Yavuz: Davalarını ilke edinmiş hür kadrolarla çalışıyoruz

Genel Başkanımız Mehmet Yavuz " Bir ideal yolunda mütevazı imkânlarla, davalarını ilke edinmiş hür kadrolarla, aşk ve şevk ile çalışmalarımıza devam ediyoruz." dedi.

/ GENEL MERKEZ / Küçült | Büyüt

Genel Başkanımız Mehmet Yavuz, katıldığı bir televizyon programında gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına 24 Haziran'da yapılacak olan seçimlerde parti olarak alınan kararlara değinerek başlayan Yavuz, "81 ilde normalde tam listeyle seçime giriyorduk. Son anda seçim barajının adaletsizliğinden kaynaklı olarak 2 ilde, Diyarbakır ve Batman’da bağımsız adayları destekleme stratejisi ortaya koyduk. Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu ve Genel Başkan Yardımcımız Aydın Gök'ün, Diyarbakır ve Batman'da seçime bağımsız girmesini uygun gördük. Geriye kalan 79 ilde de tüm liste şeklinde bizim açımızdan bir ilk olarak Türkiye’nin tamamında seçime gireceğiz. Bizim açımızdan bu bir aşk, şevk. Bir davaya inanma, memleketimize hizmet etme, bir ideal yolunda çok kıt ve mütevazı imkânlarla, amatör bir ruhla, hizmet yolunda kendisine bu davayı ilke edinmiş hür kadrolarla zor da olsa bizim açımızdan mümkündür." dedi.

"Biz 81 ilin hiçbirinde ayrıma gitmeden Türkiye’ye mesaj veriyoruz." diyen Yavuz "81 ilde seçime girme, hem örgütlülüğümüz, seçimlere girme yeterliliğimiz, hem de ayrım yapmadığımızı, Türkiye’nin her iline, her kasabasına, her beldesine mesajımız olduğunu, Türkiye’nin farklılıklarını zenginlik gördüğümüzü ifade bakımından da önemli oldu. Tunceli adayımız Tuncelili değil. Oradan oy almayı düşünüyoruz. Türkiye’nin her tarafından oy alabileceğimizi düşünüyoruz. Bu gaye ve maksatla tercihimizi ortaya koyduk. Biz zaten 2 seçim tecrübesi yaşadık. Daha önce 30 Mart'ta lokal bir seçim gördük. 11 ilde seçime girdik. Daha sonra 7 Haziran seçimlerinde 9 ilde bağımsız adaylarla seçime girdik. Daha önce de seçimlere girme yeterliliğine sahip bir partiydik. Bir alt yapımız vardı. Şimdi bunun üzerine 81 ilde seçime girme iradesi gösterdik." ifadelerini kullandı.

"HÜDA PAR olarak bağımsız ve bağlantısız bir hareketiz"

Genel Başkanımız Yavuz, partimizin Hizbullah Cemaati ile bir ilgisinin olup olmadığı konusunda ise şunları dile getirdi:

"HÜDA PAR olarak bağımsız ve bağlantısız bir hareketiz. Hiçbir yapıyla ilişkimiz yok. Fakat tabanlarımız herhangi bir toplum kesimiyle kesişebilir. Buna diyecek bir şeyimiz yok. Türkiye’nin yakın tarihinde normal bir zaman diliminde değiliz. Meseleleri analiz ederken o şartları göz önünde bulundurmak lazım. Acı olaylar yaşadık, birbirini tetikleyen olaylar zinciri, millet olarak ciddi bedeller yaşadık. Bir normalleşmenin yaşanması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye’nin devlet yapısının bir dönem terör örgütlerince yönetildiğini söylesek çok abartılı olmaz. Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala, 7 bin istihbaratçı polisin, 6700 polisin FETÖ mensubu olduğunu söyledi. Ya da doğu ve güneydoğu özelinde memurların Türkiye’nin hassasiyetlerinden haberdar edilmeleri adına evlerinin önüne bombalar atıldığı bir zaman diliminden geçtik. O açıdan yakın tarihi değerlendirmeye tabi tutarken o hassas süreçlerde devlet yönetiminin içinde bulunduğu yanlışların da göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünüyorum. Sadece bir kesimi günah keçisi görmenin doğru olmadığını, devletin pratiği ortadayken o dönemin devlet yapısının hele hele 15 Temmuz'dan sonra nelerin yaşandığı ortaya çıkmışken biraz daha soğukkanlı olmamız gerektiğini düşünüyorum. Silahlar gömüldü mü? Bunu Hizbullah’ın yetkililerine sorun. Bir siyasetçi olarak bütün örgütleri yakından takip ediyoruz. Ben bugüne kadar Hizbullah’ın 'Ben silahları gömdüm.' dediğine şahit olmadım. Şiddeti yol ve yöntem olarak reddediyoruz. Şiddet bu memlekete zarar getirdi. Şiddetin kullanılmaması gerekiyor."

"HDP ile ittifak görüşülmedi ki olsun"

HDP ile ittifak konusunda neler yaşandığı konusunda ise Yavuz "HDP ile ittifak görüşülmedi ki olsun. Hiç görüşülmedi. Bizler seçime girme yeterliliği olan 10 partiye randevu talebinde bulunduk. 5 siyasi parti karşılık verdi. Bir partiye, Demokrat Partiye ulaşamadık. Randevu talebimize yanıt vermeyen partiler oldu. Randevuya kabul etmeyen bir parti de HDP. Dolayısıyla görüşülmemiş bir mesele üzerinden de ittifak zaten gündeme gelmiş olamaz. Seçim dönemlerinde Türkiye’de ciddi sıkıntılar, çatışmalar oluyor, Allah muhafaza kan dökülüyor. Bunun yaşanmaması adına 'Herkesle görüşelim, normalleşme yaşansın, herkes birbiriyle centilmence müzakere kanalları açık olsun.' diye görüşmek istedik. Büyük fotoğrafta ise Ortadoğu denilen İslam coğrafyasında emperyalist güçler bizim gen haritamızı çıkarmışlar. Her türlü farklılıkların farkındalar. Son tahlilde Suriye’deki gibi sonu belirsiz intikam savaşları istiyorlar. Biz de İslam coğrafyası olarak malzeme taşıdığımız için bunun önünü alma adına, bu tuzağı gördüğümüzü, kendi imkânlarımız ölçüsünde diğer partilerle görüşmek istedik. Randevu vermeyenler HDP, CHP, MHP ve BTP. AK Parti, Saadet Partisi, Vatan Partisi, İyi Parti ve Büyük Birlik Partisi ile görüştük. Seviyeli güzel diyaloglarımız oldu." şeklinde konuştu.

"Yanlış giden hususları birinci elden Erdoğan’a ilettik"

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşüldüğünü de belirten Yavuz "Erdoğan’la, seçimler konuşuldu. Türkiye’de yanlış gittiğini düşündüğümüz konuları, eleştirilerimizi, yanlış giden hususları birinci elden Erdoğan’a ilettik. Türkiye’de ciddi bir kamplaşma olduğunu, buna hizmet edecek söylemlerden uzak durulmasını, gereksiz olduğunu düşündüğümüz milliyetçi söylemin fay hatlarını tetiklediğini, siyasetin mekanizmasının üstünde oturanların biraz daha itidalli dil kullanmaları gerektiğini söyledik. Erdoğan’da kendi penceresinden olaylara baktığını, bizim gördüğümüz şeyi kendisinin görmediğini, çok abartılacak bir milliyetçi söylemin olmadığını söylediler." dedi.

HDP ile savaş yaşanmadı ki barış olsun

Yavuz, Genel Başkan Yardımcımız Sait Şahin'in açıklamaları ve “HDP ile barış şerbeti içmeye hazırız.” ifadesi hakkında ise "HDP ile görüşme talebimiz oldu ama görüşme olmadı. Biz ittifak talebiyle görüşme talebinde bulunmadık. İttifak gündemimiz yoktu. Görüşelim, görüşme kanalları açık olsun. Maalesef geçenlerde Ankara’da siyasi partiler arasında bir takım sıkıntılar oldu. Seçim dönemlerinde çatışmalar meydana geliyor. Bunların meydana gelmemesi adına tüm partilerden randevu talep ettik. Her parti halka kendini anlatsın, halk kimi tercih ederse saygı duyalım. Biz zaten seçimleri normal yürütelim derken sadece Kürtleri kastetmedik. HDP ile savaş yaşanmadı ki barış olsun. Seçim dönemlerinde gerginlikler yaşansa da bir savaş yok. Biz siyasa partileri düşman olarak değil rakip olarak görüyoruz." açıklamasında bulundu.

"Kürd meselesinde asıl sorun ulus devletin dayatmaları, dil ve kimlik önündeki yasaklardır"

Genel Başkanımız, Kürd meselesi ve ana dilde eğitim konularında ise şu görüşleri paylaştı:

"Biz sorunu tanımlarken Kürt sorunu demiyoruz. Kürt meselesi diyoruz. Sebepler var, sonuçlar var. Bu bir siyasi meseledir. Sebep ulus devletin dayatmalarıdır, dil ve kimlik önündeki yasaklardır. Bu mesele ciddi anlamda can yakmıştır. Bu mesele yerelliği aşarak küresel bir boyut kazanmıştır. Sonuçları can yakıyor. Meselenin sonuçlarıyla uğraşa uğraşa bir adım yol alamadık. Devlet aklı tarafından sonuca varamadık. Peki, meseleyi nasıl çözüyoruz. Kürt meselesi şudur; siyasal, kültürel ve ekonomik bir meseledir. Bir dil ve kimlik meselesidir. 16 Nisan referandumuna evet dememizin sebebi budur. Mevcut anayasada anadilde eğitimin önü engellenmiştir. Özellikle Kürd vatandaşların ve Türk olmayanların kendini öteki görmesine sebep olmuştur. Sosyolojik olarak bu konunun uzmanları böyle görseler de önemli bir kesim bunun böyle olmadığını düşünüyor. Türk kelimesi geçmişte balkanlarda 'Türk müsün, Müslüman mısın?' şeklinde, doğuda Kürd bölgelerinde 'Kürt müsün Müslüman mısın?' şeklinde oluşmuş. Esasen bazı ırklar İslamla meczolmuşlar. Burada problem yok. Ancak vaka gelinen aşama bir sorunun olduğunu ortaya çıkarıyor. Bu sorunla yüzleşelim. TRT Kürdi’ye çıkan tek genel başkanım. Ekranları bize açıyorlar. Genel başkanlar içerisinde Kürdçe konuşacak tek kişi olmamızdan kaynaklanıyor. Sosyal hayatta önemli adımlar atıldı. Ancak bir adım daha var. Bunu anayasal olarak da değiştirsek tamamdır. Bir halkın İslami ve insani hakkı olan anadilde eğitimin önündeki engeli kaldıralım. Bölünme, ulus devletin dayattığı bir korkudur. IŞİD Türkiye için tehdittir. IŞİD İslam’ın sembollerini kullanıyor diye biz ucube başörtü yasağıyla yüzleşmeyecek miyiz? Memurlar artık başörtü takabiliyor. Peki, IŞİD’in güvenlik tehdidi var diye bu özgürlüğü hediye etmeyecek miyiz? Selçuklu’dan Osmanlı’ya dil yasağı yoktur. Bu sorunu ortadan kaldırmaya çalışmalıyız. HÜDA PAR adına rahatça söylüyorum; bu sürece katkı vermeye hazırım. 15 Temmuz'da meydanlara çıkmış, memleketi işgale karşı kurtarmış, fertleri tankların altında can vermiş bir parti olarak konuşuyorum. Geçenlerde hemşerilerimizle görüştük. Güzel tepkilerle karşılaştık. Memleketin normalleşmesine katkı sağladığımız için, 15 Temmuz'da meydanlara çıktığımız için. Darbe anayasasının değişmesine yönelik tavrımızı tebrik ediyorlar. Yeni sivil, baskıcı olmayan anayasaya evet demiştik. Vatandaş bunu görmüştü. Tebrik ediyor. Vatandaşımız Diyarbakır ve İstanbul arasında köprü kuracak olarak görüyor. Yine milletimizin sağduyusu galip geliyor da kopuşun yaşanacağı badirelerden geçtik te milletin sağduyusu galip geldi. Milleti İbrahim olarak Türk, Kürt, Laz Çerkez bu milletin tamamının köprülerinin tamirine ihtiyaç var."

“Devlete giydirilecek libasın ideoloji değil adalet olduğuna inanıyoruz.”

"Laikliğin doğurduğu kriminal vakalarla yüzleşilmesi gerekir." diyen Yavuz "Ulus devletin inşasında Türklük üzerinde vatandaşlık oluşturuldu. Biz bunun diğer kavimlerce ötekileştirme ve can yakıcı olduğunu söylüyoruz. Anayasada laikliğin tanımsız olduğundan şikâyetçiyiz. Laikliğin arkasına sığınılarak Türkiye partiler mezarlığına dönüştürüldü. Bu memlekette vakit ve nakit israfına yol açıldı. Yüzleştik, normalleşmeye katkı sağladık. Burada laikliğin tanıma ihtiyacı vardır. Devlet her dine eşit mesafede olmalıdır. Devlet kendisine laiklik tehlikeye girmiştir diye darbe yapmazsa, özgürlüğün önüne ket vurmazsa sıkıntı olmaz. Devlet bir ideoloji dayatmayacağı gibi din de dayatamaz. Dinin özünde de bu yasaklanmıştır. Dini kimseye zorla kabul ettiremezsiniz. Devlete giydirilecek libasın ideoloji değil adalet olduğuna inanıyoruz. Devletin dini adalettir. Adaletin tanımında da uzlaşsak tamamdır. Bize göre adalet her hak sahibine hakkını eksiksiz bir şekilde teslim etmektir. Her insanın dini, aidiyeti ne olursa olsun dinini, canını, neslini, akıl emniyetini garanti altına almaktır. Devletin varlık nedeni budur. Devlet bunu temin edebilirse, bu yönde inanç gruplarına garanti ederse bu doğrultuda pratik ortaya koyabilirse memlekette huzursuzluk olmaz." şeklinde konuştu.

"HDP ile aramızda kan davası değil rekabet vardır"

Konuşmasında HDP'ye bakış açımız için ise Yavuz "HDP ile aramızda kan davası değil rekabet vardır. Düşmanlıklar olmaz. Dolayısıyla bizim bütün partilere bakış açımız bu şekildedir. Bu şekilde özgüveni yüksek insanlar olarak tüm partilerle görüşme talebinde bulunduk. Türkiye’nin en genç partilerinden biriyiz. İlk defa Türkiye’de seçimlere gireceğiz. 24 Haziran bizim için bir ölçüm olacak. Oy üzerinden kendimize bir rol biçeceğiz. Oy bir başarı kriteridir. Türkiye’nin normalleşmesine katkıda bulunmanın, memleketteki yanlışları hakaret etmeden, küfretmeden, tekfir etmeden dile getirmenin önemine değiniyoruz. HÜDA PAR olarak hep beraber zarar gördük çatışmalardan. Ciddi bedeller ödemişiz.  Bir daha bu acılar yaşanmasın diye bir adım atmayı başarı kriteri olarak görüyoruz. Yasal ve anayasal olarak eksik bırakılmış, tamamlandığı zaman insanların bir kısmının kendini ayrı görmeyeceği bir ortamdan bahsediyorum. Hakkımızı savunurken şiddete başvurursak haksız duruma düşeriz. Hakkımızı diyalogla dile getireceğiz. Şiddet işin içiresine karışırsa haksızlık vardır, cürüm, kan ve gözyaşı vardır. Tümünü reddederek açık siyaset kapısın kullanarak siyaset yapacağız." ifadelerini kullandı.

Biz yüzyıllardan beridir bu topraklarda yaşıyoruz"

"Cumhur ittifakı kendi logomuzla yer alma durumu olsaydı yer alırdık. O yol kapalı olunca kendi partimizin adıyla, logosuyla seçime girmeye karar verdik." diyen Yavuz sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kürd seçmen özelinde konuşacak olursak biz zaten yüzyıllardan beridir bu topraklarda yaşıyoruz.  Bu toprağın tarihiyle, geleneğiyle, diliyle, diniyle hiçbir problemimiz yoktur. Ortalama bir Kürt neyse HÜDA PAR odur. HÜDA PAR ortalama bir Kürd’tür. Molla Cezeri’den, Fakiye Teyra’dan,  Ahmedi Hani’den, Şeyh Abdusselam Barzani’den, Mahmud Berzenci’den Şeyh Said’den gelen ortalama bir Kürd neyse oyuz. Diline, kültürüne, tarihine bağlı, misafirperver, mert, yiğit insanlar. Her kavmin kendine özgü Allah tarafından kendilerine bahşedilmiş karakteristik özellikleri vardır. Biz Allah’u Teâlâ’nın, halk olarak Kürdlere verdiği bütün özellikleri HÜDA PAR olarak Kürdlerin tüm özelliklerini taşıyoruz. 'Şu kesim taşımıyor, bu taşımıyor.' demiyoruz. Ama ortaya konulan pratiğe baktığımız zaman Kürt halkının inanç yapısıyla, tarihiyle sorunları olduğunu görüyoruz. Bu ciddi anlamda tartışmalara sebebiyet veriyor. Yakın zamanda HDP’den istifa eden Altan Tan’ın beyanatları var. Bir Kürd olarak Kürdlerin diliyle, tarihiyle problemi olmayanların yeri olmadığını söyledi. Benzer açıklamaları Sayın Kadri Yıldırım da buna benzer ifadeler kullanmıştı. 'Kürdoloji bölümü açılsın dedim, ama kabul edilmedi.' HDP’nin böyle bir derdinin olmadığı yönünde eleştiriler var."

"Karamollaoğlu millet ittifakında yer aldı. Biz buna saygı duyduk"

Seçim ittifakları döneminde Saadet Partisi ile de görüşüldüğünü söyleyen Yavuz "Bizler Saadet Partisiyle görüştük. Sayın Karamollaoğlu’nu ziyaret ettik. Seçim konuşuldu, ittifaklar konuşuldu. Türkiye meseleleri hakkında Yapıcıoğlu ve Karamollaoğlu görüştü. İttifak olmamasının özel bir nedeni yok. Karamollaoğlu millet ittifakında yer aldı. Biz buna saygı duyduk. Bizim hiçbir partiye özel bir rezervimiz yok. Bir bayramlaşmada CHP ile görüştük. Onlar bizim merkezimize geldiler. Kan davası Ve benzeri durumun olmadığını söylemek istiyorum." dedi.

"Biz 16 Nisan'da sivil bir anayasanın kapısının aralanması için 'evet' yönünde oy kullandık." diyen Yavuz "Dil ve kimliğin önündeki yasakların kalkması için 'evet'e oy verdik. Sorunu tanımlarsak, Mecliste Kürdçe konuşuluyor. Tutanaklara bilinmeyen dil diye geçiyor. Bu bir ayıptır. Türkiye bu ayıptan vazgeçmelidir. Milyonlarca insanın kullandığı, Cenab-ı Allah’ın yarattığı bir dile bilinmeyen dil demek felaket demektir. 11 bin km öteden Ortadoğu’yu dizayn edenler; 'Gel ben senin özgürlüğünü sağlayacağım, statünü sağlayacağım.' diye hokkabazlık yaptıklarını görüyoruz. Bu bir beka meselesidir. Bu yasağı kaldırdığımız zaman Türkiye’nin bekası yönünde adım atılmış olur. Memleketin bekası sistemden kaynaklanıyor. Sonuçlarla mücadeleyle bir adım atılmaz. Sistem kendisiyle yüzleşmeli. Anayasada nötr bir tanımlama yapılarak Türkiye normalleşecek, gücüne güç katacaktır. Bütün inanç grupları açısından devletin giymesi gereken kisve adalet olmalıdır. Dini aidiyeti milliyeti ne olursa olsun herkesin hakları teminat altına alınmalıdır." diye konuştu.

"Halkı sokağa çağıran kim varsa cezalandırılsın dedik"

Genel Başkanımız, Selahattin Demirtaş'ın cezaevinden serbest bırakılması tartışmaları hakkında ise şu görüşleri paylaştı:

"Bir insan suçluysa cezaevinde olmalıdır. Suçlu değilse tabi ki cezaevinde olmamalıdır. 6-8 Ekim'de bizim bazı taleplerimiz olmuştu. 'Halkı sokağa çağıran kim varsa cezalandırılsın.' dedik. Bizim için Yasin Börü ve arkadaşlarının davasının adaletle neticelenmesi için üç şart var. Çünkü yakın tarihin en vahşi olaylarından biri. İnsanlığa karşı işlenmiş en ağır olay. Memleketimiz bunu kabul etmiyor. Bir insanı öldüreceksiniz, cesedini parçalayacaksınız, olmadı yakacaksınız, bunun izahı yok. O yüzden bu vahşette zerre kadar dahli olan kim varsa kamunun mahşeri vicdanı tatmin edecek şekilde yargılanması ve hak ettiği cezayı alması gerekiyor. Bizim için 3 şart şu; bir, insanlığa karşı işlenmiş ağır suçlar kapsamına alınacak. İki, sokağa çağıranlar, azmettirenler yönünde soruşturma derinleştirilecek. Üç, seyirci kalan, görevini yapması gerekirken yapmayan mülki amirler ve kolluk güçleri hesap vermeli. Bu üç şart yerine gelmedikçe Yasin Börü ve arkadaşlarının davalarının adaletle neticelendiğine hiçbir zaman inanmayacağız. Bu açıdan sadece bir şahsı esas alarak konuşmuyorum. Bu vahşette imzası bulunan, halkı sorumsuz bir şekilde sokağa çıkararak, Kürd mahallesi politik bir mahalledir, sıkıntılı bir mahalledir. Eğer siz bu memlekette siyaset yapan sorumluluk sahibi, memleketini düşünen bir anlayışa sahipseniz halkı sokağa dökmemeniz lazım. Genel olarak söylüyorum. Eğer Demirtaş bu kategorideyse tabi ki onu da kastediyorum. İlkesel olarak söylüyorum. Demirtaş konusunda bunun kararını yargı vermelidir."

"Bir insana destek vermek onun her şeyine kefil olmak değildir"

Yavuz, 24 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı destekleme kararlarıyla ilgili olarak "Bir insana destek vermek onun her şeyine kefil olmak değildir. Sayın Erdoğan’la 16 Nisan'da evet cephesindeydik. Şimdi de anayasanın değişmesi yönünde irade ortaya koymuştur. Yetkili kurullarımızla parlamenter ve cumhurbaşkanı hükümet sistemini karşılaştırdık. Darbe ürünü yasakçı anayasanın tümden kaldırılması için destek verdik. Cumhur ittifakına yönelik bir desteğimiz yoktur. Bizim cumhurbaşkanına yönelik bir desteğimiz var. Cumhur ittifakının rakibiyiz. Cumhur ittifakı parlamentoyla ilgilidir. Parlamento ile cumhurbaşkanı seçimini tamamen ayırıyoruz. Cumhurbaşkanı eski anayasanın kaldırılması yönünde irade ortaya koydu. Bu yüzden destekliyoruz. Parlamenter sistemin politik geçmişi, sicili kabarık. Parti disiplini en yüksek partiyiz. Tabanımız parti kararına uyar. Cumhur ittifakına rakibiz. Cumhur ittifakında kendi logomuzla yer alabilseydik belki yer alabilirdik. Ak partinin listeleri içinde seçime girme de tartışıldı. Bu sonuca ulaşacak bir boyuta ulaşmadı." ifadelerini kullandı.

"HDP'nin aldığı oy PKK’nin doğrularından değil devletin yanlışlarından kaynaklanıyor"

"HDP'nin aldığı oy PKK’nin doğrularından değil devletin yanlışlarından kaynaklanıyor." diyen Yavuz "Çukur ve barikat siyasetine bölge halkının mahkûm edildiği bir ortamda, bu politikayı halka reva gören partinin cezalandırılmasına rağmen milliyetçi söylemin artmasıyla devlet bunu göremedi. Halk da 'Bize kanı reva göreni mahkûm edelim ama kime güvenelim?' diye sordu. Devletin dili güvenlikçi kodlara bürününce vatandaş tekrar geri dönüyor. Silaha prim vermeyelim. Şiddeti kullanmadan çözüme ulaşalım." şeklinde konuştu.

"70 aday adayından 40 kadın adayımız var"

"70 aday adayından 40 kadın adayımız var." diyen Yavuz "Sosyal hayatta bulunması gereken yerde kadının olmaması cinayettir. Meseleye kadın erkek bağlamından ziyade insani bakıştan bakıyoruz. Aileyi koruma kanunu ucube bir kanun. Toplumun dokularıyla uyuşmayan bir kanun. Bu bizim aile geleneğimize uymuyor. Bunun değişmesi lazım. Nerde olursa olsun orada insan ölüyorsa orada medeniyet yoktur. Bir yerde medeniyet olup olmadığının kıstası insan ölümlerinin zor ya da kolay olmasıdır. HÜDA PAR olarak insan ölümlerini zorlaştıran, akan kanı durdurmaktan daha üstün bir siyaset tanımıyoruz. Bize düşman olarak tanımlanan, kan davalı diye gösterilen siyasal anlayışlarla görüşmenin temelinde de bu vardır. HÜDA PAR yerli ve millidir. Millete aittir, kaynağını bu topraktan almıştır. Tüm sorunlarımızın merkezi olarak Ankara’yı görüyoruz. Ne yapıp edip bu sorunumuzu bu şekilde çözeceğiz. Kana gözyaşına ihtiyaç durmadan." diye belirtti.

"Üretime dayalı ekonomik politikaların uygulanması lazım"

Genel Başkanımız, partimizin ekonomik politikaları hakkında ise şu görüşleri paylaştı:

"Asgari ücret vergiden arındırılsın. Meclisteki 4 parti millete bu sözü verdi. Bir türlü bu sözün gereğini yerine getirmediler. Yabancı sermayenin Türkiye’nin dokusuna girmesini doğru bulmuyoruz. Amerika Merkez Bankası FED’in kararı ekonomiyi etkiliyor. Faize dayalı politikanın terkedilmesini istiyoruz. Bizim ihtiyacımız olanlar komşularda, onların ihtiyacı olanlar bizde var. Binlerce kilometre öteden bir ülke emperyal ambargo koyuyor. 'Sen uyacaksın.' diyor. Peygamberimiz; komşuluk ilişkisine o kadar önem veriyor ki “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” demiştir. Bulgaristan, Yunanistan, İran, Irak hepsini söylüyoruz. Irak ve İran’da petrol, gaz var. Bizde ise yüzlerce kalem ürün var. Neden böyle bir ilişki kurmayıp yönümüzü İslam ülkelerine dönmeyip ortak para birimi kullanmıyoruz. Bu ülkelerle neden ilişkileri geliştirmeyelim."

"Savaşla çözülecek hiçbir meselemiz yoktur"

Yavuz başta Suriye olmak üzere İslam dünyasında yaşananlar hakkında ise şu görüşleri paylaştı: "Savaşla çözülecek hiçbir meselemiz yoktur. Astana sürecini destekliyoruz. Afrin’le ilgili de ifade ettik. Afrin bir sonuçtur. Amerika’nın Suriye’ye yerleşmesi bir sonuçtur. Çavuşoğlu ve Pompeo görüştü. YPG çevreleri de dikkat etsin. YPG orayı terk etsin, yerine Amerika gelsin. YPG gidecek. Kim gelecek. 10 yıl önce Amerika geliyorum deseydi infial olurdu. Şimdi Türkiye Amerika’nın orada kalmasını başarı olarak görüyor. Bu bizim için bir zafer değildir. Ne zaman zaferden bahsederiz. Bu hayduut buralardan kovduğumuz zaman. Amerika, israil ve uşağı olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Suud’un verdiği destekle coğrafyanın nerelere çekildiğini görüyoruz."

Neden HÜDA PAR?

Yavuz, konuşmasının sonunda "Biz kültür ve dil meselesiyle terör meselesinin birbirinden ayrılması gerektiğini, İslami ve insani taleplerinin siyasi zeminde çözülmesinin Türk’e, Kürd’e Arap’a, Çerkez’e 81 milyon memleket evladına faydalı olacağını düşünüyoruz. Sadece siyasal olarak değil, ekonomik, sosyal, kültürel olarak da rahatlayacağımız mesajını veriyor, hür adaylara destek vermelerini Türkiye kamuoyundan talep ediyorum." ifadelerini kullandı.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI