Aile Başkanlığımız, Medenî Kanun’un yürürlüğe girmesinin yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı açıklamada, ithal kanunların toplumsal yapıda derin tahribatlara yol açtığını belirterek, "Kendi medenî hukukumuzu, kendi köklerimizi esas alarak yeniden inşa etmeliyiz." çağrısında bulundu.

Aile Başkanlığımız, 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren 743 sayılı Türk Kanunumedenisi’nin yıl dönümü vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı.

İsviçre Medenî Kanunu esas alınarak hazırlanan ve 2002 yılında yerini 4721 sayılı mevcut kanuna bırakan yasal düzenlemelerin toplumun tarihi ve kültürel gerçekleriyle uyuşmadığı vurgulanan açıklamada, Batı merkezli hukuk anlayışının aile kurumunu dağıtma noktasına getirdiği ifade edildi.

Medenî Kanun'un tarihsel süreci

743 sayılı Türk Kanunumedenisinin 17 Şubat 1926'da kabul edildiği hatırlatılan açıklamada, “4 Nisan 1926'da Resmî Gazete'de yayımlanmış ve 4 Ekim 1926'da yürürlüğe girmiştir. İsviçre Medenî Kanunu esas alınarak yapılan bu düzenleme yaklaşık 75 yıl yürürlükte kalmış, 2002 yılında yerini 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'na bırakmıştır.” denildi.

“Kanunlar toplumsal gerçeklikten kopuk olamaz”

Hukukun, toplumun sosyal ve ekonomik gerçeklerinden kopuk olamayacağına dikkat çekilen açıklamada, “Bu nedenle kanunların, içinde bulunduğu toplumun tarihi, kültürel, sosyal ve ekonomik gerçekleri dikkate alınarak şekillenmesi gerekir.” ifadeleri yer aldı.

Batı taklitçiliğinin acı faturası: Aile kurumu çözülüyor

Medenî Kanun'un yürürlüğe girmesinden bu yana geçen bir asrın, aile ve toplumsal yapımızda önemli çözülmelere yol açtığının altı çizilen açıklamada, “Dün Batılı ülkelerde yaşanan sorunların bugün farklı bir toplumsal yapıya, kültürel mirasa ve inanca sahip olan ülkemizde yaşanıyor olması kendimize has bir medenî hukuk inşa etmeyişimizin ve Batı taklitçiliğinin acı bir faturasıdır.” vurgusu yapıldı.

“Batı'nın sosyal krizleri artık bizim sorunumuz”

Bir zamanlar yalnızca Batılı ülkelerde görülen sosyal krizlerin bugün Türkiye'nin de birinci derecede meselesi haline geldiğine dikkat çekilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

“Bir zamanlar Batılı ülkeler için duyduğumuz boşanma oranlarının artışı, evliliklerin azalışı, zina ve cinsel sapkınlıkların normalleşmesi, nüfusun erimesi, ahlaki yozlaşmanın ve teşhirciliğin artması gibi durumlar artık bizim için birinci derecede sorun hâline gelmiştir.”

“Çözüm ve kurtuluş bizi biz yapan değerlerimizdedir”

Toplumun değerleriyle çatışan ve sosyal gerçeklikten kopan kanunların oluşturduğu tahribatın telafisinin kolay olmayacağına vurgu yapılan açıklamada, “Bu nedenle yapılması gereken, kendi medenî hukukumuzu kendi köklerimizi esas alarak yeniden oluşturmaktır. Kendi öz değerlerine sırt çeviren hiçbir milletin geleceği yoktur. Kurtuluş, bir zamanlar bizi biz yapan değerlerimizdedir.” denildi.