı’nın yıl dönümü vesilesiyle önemli değerlendirmelerde bulundu.
“Kandil’in talimatı ve malum partinin
işaretiyle silahlı militanlar sokaklara salındı”
6-8 Ekim olaylarını karanlık bir kalkışma olarak nitelendiren
Demir, “Kobani’de yaşanan olaylar bahane edilerek Kandil’in direktifleri ve
malum partinin çaktığı işaret fişeğiyle silahlı militanlar da dâhil olmak üzere
güdümlü gruplar sokaklara salındı. Yine malum partinin Diyarbakır il başkanının
‘Şehirde dört yüze yakın IŞİD bağlantılı dernek var’ şeklindeki açıklaması, provokasyonun
hedefini ortaya koymuştu.” dedi.
“6-8 Ekim rastgele değil, planlı ve organize
bir katliamdı!”
Bölge genelinde teşkilatlarımızın, İslamî sivil kurumların
ve İslamî kimlikleriyle bilinen şahsiyetlerin saldırıların başlıca hedefleri
arasında yer aldığına dikkat çeken Demir, “Bu saldırıların niteliği, hedeflerin
önceden belirlendiğini ve saldırıların rastgele değil, planlı ve organize
biçimde gerçekleştirildiğini gösteriyordu. Saldırganlardan korunmak için bir
binaya sığınan Yasin Börü ve arkadaşlarının maruz kaldığı vahşet, bunun en
bariz örneğiydi. Sığındıkları evde kurşunlandılar; bıçaklandılar, yaralı halde
balkondan aşağı atıldılar, üzerlerinden araçlarla geçildi ve zılgıtlar
eşliğinde diri diri yakıldılar! Bu cinayet, 6-8 Ekim’de yaşanan barbarlığın
hafızalara kazınan en acı sembollerinden biri oldu.” vurgusu yaptı.
“Devlet içindeki karanlık yapıların
örgütle ortak provokasyonu açığa çıkarılmalı”
Dönemin “Çözüm Süreci” ikliminde güvenlik güçlerinin sokaklardan
çekilerek seyirci konumuna getirilmesine de değinen Demir, “Giderek büyüyen
saldırı, yağma ve yıkımlara karşı güvenlik güçleri müdahale etmek yerine
sokaklardan çekilip seyirci pozisyonuna geçirildi. O dönem yürürlükte olan ‘Çözüm
Süreci’ de dikkate alındığında, devlet kurumları içerisine çöreklenen karanlık
yapıların örgüt ile ortaklaşa sahnelediği kirli provokasyon tüm çıplaklığıyla
kendini ele vermekteydi.” diye konuştu.
“6-8 Ekim katliamının arkasındaki
kirli ilişkiler karanlıkta kaldı”
Yaşanan barbarlığın ardından yürütülen soruşturma ve yargı
süreçlerinin sadece olaylara karışan bir kısım sokak serserisiyle sınırlı kaldığını
vurgulayan Demir, “Soruşturmalar hiçbir zaman komployu tertip eden perde
gerisindeki organizatörlere uzanmadı. Özellikle kalkışmanın başında olaylara
müdahaleyi engelleyerek yıkımın boyutlarının daha fazla büyümesine zemin
hazırlayan devlet içerisindeki birtakım odakların örgütle girdiği kirli
ilişkiler karanlıkta kaldı. Karanlık aktörler ve kirli ilişkilerin üzerine
gidilmeyerek gelecekte oluşabilecek provokasyonlara imkân tanınmış oldu.”
şeklinde konuştu.
“Kirli ilişkilerin üzerine gidilmediği
için Cizre provokasyonu yaşandı”
6-8 Ekim olaylarından iki ay sonra Cizre’de yaşanan olaylara da
değinen Demir, o dönemki kirli ilişkilerin üzerine gidilmediği için Cizre
provokasyonunun yaşandığına dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Nitekim yaklaşık iki ay sonra Cizre’de yine PKK militanları
seferber edilerek HÜDA PAR teşkilatı ve mensuplarına karşı girişilen benzer bir
katliam senaryosu, o dönem devlet kurumlarında hâlâ provokasyonlar üzerinden
prim kasan aktif hücrelerin pervasızlığının bir başka örneğini göstermekteydi.
Kaldı ki Cizre provokasyonunda dönemin devlet içerisindeki aktörleri ve
bunların saldırı öncesi KCK yöneticileriyle olan ilişkileri deşifre olmasına
rağmen hiçbir işleme tabi tutulmadılar.”
“Deşifre edilmeleri zor olmayan
karanlık odaklar açığa çıkarılmadı”
Kirli bağlantılarla sahnelenen provokasyonların üzerine yeterince
gidilmediğinin altını çizen Demir, “Etkin soruşturmalar yürütülmedi. Deşifre
edilmeleri zor olmayan bu karanlık odaklar açığa çıkarılmadı. Dolayısıyla kirli
ilişki ürünü provokasyonların üzerinin bir şekilde örtülerek karanlıkta
bırakılması, aslında yakın siyasi tarihimizin de bir özeti olarak karşımızda
durmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Gazze tarihin tanık olduğu en
acımasız soykırımla karşı karşıyadır”
7 Ekim 2023'te başlayan Aksa Tufanı'nın 3'üncü yıl dönümüne
ilişkin de önemli değerlendirmelerde bulunan Demir, siyonist zulmün tarihsel
sürecine değinerek şöyle konuştu:
“1948’de Nekbe ile başlayan
toprak gaspı, zorunlu göçler ve kitlesel katliamlar; bugün Kudüs-ü Şerif'in
işgali ve ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'nın esaretiyle sürmektedir. Bu sistematik
kuşatmanın ve yok etme politikalarının en vahşi cephesi ise hiç şüphesiz
Gazze’dir. 2007'den beri karadan, havadan ve denizden abluka altında tutulan
Gazze son üç yıldır, tarihin tanık olduğu en acımasız soykırımla karşı
karşıyadır.”
“Direniş sebep değil, işgalin
doğurduğu kaçınılmaz bir sonuçtur”
7 Ekim 2023'te gerçekleşen Aksa Tufanı operasyonunun, onlarca
yıldır biriken zulüm ve kıyıma karşı bir patlama noktası olduğunun altını çizen
Demir, “Siyonistlerin Gazze'ye ve Filistin'e yönelik saldırıları 7 Ekim'de
başlamamıştır. Aksa Tufanı; yüz yıldır tırmandırılan zulme, tecride ve vatan
gaspına karşı yükselen meşru bir direnişin adıdır. Direniş sebep değil, işgalin
doğurduğu kaçınılmaz bir sonuçtur.” dedi.
“Filistin direnişinin
silahsızlandırılmasına yönelik baskılar kabul edilemez”
Bölge ülkelerinin arabuluculuğunda yürütülen ve adına “ateşkes”
denen süreçte bile siyonist işgal rejiminin, sivilleri katletmeye ve bebekleri
hedef almaya aralıksız devam ettiğine dikkat çeken Demir, şunları aktardı:
“Filistin Diplomasi Merkezinin verilerine göre, 10 Ekim 2025'te
ateşkesin ilan edilmesinden bu yana Gazze'de 302’si çocuk 144’ü kadın olmak
üzere bin 432 Filistinli şehit olmuş, 5 bin 26 kişi yaralanmış ve 198 kişi de
esir alınmıştır. Bu tablo, sözde ‘Gazze Barış Kurulu’nun ortaya koyduğu sorunlu
yaklaşımın açık bir göstergesidir. İşgal rejiminin ateşkes sürecinde dahi
katliamlarını sürdürmesine rağmen, baskının Filistin direnişinin
silahsızlandırılması üzerine yoğunlaştırılması kabul edilemez.”
“Gazze herkesin maskesini düşürmüştür”
“Filistin ve Gazze için 7 Ekim öncesi de sonrası da değişmemiştir”
diyen Demir, “Ne soykırımdan önce ne de sonra uluslararası kurumlar ve bölge
ülkeleri bu zulme karşı somut bir adım atabilmiştir. Filistin direnişi,
uluslararası toplumun yıllardır süren bu tepkisizliğine, vurdumduymazlığına
karşı halkını ve Mescid-i Aksa'yı korumak için harekete geçmek zorunda
kalmıştır. Ne yazık ki Batı'nın sahte insan hakları söylemi kadar, İslam
dünyası yöneticilerinin soykırım öncesinde de sonrasında da etkili ve caydırıcı
bir tepki ortaya koyamaması, siyonist barbarlığa cesaret vermiştir. Nitekim Şehit
Yahya Sinvar’ın da tarihe kazıdığı gibi ‘Gazze herkesin maskesini düşürmüştür.’”
diye konuştu.
“Filistinlilere silahsızlanmayı
dayatmak barış değil, teslimiyettir”
Uluslararası kurumların ikiyüzlü tavrını ve Batı merkezli
"barış planları" adı altında direnişi silahsızlandırma dayatmalarını
sert bir dille eleştiren Demir, “Bu tablo ortadayken işgalciyi yaptırımlarla
durdurmak yerine işgale direnen Filistinlilere silahsızlanma dayatmak, barış
değil teslimiyet dayatmasıdır.” ifadelerini kullandı.
Gazze'de gerçek bir barışın sağlanması için öncelikle işgal ve
saldırıların sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması, insani yardımların
önünün açılması ve ateşkes ihlallerine karşı işgal rejimine yönelik somut ve
caydırıcı yaptırımların uygulanması gerektiğini belirten Demir, HAMAS'ı yok
sayan ve direnişi silahsızlandırmayı amaçlayan hiçbir plana veya sözde anlaşma
teklifine taraf olunmaması çağrısında bulundu.
“Siyonist rejim her alanda tam bir
izolasyona alınmalı”
ABD desteğini arkasına alan siyonist işgal rejimini durdurmanın
yolunun sözlü kınamalar olmadığını, somut ve caydırıcı adımlar olduğunu
vurgulayan Demir, İslam coğrafyasındaki ABD üslerinin kapatılması, ABD'yi
finanse eden yatırımların durdurulması ve tüm anlaşmaların askıya alınması
çağrısında bulundu:
“Aksa Tufanı destanının yıl dönümünde bir daha diyoruz ki; ABD'nin
“şartsız ve sınırsız” desteğini arkasına alan işgal rejimini durdurmanın yolu,
sözlü kınamalar değil, somut ve caydırıcı adımlardır. İslam coğrafyasındaki ABD
üsleri kapatılmalı, ABD'yi finanse eden yatırımlar durdurulmalı ve tüm
anlaşmalar askıya alınmalıdır. Siyonist rejim askerî, diplomatik ve ticari her
alanda tam bir izolasyona alınmalı; başta Filistin’e komşu ülke Mısır olmak
üzere bölge ülkelerinin katılımıyla ortak bir askerî güç oluşturularak insanî
yardımların ve güvenliğin sağlanması amacıyla Gazze’de devam eden krize derhal
müdahale edilmelidir.”
“Kudüs ve Gazze İslam yurdudur,
sahipsiz bırakılmayacaktır”
Kudüs’ün, Gazze’nin ve bütün Filistin topraklarının bir İslam
yurdu olduğunu; sahipsiz olmadığını ve asla sahipsiz bırakılmayacağını
vurgulayan Demir, “Bu büyük ve tarihi direnişin
mimarlarını, şehit Yahya Sinvar'ı, Muhammed Deif’i, İsmail Heniyye’yi ve
ümmetin izzetini savunan aziz şehitleri rahmet ve hürmetle anıyoruz. Gazze
halkının eşsiz sabrını ve direncini saygıyla selamlıyor, tüm vicdan sahiplerini
işgale karşı sesini yükseltmeye çağırıyoruz.” dedi.





