“Biz adaletin hakim olmasını istiyoruz”

Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, Gaziantep Şahinbey İlçe kongremize katıldı.

/ GENEL BAŞKAN / Küçült | Büyüt

Şahinbey İlçe Kongremize katılmak üzere Gaziantep’te bulunan Genel Başkanı Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Kongrede bir konuşan Genel Başkanımız Yapıcıoğlu, adaletin hâkim olmasını istediklerini belirterek, “Biz o ilkelerin hayata hâkim olmasını istiyoruz. Bu dava bir post kavgası değildir. Bu dava bir koltuk kavgası hiç değildir. Bu dava hakkı ve adaleti hâkim kılma davasıdır.” dedi.

Çalışmalarımı artırma, kadroları genişletme ve milleti bilinçlendirme noktasında her gün bir önceki güne göre, her yıl geçen seneye göre daha fazla gayret sarf etmeleri gerektiğinin bilincinde olduklarının altını çizen Yapıcıoğlu, “Yola çıktığımızda ‘Gerçek adalet, kardeşlik, vahdet, ümmet, millet, memleket’ dedik. ‘Hiç kimse şahsi çıkarlarını milletin ve memleketin menfaati üzerinde görmesin’ dedik. ‘Hiçbir grup, parti kendisini memleketten daha kıymetli ve değerli görmesin’ dedik. ‘Hiçbir memleket ne olduğu belli olamayan milli menfaat sözcüklerinin arkasına saklanarak ümmetin maslahatının aleyhine çalışmasın, onun maslahatına ters işler yapmasın’ dedik. Peki, bu söylediklerimiz ne kadar yankı buldu, ne kadar anlaşıldı, ne kadar insana bu ilkelerimizi götürüp tanıtabildik.” ifadelerini kullandı.

“Gelir dağılımında ciddi bir adaletsizlik var”

Gelir dağılımındaki adaletsizliğe ve vergideki dengesizliğe dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Memleketin her tarafında çok ciddi şikâyetler var” diyerek, sözlerine şöyle devam etti:

“Şu son günlerde memlekette yaşanan olaylara bir bakın. Memleketin her tarafından çok ciddi şikâyetler var. Gelir dağılımında ciddi bir adaletsizlik var. Kamu harcamalarını karşılamak için bulunan yolardan bir tanesi de vergilere astronomik zamlar yapmak. Gaziantep çok ciddi olarak bu sorunu belki hissetmiyordur ama memleketin farklı bölgelerinde çok ciddi bir işsizlik sorunu var. İşsizlik çift haneli rakamlara çıktı. İşsiz sayısını azaltmak için İŞ-KUR üzerinden yeni bazı kadrolar açılıyor. İşverenlere ‘elemanlarınızın sayısını artırın, onların ücretinin bir kısmını, primlerini, vergilerini devlet olarak biz ödeyelim’ diyorlar. Peki, soruyorum o kadroları kimler yerleştiriliyor?”

“Bundan sonra gözlerimiz sizin üzerinizde”

16 Nisan’da yapılan referandumdan sonra hükümeti uyardıklarını da ifade eden Yapıcıoğlu, “Bakınız bundan sonra gözlerimiz sizin üzerinizde, artık hiçbir mazeretiniz yoktur. Bundan sonra göreceğiz; sizden beklediğimiz şeyler var. Bunlardan birincisi ‘adalet, ikincisi istişare ve üçüncüsü ise liyakat, ehliyet’ demiştik. Peki, kadrolar ehil insanlara mı teslim ediliyor? Yoksa bu kadrolar ensesi kalın olanların veya ensesi kalın dayısı olanların enselerinin biraz daha kalınlaşması için mi kullanılıyor? Bu gidişattan memnun musunuz?” ifadelerini kullandı.

“Ateşe benzin döküyorlar”

Geçtiğimiz pazartesi günü Irak Kürdistan’ında yapılan ve aradan geçen bir haftaya rağmen Türkiye ve dünya gündemini meşgul eden referanduma da değinen Yapıcıoğlu, referandum sonrasında ellerinde silahlarla poz verip fotoğraf çektirenlere dikkat çekti.

Yapıcıoğlu, “Kardeşlik dedik. Şu son günlerde bütün Türkiye’nin gündemini meşgul eden konulardan bir tanesi Irak Kürdistan Bölgesi’nde 25 Eylül tarihinde yapılan referandum. Basına ve özellikle sosyal medyaya bazı fotoğraflar yansıdı. Ellerinde uzun namlulu otomatik silahlar bulunan bazı kişiler poz veriyorlar, bunlar sivil insanlar. Bunlar nereye gidecekler? Birileri çıkıyor ‘Biz oradaki kardeşlerimizi ezdirmeyeceğiz, gerekirse biz onlar için savaşacağız’ diyorlar. Bunu diyenler ateşe benzin döküyorlar. Biz soruyoruz, diyoruz ki; sizin kardeşlik ölçünüz nedir, aynı kavme mensup olmanız mı, yani sizin tabirinizle soydaşlık mıdır? Aynı kişiler ‘bizim Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan Kürt kardeşlerimizle hiç kimse aramızı bozamaz’ diyorlar. Peki, sınırın bu tarafında sizinle soydaş olmayanlar onlar da sizin kardeşinizse o zaman sizin ölçünüz soydaşlık değil. Nedir sizin ölçünüz, sınırlar mıdır? Eğer sizin ölçünüz sınırlar ise sınırların öteki tarafında başka bir devletin bayrağı altında yaşayan başka bir ülkenin pasaportunu taşıyan insanlar arasında niçin ayrımcılık yapıp birini yekdiğerine tercih ediyorsunuz? ‘Ben Allaha ve ahret gününe iman ettim, ben Müslümanlardanım’ diyen herkesin yapması gereken, kardeşi, tanıdığı veya hiç tanımadığı iki kişi arasında bir sorun çıktığında önce meselenin ne olduğunu iyice anlamaya çalışması ve yapabiliyorsa onları anlaştırıp sükûneti tesis ve temin etmesidir.” şeklinde konuştu.

“80 milyon birinci sınıf vatandaş diyoruz”

“Biz 80 milyon birinci sınıf vatandaş diyoruz” diyen Yapıcıoğlu, “Bugün bu olaylar oldu diye söylemiyoruz. Partimizi kurarken parti programımıza yazdık. Programın hemen başında diyoruz ki; ‘Cenab-ı Allah dünya ve içindekileri insanlar için yaratmıştır.’ Bütün insanlar Hz. Âdem ve Havva’nın çocuklarıdır. Yaratılış itibariyle birbirlerine eştir. Bütün inananlar, müminler kardeştir. Şimdi biz bunları söylerken birilerinin hoşuna gitmediği için sanki biz milleti, ümmeti farklı farklı guruplara bölüp, onları birbirilerinin aleyhine kışkırtıyormuşuz gibi bize ‘bölücülük yapmayın’ diyenler var.

Biz diyoruz ki bölücülüğün her çeşidine inat biz birleştirmeye devam edeceğiz. Her çeşit ayrıştırma bizim nazarımızda merduttur, reddedilmesi gerekir. Biz, bütün insanlar inansın, ahret bilinciyle hareket etsin ve bütün insanlar cennet ehli olsun ve hidayet bulsun istiyoruz. Ama olmazsa, yani bizimle aynı inancı taşımazsa biz onlara da adaletle davranılması gerektiğini söylüyoruz, buna inanıyoruz. Adalet her zaman, her şartta ve herkes tarafından uyulması gereken bir şeydir. Zulüm mutlak manada haramdır. Hiç kimse, dünyanın her hangi bir yerinde, her hangi bir insana, hatta her hangi bir canlıya, hiçbir gerekçeyle zulmetme hakkına sahip değildir. O yüzden biz ’80 milyon vatandaş birinci sınıf vatandaş’ diyoruz. 80 milyonun hepsi aynı dine mi mensup, bizimle aynı inancı mı taşıyor, aynı kavme mi mensup? Hayır. Ama biz diyoruz ki; ‘bütün insanlar kanun önünde eşit olmalıdır.’ Peki, kanunlar herkese eşit olarak uygulanıyor mu?” diye sordu.

“Göreceğiz bakalım kanun önünde herkes eşit midir?”

Dün İstanbul Ataşehir'de yolda yürüyen bir kadının, bir erkeğin yumruklu saldırısına uğraması olayına da değinen Yapıcıoğlu, şunları dile getirdi:

“İnsan kılıklı bir yaratık, şeklen insana benziyor. Yolda yürürken karşı yönden gelen bir bayana ilk önce omuz atıyor, o bayan durup adama dönüp herhalde bir şeyler söylüyor. ‘Niye böyle şeyler yaptın’ diye. O adam dönüp arkasından bir yumruk vurup kadıncağızı ayaklarını yerden kesecek şekilde yere serilmesine sebebiyet veriyor. Hatırladınız mı, bir süre önce şortla bindiği minibüste birisi o kadına vurmuştu. Basın nasıl ayağa kalkmıştı gördünüz değil mi? O kişinin yargılanma sürecinde mahkeme nasıl da baskı altına alındı gördünüz değil mi? şimdi ondan çok daha şiddetli bir darbeyi bu kadıncağıza vuran kişiye nasıl bir muamele yapılacak hep beraber göreceğiz. Sözlerim yanlış anlaşılmasın. Biz hiç kimseye hak ettiğinden fazla, bir gün bile ceza verilmesini istemiyoruz. Adalet zaten her şeyi yerli yerine oturtmaktır, her şeyin yerli yerinde olmasıdır, herkese hakkını tastamam teslim etmektir. Eğer hakkı sadece olumlu anlamda anlayacak olursanız eksik kalır. Cezayı hak edene tastamam vereceksiniz. Göreceğiz bakalım kanun önünde herkes eşit midir?”

“Kadroların bazı iktidar milletvekilleri tarafından parayla satıldığına dair piyasada haberler dolaşıyor”

15 Temmuz darbe girişiminden sonra kamuya girişte zorunluluk haline getirilen Güvenlik Soruşturması ve mülakatla memur alımıyla ilgili de konuşan Yapıcıoğlu, “Siz bu mülakatları neye göre yapıyorsunuz? Gerçekten ehil kişileri seçmek için mi, yoksa kendi yandaşlarınızı yerleştirmek için mi yapıyorsunuz?” diye sordu.

“Bu kadroların bazı iktidar milletvekilleri tarafından parayla satıldığına dair piyasada bazı haberler dolaşıyor” diyen Yapıcıoğlu, şunları kaydetti:

“Memlekette bir zamanlar adı ‘cemaat, hizmet’ olan, sonralarda adı ‘FETÖ’ olarak değişen bir yapı vardı. Bir dönem ‘KPSS’ diye bir sınav vardı. Vatandaşlar da; ne güzel herkes sınava giriyor, hiç kimseye torpil yoktur, kadrolar açıldığı zaman en yüksek puandan başlayarak ihtiyaç sayısı kadar elemanı çağırıyorlar ve iş başı yaptırıyorlar. Sonra baktık ki gerçekten birileri çok yüksek puanlar alıyor. Aradan biraz daha zaman geçti. Öğrendik ki bunlar soruları çalıyorlarmış. Kendi yandaşlarına veriyorlarmış. Bütün kadrolar ellerine geçsin diye bunu yapıyorlardı. Şimdi her gün basına haberler düşüyor. ‘Şu kadar emniyetçi, asker, şucu veya bucu açığa alındı.’ Şu anda o memur kadrolarında oluşan açığı kapatmak için hızlı bir şekilde yeni memurlar alıyorlar. Peki, o memurları nasıl alıyorlar? Daha önce bir KPSS vardı. KPSS haklı bir sistemmiş gibi görünüyordu. Sonra soruların çalındığını anladık. Şimdi ne yapıyorlar. ‘KPSS yetmez’ diyorlar. Sadece o sınavdan yüksek puan alanlar her türlü memuriyete layıktırlar, girsinler diye bir şey söylemiyoruz. Birisi çok iyi matematik, fizik, kimya biliyor olabilir. Ama insanlıktan da çıkmış olabilir. Siz eğer onu getirip öğretmen yaparsanız ben çocuğumu ona teslim etmek istemem. Ben bunu anlarım. Fakat siz bu mülakatları neye göre yapıyorsunuz? Gerçekten ehil kişileri seçmek için mi, yoksa bu sefer kendi yandaşlarınızı yerleştirmek için mi yapıyorsunuz? Millet ne düşünür? Dayısı olan göreve başlıyor değil mi? Bu kadroların bazı iktidar milletvekilleri tarafından parayla satıldığına dair piyasada haberler dolaşıyor. Bunları biz duyuyoruz. Peki, hükümet ve başındakiler bundan habersiz mi? Hiç zannetmiyorum. Bu da yetmiyor. Mülakatı geçenlere de ikinci bir süzgeç daha koyuyorlar. Bu sefer de güvenlik soruşturması yapıyorlar. ‘Biz FETÖ’cüleri devlet kadrolarından ayıkladık, bunlar kapıdan kovuldu, tekrar bacadan girmesinler’ diye. Peki, ben soruyorum. Dönemin İçişleri bakanı FETÖ’ye yönelik operasyonlar başladığında emniyet istihbaratında görevli polis memurlarından yüzde 90’nına yakını FETÖ mensubu olduğunu bizatihi itiraf etmişti. Şimdi güvenlik soruşturmasını kim yapıyor, emniyet! Neye göre yapıyor? Yüzde 90’ı FETÖ’cü olan bir kurumun tuttuğu arşive göre.”

“Basının önemli bir kısmı ciddi bir tarafgirlik içerisinde”

Basının hakkın, adaletin ve milletin yanında taraf olması gerektiğini vurgulayan Yapıcıoğlu, “Ama içler acısı bir haldeyiz ki; basının önemli bir kısmı ciddi bir tarafgirlik içerisinde. Hani birileri ‘tarafsız’ basın der. Ben basının tarafsız olacağına inanmıyorum, olması gerektiğini de düşünmüyorum. Basın taraf olmalı. Ama basının taraf olması gerek nokta şu veya bu partinin yanında durmak değildir. Hakkın, adaletin ve milletin yanında taraf olmalıdır. Millete haksızlık eden, hakkını çalan, aldatmaya kalkan kim olursa olsun onu deşifre etmelidir. Eğer saygın olmak istiyorsa, basının saygın olmasının yolu budur.” diye konuştu.

“Memleketin şu an içinde olduğu durum hayra alamet değildir”

Türkiye’nin içinde olduğu durumun hiç iyi olmadığına işaret eden Yapıcıoğlu, “Emin olun memleketin şu an içinde olduğu durum çok hayra alamet değildir. Gidişat da iyi yönde değil. Biz uyarı görevimizi yapıyoruz. Fakat maalesef biraz önce basından şikâyet ettik. Belki bizim daha fazla siyaset kurumundan şikâyet etmemiz lazım. Bir siyasetçi olarak iğnenin büyüğünü de kendimize batırmalıyız. Memleketteki siyasi partiler kendi şahsi veya partisel çıkarlarını memleketin menfaatlerinin üzerinde, ümmetin maslahatının üzerinde gördükleri müddetçe bu halden çıkışımız yok. Kayıkçı kavgası devam edecek.” şeklinde konuştu.

“HÜDA PAR’ın programı bir medeniyet projesidir”

Suriye meselesi başta olmak üzere birçok meselede parti olarak ümmetin ve ülkenin maslahatı için yaptıkları uyarıların dikkate alınmadığını belirten Yapıcıoğlu, “Ama emin olun pek çok meselede; Suriye meselesinde, adına ‘Çözüm süreci’ dedikleri çatışmasızlık sürecinde biz uyarılarımızı yaptığımızda dudak bükenler daha sonra ‘HÜDA PAR’ın programı bir medeniyet projesidir itirafında bulundular.’ Bazıları açıkça bunu itiraf edemezseler de aradan geçen yıllardan sonra bizim o gün, yani yıllar önce söylediğimizi bugün kendi cümleleriymiş gibi söylemeye başladılar. Bu durum bize bir şey gösteriyor. Demek ki; o doğrularımızda çok daha fazla ısrarcı olmalıyız, her gün biraz daha fazla sayıda insana bunu götürmek için çaba göstermeliyiz. Bu memleketin buna ihtiyacı var.” dedi.

“Biz adaletin hâkim olmasını istiyoruz”

“Davası hak olanın yardımcısı Allah’tır” diyerek konuşmasını sürdüren Yapıcıoğlu, devamla partililere hitaben şunları söyledi:

“Allah, mutlak surette nurunu tamamlayacaktır. Bu nedenle tüm kardeşlerimden istirhamım, sakın gevşemeyin, yılgınlığa düşmeyin, birbirinizle didişmeyin ve birilerinin provokasyonuna gelmeyin. Biz hep ‘kardeşlik, vahdet, adalet’ diyeceğiz. Bizi anlamayanların da bir gün bu söylemelerimizin haklılığını itiraf etmelerini temin edeceğiz. Biz bunu başardığımız gün, yani o insani değerlerin ve İslami ölçülerin hayata tatbik edildiğini gördüğümüz gün vazifemizi yapmış olmanın huzuru içerisinde olacağız. Biz ‘muhakkak bu memleketi biz yöneteceğiz’ veya ‘bizimle beraber hareket edenler yönetecek’ diye bir kavganın içerisinde değiliz. Biz adaletin hâkim olmasını istiyoruz. Biz o ilkelerin hayata hâkim olmasını istiyoruz. Bu dava bir post kavgası değildir. Bu dava bir koltuk kavgası hiç değildir. Bu dava hakkı, adaleti hâkim kılma davasıdır. Bu mücadele onun mücadelesidir. Rabbim bu yolda ayaklarımızı sabit kılsın.”

“Başarı istikamet üzere kalabilmektir”

“Eğer bu çabalarımıza rağmen istediğimiz kadar destek bulamazsak bile yine yılgınlığa düşmeyeceğiz.” diyen Yapıcıoğlu,  son olarak şunları söyledi:

“Çünkü biz şuna inanıyoruz; Başarı sadece etraftaki kalabalıkların sayısıyla ölçülmez. Başarı istikamet üzere kalabilmektir. Başarı bütün engellemelere rağmen doğru çizgide yürüyebilmektir. Başarı, niyetini bozmadan dünyaya ve onun makamlarına meyletmeden, rabbini kendinden razı etmeye çalışmaktır.”

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Sistem "AÇIK BETA" Modundadır.

FORM BİLGİLERİNİ DOLDURUNUZ.

YUKARI