Gündem Değerlendirmesi (05.12.2018)

Partimizin 5 Aralık 2018 tarihli gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

Genel Merkezimiz tarafından yapılan haftalık gündem değerlendirmesinde; aile içi şiddet sorunu, Astana görüşmeleri ve G-20 görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. 

AİLE İÇİ ŞİDDET SORUNU

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Dairesi (UNODC), 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde bir rapor yayımladı. Raporda kadınlara yönelik şiddetin çoğunluk kısmının aile bireyleri tarafından işlendiği gerekçe göstererek “Ev, kadınlar için en tehlikeli yerdir!” şeklindeki skandal ifadelere yer verildi. Esasen bu bakış açısı aileye inanmayan, her meseleyi olduğu gibi bu meseleyi de ferdiyetçi ve bencil yaklaşımlarla değerlendiren, her türlü dini/ahlaki değeri yozlaştırarak ‘ev’ kavramını ‘yuva’ özelliğinden uzaklaştıran laik/seküler bir bakış açısının ürünüdür. Kadını erkek karşısında güç yarışına sokan ve kadını erkeğe karşı kışkırtarak kadının en güçlü yanı olan anneliği devre dışı bırakan ve böylelikle sorunun ana kaynağını oluşturan bu bakış açısının meseleye sağlıklı çözümler bulması elbette mümkün değildir.

Başta ülkemiz olmak üzere İslam Dünyası’nın tamamında iki asra yakın aleyhteki her türlü çabaya rağmen aile kurumu, dini/ahlaki referanslara bağlı kalarak ayakta tutulmaktadır. Ne yazık ki aile kurumu özellikle son birkaç yıldır feminist bir bakış açısıyla ele alınmakta ve kuzu postuna bürünmüş kurt misali “aileyi koruma” adına çıkarılan kanunlar ve bu kanunların uygulamaları ile aile kurumu baltalanmaktadır. Kamuoyu olarak son yıllarda aile içi şiddetin ve boşanmaların en önemli sebeplerinden birini teşkil eden fıtratı bozan bu kanunun değişmesi beklentisi içinde iken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı eli ile yanlışlar silsilesinin devam ettirilmesi aile kurumuna çok daha büyük darbeler indirmektedir. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı kaynakları tarafından sosyal medya ve kitle iletişim araçları üzerinden dolaşıma sokulan ve erkeği kadına şiddet uygulayan bir canavar gibi gösteren video her şeyden önce aile kurmak isteyen gençleri olumsuz etkilemektedir. Haklı tepkilerine rağmen halen televizyon kanallarında bu görüntülerin verilmeye devam etmesi ancak bir akıl tutulması olarak izah edilebilir.

Bu kapsamda kadın olsun erkek olsun herhangi bir kişinin tek taraflı beyanının cezai müeyyide uygulanması için yeterli bulunması çok tehlikeli bir düşüncedir. “Destekleyici başka delil veya şahitler olmadan sadece suç isnat edenin beyanının esas alınması” her şeyden önce hukuka ve insan haklarına tamamen aykırıdır. Bir kadının asla yalan söylemeyeceği, öfke ve intikam duygularıyla hareket etmeyeceği, hatta bu kanunu kötüye kullanmayacağı ön kabulü üzerine kurulmuş bu anlayış ve düşüncenin pratiğe geçmesiyle aslında boşanma nedeni olamayacak kadar çok küçük problemlerin dahi boşanmaya götürebildiği görülmektedir. Dinimizin “sulh daha hayırlıdır”(En Nisa 128) ilahi emri gereğince sulh yolunun sonuna kadar zorlanmasını emrettiği halde aile içi geçimsizliklerde bu yolu tamamen kapatan bu kanun ve uygulaması, cemiyete en büyük darbeyi vurmakta ve aileyi parçalamaktadır.

Yapılması gereken; aileye inanmayan Batılı bir anlayışla hazırlanmış bu kanunun bir an evvel lağvedilerek meselenin İslami referanslarla sadakat, şefkat, merhamet ve sulha dayalı olarak ele alınmasını temin etmektir. Bu kapsamda mesele sadece kadınla sınırlı tutulmamalı, aile kurumunu oluşturan her bir ferdin hukukunun korunduğu huzurlu bir aile/yuva ortamı sağlanmaya çalışılmalıdır.

ASTANA GÖRÜŞMELERİ

Suriye krizinin çözümüne yönelik Astana’da Rusya, Türkiye ve İran arasında gerçekleştirilen son toplantı, krizin uluslararası güçlerin menfaatleri doğrultusunda daha da derinleştiğini ortaya koymuştur. Siyasi çözüme yönelik oluşturulan silahsızlandırılmış bölgede gerçekleştirildiği iddia edilen kimyasal saldırının ardından aynı bölgeye yönelik başka saldırılar gerçekleştirilmiş ve Rusya tarafından, bölgenin gruplardan temizlenmesi önerisi gündeme getirilmiştir. 2011 yılından bu yana Suriye’de yaşanan iç savaş, yüz binlerce insanın  ölümüne, 10 milyona yakın Suriyelinin mülteci konumuna düşmesine ve milyarlarca dolarlık maddi zarara sebebiyet vermiştir. Vekâlet savaşına dönüşen alanda bölge ülkeleri krizin siyasi çözümünü sağlamak yerine, uluslararası aktörlerin isteği doğrultusunda hareket etmiş ve savaşın etkileri tüm bölgeye yayılmıştır. Özellikle İslam dünyasında maddi-manevi derin yaralar açılmasına sebebiyet veren Suriye iç savaşından kazançlı çıkan tek bir İslam ülkesi yoktur. Kazanan, bir bütün halinde İslam coğrafyasını emperyalist emelleri doğrultusunda yeniden dizayn etmek isteyen siyonizm ve emperyalizm olmuştur.  Gelinen noktada, siyasi çözümün sağlanmasına dönük umut verici adımlar atılmış olsa da kontrollü bir krizin devamını arzu eden aktörler tarafından gerçekleştirilen saldırılarla çözüm süreci baltalanmaktadır. Suriye’de meydana gelen iç savaşın siyasi çözümü, uluslararası aktörlerin isteği doğrultusunda hareket eden bölge ülkelerinin bu çıkmaz sokaktan bir an önce çıkarak bütün yaşanmışlıklara rağmen kendi aralarında anlaşma yapmalarına bağlıdır. Bölge ülkeleri, bu süreçte etkin roller üstlenip Suriye’deki farklı kesimlere adalet temelinde bir yaşam imkânı tanıyan yeni bir anayasanın hazırlanmasında etkin roller üstlenmeli ve inisiyatifi uluslararası aktörlere bırakmamalıdırlar. 

G-20 GÖRÜŞMELERİ

Arjantin’de gerçekleştirilen G-20 liderler zirvesinde, çoğunlukla terörün finansal ve ideolojik destekçisi olan ülkelerin sonuç bildirgesinde aldığı “terörün kınanması kararı”, yeryüzünde yaşayan bütün insanların aklı ile alay etmekten başka bir anlama gelmemektedir. Dünyada ekonomik ve sosyal adaletsizliğin temel kaynağı olan Batılı emperyalist güçler, özel şirketler aracılığıyla Afrika ve İslam coğrafyasında kaynaklarını sömürmekte ve çoğu yerde iç çatışmaların yaşanmasına zemin hazırlamaktadırlar. Çıkar çatışmaları sebebiyle çoğu zaman kendi aralarında gerilim yaşayan ülkelerin, kendi çıkarlarına uygun olacak şekilde reforme edilmiş bir ekonomik düzen kurma arzusu zirvenin temel konusu olmuştur.

ABD, bir kez daha Paris İklim Anlaşması’nı imzalamamakta ısrar etmiş ve böylelikle dünya çapında yaşanan çevre felaketleri ile iklim değişikliklerinin baş aktörlerinden biri olduğunu tescillemiştir.

Rusya ve Ukrayna arasındaki son gerginlik, ABD ve Rusya’yı doğrudan karşı karşıya getirme ihtimali doğurmuş olsa da her şeyin üstünde tutulan çıkarlar bunun önüne geçmiştir. Mesele, ABD ile Rusya liderleri arasında doğrudan temas kurulmaması şeklinde formülize edilerek küresel bir sorun haline getirilmemiştir. Yaşanan bu gelişme, uluslararası güçlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından kaynaklı bir savaşı dahi kendi topraklarında istemediklerini ve savaşacaklarsa da bu savaşı mazlum İslam coğrafyasına taşımak istediklerini açıkça ortaya koymuştur.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

 

 

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI