Gündem Değerlendirmesi (06.03.2018)

Partimizin 6 Mart 2018 tarihli gündem değerlendirmesi;

AİLE KURUMUNUN KORUNMASI

TÜİK’in verilerine göre 2017 yılında, bir yıl öncesine göre evlenen çiftlerin sayısında %4.2 oranında bir azalma, boşanma sayısında da %2’ye yakın bir artış meydana gelmiştir. Bununla beraber boşanmaların % 40’a yakını evliliğin ilk beş yılında gerçekleşmektedir. Bu durum, sapıklıkları yayma çalışmalarının hiçbir engelle karşılaşmadan açıktan yapılması, cinsel suçlarda artan suç oranları ve çocuklara yönelik cinsel istismar ile beraber değerlendirildiğinde aile kurumumuzun, toplumsal ahlaki değerlerimizin ve nesil emniyetinin büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Aile içindeki en küçük tartışmaya dahi aileyi koruma adına karakol ve adliyenin müdahalesinin doğru bir uygulama olmadığı anlaşılmıştır. Aileyi Koruma Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra artan boşanma oranları ve kadınlara yönelik şiddet olayları bunu kanıtlamıştır.

Aileyi yıkan sebeplerin başında maddi imkânsızlıklar ve geçim zorluğundan önce maneviyatın zayıflaması, buna bağlı olarak da ahlaksızlık, sadakatsizlik gelmektedir. Ahlaksızlığı, sadakatsizliği ve fuhşu teşvik eden yayınlar, zinanın alt yapısını oluşturarak aile kurumunu çökerten uygulamalar aile kurumunun altını oymaya devam etmektedir. Toplum içinde aile kurumunu dağıtmaya çalışan bu kadar odak varken bunları durduracak yasal tedbirler alınmadan sadece sonuçlar üzerinden polisiye tedbirlerle vaziyeti kurtarmaya çalışmanın netice vermesi mümkün değildir.

Doğru tedbirlerin alınabilmesi için teşhisin doğru konulması gerekir. Zinanın bile vergisinin ödenmesi şartıyla kurumsal bir hüviyete sahip olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Aile kurumuna saldırıları engellemeyen bir yayın mevzuatı ve her türlü ahlaksız ilişkinin teşvik edilmesine müdahale etmeyen bir RTÜK ile aileyi korumak mümkün değildir. Ülkenin her noktasında filtresiz, sansürsüz, hızlı internet erişimi sayesinde her bilgisayar, her akıllı telefon birer günah makinasına dönüşmüştür. 

Halkın can, mal, din, akıl ve nesil emniyeti devlet tarafından korunmalıdır. Hükümet,  ivedilikle alınması gereken bütün tedbirleri almakla sorumludur. Cinsel suçlar ve çocuk istismarına yönelik cezaların arttırılması, tek başına yeterli değildir. Başta RTÜK ve Aileyi Koruma Kanunu olmak üzere ilgili tüm mevzuatın değiştirilmesi, zinanın bütün hazırlayıcı ve teşvik edici fiillerle beraber suç olarak tanımlanması, özellikle gençlerin ve çocukların zararlı içeriklerden korunması için internet erişiminin sıkı bir filtrelemeye tabi tutulması, eğitim sisteminin bu perspektif ile gözden geçirilerek müfredatta değerler eğitimine ağırlık verilmesi gerekir.

Ayrıca evlilik teşvik edilmeli, maddi sorunlar nedeniyle evlenemeyen gençlere yardımcı olunmalı, boşanmayı kolaylaştırıcı yasa ve çalışmalar yerine aileyi bir arada tutmaya yönelik projelere ağırlık verilmelidir. Boşanma davası açmış veya boşanma eşiğine gelmiş sorunlu çiftlerin rahatlıkla ulaşabileceği, müftülüklerin bünyesinde evliliği kurtarma komisyonları kurulmalı, aile kurumunu ayakta tutma çalışmalarına sivil toplum kuruluşları dâhil edilmelidir.

28 ŞUBAT’IN BRİFİNGLİ YARGISI İLE FETÖ YARGISI MAĞDURLARI

28 Şubat postmodern darbenin 21. yılını geride bıraktık. Bittiği iddia edilen bu süreç, acıdır ki bütün sonuçları, zulümleri, haksızlıkları ve miras bıraktığı devlet hafızası mantığı ile 22. yılına da girmiş oldu. 28 Şubat’ın brifingli yargısı ile FETÖ yargısının hukuk dışı ve keyfi kararları ile birçok mütedeyyin kişi ömür boyu hapse mahkûm edildi. İslami kimliğinden dolayı 20-25 yıldır cezaevlerinde çürümeye terk edilen farklı İslami camialara mensup yüzlerce kişinin bu mağduriyetlerinin bilinmesine ve zaman zaman dile getirilmesine rağmen çözüm üretilmedi.

Sayın Cumhurbaşkanının 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında Konya’da;  5, 10, 15 yıldan beri cezaevlerinde bulunan FETÖ mağdurları vardır,  şeklinde yaptığı açıklama kamuoyunda ciddi bir beklenti oluşturmuştu. Kısa bir süre önce de bir röportajda;   o zaman verilmiş kararlarla mağdur oldukları için haklarını arayan insanlar var,  şeklinde bir açıklama daha yapması, bu beklentiyi farklı bir noktaya çıkardı. Nitekim bilahare bu açıklamalara istinaden, bir adımın atılıp atılmayacağı sorulduğunda Sayın Cumhurbaşkanı adalet bakanlığına, bu konuda adaletin tecellisi için yasal bir çalışma yapın, şeklinde bir talimat verdiklerini ifade ettiler. Geç de olsa bu talimatın verilmiş olması memnuniyet vericidir. Ancak bu kadar beklentiden sonra bir adım atılmaması durumunda süregelen zulüm ve haksızlıkların çok farklı bir noktaya ulaşacağının bilinmesi gerekir.

İslam ile ve İslami değerlerle mücadele edenlerin, İslami camia ve cemaatleri terör örgütü olarak fişleyenlerin oluşturduğu devlet hafızası temizlenmelidir. Legal olarak faaliyet yürüten birçok camia ve STK, mevzuata ve Ergenekoncu ve FETÖ’cü memurların oluşturduğu devlet arşivlerine göre ülke için tehdit ve tehlike olarak görülmektedir. Bu yaklaşımın güncel örneği, mülakatlar ve güvenlik soruşturmalarında açıkça görülmektedir. Hiçbir şekilde herhangi bir suça bulaşmamış dergi çevreleri ve STK’lara dahi terör örgütü muamelesi yapılmaktadır. Bu yapıların yasal ve izinli etkinliklerine katılanlar fişlenmekte yaptırılan güvenlik soruşturmalarında bu gibi gerekçelerle işe alınmamakta, çalışanların ise işine son verilmektedir. Ergenekoncuların, balyozcuların, 28 Şubatçıların, FETÖ’cülerin oluşturduğu bu kirli hafıza temizlenmeden yapılacak olan yeniden yargılama da neticeyi değiştirmeyecektir.

Yeniden yargılamada adaletin tecellisi ve mağduriyetlerin son bulabilmesi için, öncelikle kendileri terörist olanların hazırlamış oldukları terör örgütleri listeleri güncellenmelidir. İhdas edilen deliller ve kumpaslarla bir şekilde terör listesine alınmış örgütlü yapıları bu listeden çıkartacak hiçbir mekanizma bulunmamaktadır. Bu nedenle terörün tanımı, terör listesine alma ve çıkarma yetkisi, usul ve şartlarını belirleyen bir yasal düzenleme yapılmalıdır.

Yaşananlar ortaya koydu ki cezaevi çıkışında “tüm cemaatlerin kökünü kurutacağız” diyen şahsın daha sonra sarf ettiği “Türk yargısı şu anda altın çağını yaşıyor” sözleri de unutulmamalıdır. Bu cümlenin kurulmasına neden olan zihniyetine sahip yargıçların vereceği yeni ceza kararlarının vebali iktidarın boynunda olacaktır.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ