Gündem Değerlendirmesi (20.11.2018)

Partimizin 20 Kasım 2018 tarihli iç ve dış gündeme ilişkin gündem değerlendirmesi;

/ GÜNDEM DEĞERLENDİRMELERİ / Küçült | Büyüt

İNFAZ YASASINDA DEĞİŞİKLİĞE İLİŞKİN TASLAK

Geçtiğimiz günlerde bazı basın kuruluşlarında AK Parti’nin, infaz sürelerinde değişikliği öngören bir yasa teklifi üzerinde çalıştığına ilişkin haberler yer aldı. İnfaz sürelerini uzatmayı öngören ilgili teklifin yasalaşmasının ne hukuka ne de topluma hiçbir katkısı bulunmayacaktır. Hukuku sadece ceza boyutuyla anlayan ve suçların önlenmesini astronomik cezalarla sağlayabileceğini düşünen bir anlayışın topluma katabileceği bir şey yoktur. Suç ve suçluyla mücadele etmek isteyen iktidar, insanları suça iten sebepleri analiz etmeli; suç ve suçlu üreten sistemi rehabilite ve ıslah etme yoluna gitmelidir. Aksi takdirde bir suçun karşılığının 20 yıl veya 50 yıl olmasının, suçlu nazarında hiçbir karşılığı olmayacaktır. Nitekim idam cezasının uygulandığı ülkelerde suçların işlenmesi engellenememektedir.  

Ceza infaz sisteminin kendisi de ıslah ve rehabilite anlayışından yoksundur. Uzun hükümlülük döneminde mahkûmu zihni, vicdani ve ahlaki bir eğitime tabi tutmamakta; pişmanlık duymasını sağlayacak bir muamele ve müdahalede bulunmamaktadır. Aksine insan hakkı ihlali kapsamına giren bazı uygulamalarla hem mahkûm hem yakınları kışkırtılmakta ve cezaevlerinin bir ıslah-ihya evinden ziyade suçlu ihtisas merkezi olmasının önü açılmaktadır.  Bu dönüşümü sağlamak, öncelikle suç üreten mekanizmalar ile suç işlemeye teşvik eden etkenleri ortadan kaldırmakla mümkün olacaktır. Aksi takdirde sadece ceza hukuku bağlamında yürüyecek bu sistemin bir ayağı daima aksak olacaktır. Bu anlamda üzerinde çalışılan infaz yasasında bu hususların mutlaka dikkate alınması gerekmektedir.

ASIM’IN NESLİ Mİ DEĞER YARGILARINDAN KOPARILAN NESİL Mİ

Bir araştırma şirketinin yakın zamanda yayınladığı verilere göre Türkiye’deki 15-30 yaş aralığındaki kişilerin, %31,2’si milliyetçi, %29,6’sı Atatürkçü, %16,8’i muhafazakâr, %12,6’si dindar, %11'i demokrat %6,5’i İslamcı ve %6,3’ü laik olarak kendini tanımlamaktadır. 10 yıl önce yapılan araştırmalara ilişkin veriler, kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan bireylerin oranını %70’lerde gösterirken, bugün yapılan araştırmalarda kendini dini kimliğiyle tanımlayan gençlerin oranının oldukça düştüğünü ve iktidar partisinin söylem ve iddialarının aksine; dindar nesil projesinin değil, ideolojik bir nesil yetiştirildiğini gözler önüne sermektedir.

Mevcut eğitim sistemi inanç ve değer yargılarımızdan uzak, sosyo-kültürel dokumuza uymayan müfredat ve metodolojiyle gençlerimizi sapkın ideolojilerin kurbanı haline getirmektedir. Hukuk sistemi ise, yine toplumla barışık olmaktan uzak;  toplumun inanç ve değerleriyle barışık düzenleme yapamamaktadır. Böylelikle gençlerin fikri ve ahlaki altyapısını tahrip eden dış etkenler önlenememekte; hedeflendiği şekli ile aile kurumu ve yapısı korunamadığı gibi dağılmasının önü açılmaktadır. 

Toplumumuzun geleceği olan gençlerimize, bugün Avrupa toplumunun alkol, uyuşturucu, fuhuş bataklığında olan genç nüfusu örnek gösterilemez, gösterilmemelidir. Buna rağmen gençliğin bu yönde dönüşümü için hem sosyal hem kültürel birçok adım atılarak söz konusu ‘bohem hayat’ gençlerimize cazip gösterilmektedir. Bakanlık, kendi kontrolündeki kültürel, sanatsal ve bilimsel faaliyetlerle bu yozlaştırmanın önüne geçmeli ve toplumumuzun geleceğini tehdit eden bu yönelimleri hem bilimsel hem ahlaki altyapıya sahip bir eğitim modeliyle bertaraf etmelidir.

TUTUKLAMA BİR CEZALANDIRMA ARACI DEĞİL, GÜVENLİK TEDBİRİDİR

FETÖ üyeliği iddiasıyla yeni doğum yapmış bir kadın, birkaç günlük bebeğiyle tutuklandı. Tutukluluk bir ceza değil, güvenlik tedbiridir. Dolayısıyla uygulaması keyfiyete bırakılamaz. Yeni doğum yapmış bir annenin, bebeğini de mağdur edecek bir tutukluluk halinin ne topluma ne de hukuk sistemine bir faydası olmayacak; aksine kışkırtıcı ve tahrik edici bir boyut kazanacaktır. Söz konusu uygulamada bir kamu yararı da bulunmamaktadır. Bireylerin yaşam hakları tüm evrensel ve insani hukuk kuralları çerçevesinde en üstte tutulmuştur. Bu tür değerleri ihlal edecek her türde fiil ve eylemden kaçınılmalıdır. Hukukun yine insanlar için olduğu unutulmamalıdır.

28 ŞUBAT UYGULAMALARINA GERİ Mİ DÖNÜLÜYOR

İzmir’de, 10 Kasım törenlerine katılmayan bir imam hakkında yapılan idari uyarı ile Tokat’ta anaokulu öğrencilerini camiye götüren okul müdürü hakkında yapılan kampanya, 28 Şubat’ın Kemalist, ırkçı ve seküler ideolojisinin tahakkümünü hatırlatmaktadır.

Dindar ve erdemli bir nesil yetiştirmek amacıyla çocuklar camilerle barışık hale getirilmeli, ahlaki eğitimleri en ön planda tutulmalıdır. Buna yönelik çalışan eğitimcilerin maruz kaldıkları uygulama, hala eski paradigmalarla hareket edildiğini göstermekte; toplum ve idare arasındaki ideolojik derin uçurumu yansıtmaktadır. Toplumun değer yargılarından uzak hiçbir siyaset modelinin kalıcı olma ihtimali yoktur. Müslüman Türkiye toplumunu seküler bir çizgiye kaydırmak isteyen bu tür uygulamalar halk nezdinde karşılık bulamayacaktır.

YÜKSELEN İŞSİZLİK

Hükümetin işsizliği düşüreceğine ilişkin müteaddit taahhütlerine rağmen işsizlik oranı yukarı doğru tırmanmaya devam etmektedir. Yakın bir gelecekte işsizliğin azalmasına dair bir umut ışığı da maalesef görünmemektedir.

İstihdam oluşturmayan, üretimi esas almayan; ithalat ve inşaat ile büyümeyi yeterli gören ekonomi politikalarının doğru olmadığı tüm açıklığıyla ortaya çıkmıştır. Hükümet genç ve üretken nüfus avantajını kapsayıcı büyüme ve  refahı tabanı yaymak için avantaja dönüştürmek yerine günbegün işsizliğin tırmanışını seyretmektedir.

Zaten yetersiz olan üretim ve yatırımların sadece bazı kentlerde ve bölgelerde toplanması işsizliğin, yatırım yapılmayan bölgelerde ortalamanın iki katından fazla gerçekleşmesine neden olmaktadır. Gençlerdeki işsizlik oranı ise çok daha vahim boyutlardadır. Bu oran bazı bölgelerde yüzde 50’nin üzerindedir. Yani her iki gencimizden biri işsizdir.

Temel sorunlarla yüzleşmek ve köklü/kalıcı çözümler geliştirmek yerine sorunlar geçici pansuman tedbirlerle halının altına süpürülmektedir. Reel sektörün önünü açan, iş hayatındaki sorun ve sıkıntıları azaltan düzenlemeler yapılmalıdır. Reel sektörün gün geçtikçe zayıflaması, hükümetin herhangi bir tedbir geliştirmemesi gelecek açısından sıkıntıların daha da artacağının işaretidir. Önlem alınmazsa toplu işçi çıkarmalar, iflaslar yaşanacaktır.

Durum daha da kötüye gitmeden, işsizliği azaltıcı, düşük gelirli vatandaşların durumunda iyileşme sonucunu doğuran nisbi kapsayıcı büyümeyi sağlayan, üretimi ve istihdamı büyüten bir ekonomi politikası hayata geçirilmelidir. En çılgın proje insanlarımıza iş oluşturan ve özellikle dar gelirli geniş halk kitlelerinin refahını artıracak adımlardır.

YEMEN’DEKİ İNSANLIK KRİZİ

Yemen’de devam eden iç savaş ve dış müdahaleler, krizi derinleştirmekte ve sivillerin temel ihtiyaçlarını karşılamalarını engellemektedir. Halihazırda 18 milyon kişi açlık ve salgın hastalık tehdidi ile karşı karşıya bırakılmış; yaşanan insani trajedi Müslüman kamuoyunun gündeminden çıkarılmıştır.

Yemen’de acil bir ateşkesin sağlanması elzem olup tüm uluslararası kuruluşların ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın inisiyatif alması sağlanmalı; hükümet bu noktada her türlü girişimde bulunmak suretiyle Yemen’deki insanlık krizinin sonlandırılması amacıyla adım atmaktan çekinmemelidir. 

ARAKANLI MÜSLÜMANLARA İLİŞKİN İNSANLIK KRİZİ

Myanmar ordusu ve işbirlikçi Rakhine çetelerinin vahşetlerinden kaçarak ülkelerini terk eden milyonlarca Arakanlı bugün Bangladeş, Tayland gibi ülkelerde açlık, hastalık ve ölüm tehdidi ile karşı karşıya yaşamaktadır. Ne Myanmar ne de Bangladeş’in Arakanlıların mağduriyetlerini gidermeye yönelik bir adımları olmadığı gibi Myanmar, sistematik bir soykırım gerçekleştirerek Müslüman nüfusu yok etmeyi arzulamaktadır. Hem Müslüman kamuoyu hem uluslararası organizasyonlar bu ihlaller karşısında sessiz kalma alışkanlıklarını terk etmeli; sorunun nihai ve kalıcı bir şekilde çözüme kavuşması için inisiyatif almalıdırlar.

SİYONİST İŞGALCİNİN GAZZE’YE YÖNELİK SALDIRILARI

İşgalci siyonist ordunun kara yoluyla Gazze’ye giren suikast timinin pusuya düşürülmesi akabinde siyonist işgal güçleri Gazze’ye yönelik çok sayıda hava saldırısı gerçekleştirilmiş, birçok Filistinli bu saldırılar neticesinde şehit olmuştur. Mısır arabuluculuğunda sözde barış görüşmeleri devam ederken siyonist işgalcinin gerçekleştirdiği suikastin arka planında yatan sebep, yüzyılın antlaşması olarak ilan edilen ihanet antlaşmasının yürürlüğe sokulmasıdır. ABD başkanı Trump’ın da önceliği olan ve iki ay içerisinde açıklanacağı belirtilen bu antlaşma, Filistin’in tasfiye planıdır. İslam Dünyası bu hain adıma karşı her düzeyde ve âcilen tedbir geliştirme yoluna gitmelidir.

AVRUPA ORDUSU

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un geçtiğimiz günlerde dile getirdiği, Rusya’ya karşı ABD’den bağımsız bir Avrupa ordusu önerisi, Angela Merkel’den destek görmüş ve Merkel, Avrupa Güvenlik Konseyi kurulmasını önermişti. Avrupa’da birlik yönünde yaşanan gelişmelerin aksine bölgemizde var olan ihtilaflar giderek daha da derinleşmektedir. Mezhep temelli ihtilaflar bölgemizde ciddi istikrarsızlıklar doğurmuş ve ABD ile Avrupa ordularının bölge ülkelerine müdahalesine sebebiyet vermiştir. İslam ülkeleri, ne yazık ki bir araya gelerek ihtilaflarını giderecek bir formül aramaktan dahi uzak bir noktadadır. Bunun sonucunda bölge halkı iç savaş, salgın hastalık ve açlıkla mücadele etmekte ve her gün binlerce Müslüman yaşamını yitirmektedir.

HÜDA PAR olarak, mezhep ya da ırk ayrımı gözetmeksizin tüm İslam ülkelerinin güç birliği yapmasını, bölgede var olan kaosu herhangi bir dış aktöre ihtiyaç duymaksızın sonlandırmasını ve bölgedeki istikrarın en hızlı şekilde sağlanması yönünde adım atılmasını talep ediyoruz. Aksi durumda kaos daha da derinleşerek bölgede tamiri mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır.

TÜRKİYE’NİN LİBYA KONFERANSINDAN ÇEKİLMESİ

Türkiye, geçtiğimiz günlerde İtalya’da düzenlenen Libya konferansından, bazı ülkelerin süreci kendi lehlerine çevirmeye çalıştığı gerekçesiyle çekildiğini açıkladı. "Arap Baharı" denilen  süreç Libya’yı, NATO müdahalesiyle başlayan bir kaosun ve iç savaşın içine sürükledi. Ülke, iç savaştan bu yana otorite ve istikrar sorunu yaşamaya devam etmektedir.   Libya’da Trablus ve Tobruk’ta ortaya çıkan rakip siyasi otoriteler aracılığıyla kriz, ülkenin kaynaklarından pay almak isteyen devletler tarafından daha da derinleştirilmektedir. Daha önce İtalya tarafından işgal edilen Libya’nın istikrara kavuşması için yine İtalya’da bir konferans düzenlenmesi büyük bir aldatmacadan başka bir şey değildir. İslam dünyası, iç meselelerinin çözümü için ferasetten uzak idareciler eliyle işgalcilere muhtaç konuma düşürülmüştür. Libya’da çözümün sağlanması için İslam ülkelerinin öncülüğünde bir toplantı düzenlenmeli ve otoritenin tek merkezde sağlanması konusunda bir program geliştirilmelidir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI